Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) “Küresel Kapasite Fazlası Ortamında Çelik Sektörünün Dönüşümü” başlıklı raporuna göre küresel çelik kapasite fazlasının 2024 yılındaki 601 milyon mt seviyesinden 2027 yılında 721 milyon mt seviyesine yükselmesi beklenirken, bu durum üreticilerin düşük emisyonlu teknolojilere yatırım yapma imkanlarını kısıtlıyor ve sübvansiyonlarla desteklenen kapasite artışlarının sektörün karbonsuzlaşmasını daha da geciktirmesi riskini artırıyor.
OECD kapasite fazlasındaki kalıcılığın çelik fiyatlarını baskıladığını, kâr marjlarını daralttığını ve finansman maliyetlerini artırdığını, verimsiz üreticilerin faaliyetlerini sürdürmesini sağlayan kamu desteklerinin ise yüksek emisyonlu tesislerin devreden çıkarılmasını yavaşlattığını belirtti.
Yüksek fırın kapasitesindeki artışlar kapanışları aşmaya devam ediyor
Rapora göre 2025-2027 döneminde yaklaşık 25,8 milyon mt yüksek fırın kapasitesinin devreden çıkarılması beklenirken, Çin'in 15,6 milyon mt ile toplamın yaklaşık %60'ını oluşturacağı öngörülüyor. Bununla birlikte ağırlıklı olarak Çin ve Hindistan'da devreye alınacak 62,1 milyon mt tutarındaki yeni yüksek fırın kapasitesinin söz konusu kapanışları aşması bekleniyor. Kapatılacağı tespit edilen yüksek fırın kapasitesinin yalnızca 6,9 milyon mt tutarındaki, diğer bir deyişle %27'lik bölümüne aynı tesislerde elektrik ark ocağı yatırımlarının eşlik etmesi, kapanışlarda kötüleşen piyasa koşullarının karbonsuzlaşmadan daha belirleyici olduğunu gösteriyor.
Öte yandan Çin'in yurt dışı yatırımları yüksek emisyonlu üretimin başka bölgelere taşınmasına katkıda bulunurken, ASEAN ülkelerinde öngörülen yaklaşık 60 milyon mt kapasite artışının Çin yatırımlarıyla bağlantılı olması, yüksek emisyonlu çelik üretimine bağımlılığın uzaması riskini doğuruyor.
DRI ve elektrik ark ocağı yatırımları her zaman karbonsuzlaşma hedeflerinden kaynaklanmıyor
OECD 2025-2027 döneminde doğrudan indirgenmiş demir (DRI) bazlı elektrik ark ocağı yöntemiyle çelik üretim kapasitesine 30,7 milyon mt, hurda bazlı elektrik ark ocağı kapasitesine ise 61,7 milyon mt eklenmesinin planlandığını belirtti. Ancak bu yatırımların önemli bir bölümü, doğrudan emisyon azaltım stratejilerinden ziyade hammadde bulunabilirliği, enerji avantajları ve talebin güçleneceği beklentisinden kaynaklanıyor.
2027 yılına kadar devreye alınması planlanan DRI projeleri arasında yalnızca yaklaşık 19 milyon mt kapasitenin düşük emisyon hedefleri doğrultusunda geliştirildiği görülüyor. Raporda özellikle kömür bazlı teknolojilerin kullanıldığı durumlarda DRI üretiminin kendiliğinden düşük emisyonlu olmadığı vurgulanırken, doğal gaz bazlı projelerin sıfıra yakın emisyonlu üretimi destekleyebilmesi için ilerleyen dönemde hidrojene geçişe yönelik güvenilir planlar içermesi gerektiği belirtildi.
Yatırım koşullarının zayıflaması düşük emisyonlu projeleri geciktiriyor
2025 yılının ikinci çeyreği itibarıyla toplam 15,5 milyon mt kapasiteye sahip, düşük emisyonlu çelik üretim projeleri kapasite fazlası, yüksek enerji maliyetleri ve mevzuata ilişkin belirsizlikler nedeniyle askıya alındı veya ertelendi. Yüksek fırın yönteminden elektrik ark ocağı üretimine geçişi içeren projeler %27 ile en yüksek askıya alınma oranını kaydederken, bu projeleri %18 ile hidrojen bazlı DRI ve %15 ile karbon yakalama, kullanımı ve depolama projeleri izledi.
OECD, karlılığın zayıflamasının iç kaynaklardan sağlanan finansmanı kısıtladığını, kazançlardaki dalgalanmalar ve artan borçlanma maliyetlerinin ise dış finansmana erişimi zorlaştırarak üreticilerin büyük ölçekli teknolojik modernizasyon yatırımları için mali imkanlarını sınırladığını belirtti.
Geleneksel çelik fiyatlarının düşmesi yeşil çelik fiyatlarını artırıyor
Geleneksel yöntemlerle üretilen çelik fiyatlarının gerilemesi, alıcıların düşük emisyonlu ürünler için ödemesi gereken primi artırarak bu ürünlerin ticari cazibesini de zayıflatıyor. Avrupa'da geleneksel yüksek fırın yöntemiyle üretilen çelik ile yeşil hidrojenle üretilen DRI kullanılarak elektrik ark ocağı yöntemiyle üretilen çelik arasında yaklaşık 160$/mt üretim maliyeti farkı bulunduğunu hesaplayan OECD, 2022-2025 döneminde sıcak rulo sac fiyatlarındaki düşüşün hesaplanan primi %17'den %25'e yükselttiğini açıkladı.
Benzer hesaplamalar söz konusu primin Çin'de %16'dan %22'ye, Japonya'da ise %15'ten %22'ye yükseldiğini gösterirken, bu durum mutlak üretim maliyeti farkı değişmese bile geleneksel çelik fiyatlarındaki baskının daha temiz alternatiflere yönelik talebi zayıflatabileceğini ortaya koyuyor.
Dönüşüm politikaları mevcut kapasitenin devreden çıkarılmasını desteklemeli
OECD, düşük emisyonlu çelik üretimindeki sübvansiyonlu kapasite artışlarının, yatırım teşviklerine mevcut tesislerin etkin biçimde devreden çıkarılmasının eşlik etmemesi halinde yeni bir kapasite fazlası dalgası yaratabileceği uyarısında bulundu.
Arz fazlasına yol açan ekonomilerde dönüşüm tedbirlerinin zorunlu tesis kapanışları, bağlayıcı kapasite ikame şartları ve piyasayı bozan sübvansiyonların kaldırılmasıyla birlikte uygulanması çağrısında bulunan OECD, karbonla bağlantılı pazara erişim koşullarının daha temiz üretime yönelik yatırımları korumaya yardımcı olabileceğini ancak sübvansiyonlu düşük emisyonlu çelik ithalatının piyasa koşullarında faaliyet gösteren üreticileri yine de olumsuz etkileyebileceğini belirtti.
Raporda kapasite fazlasının giderilmesinin yatırım yapma gücünün yeniden kazanılması ve düşük emisyonlu çeliğe yönelik talebin artırılması açısından kritik olduğu vurgulanırken, karbonsuzlaşma politikalarının küresel arz fazlasının yalnızca teknolojik bileşimini değiştirmek yerine gerçek bir yeniden yapılanmayı teşvik etmesi gerektiği ifade edildi.
