2-3 Haziran tarihleri arasında Brüksel’de gerçekleştirilen Dünya Çelik Birliği (worldsteel) Açık Forumu’nda sunum yapan worldsteel İletişim ve İklim Savunuculuğu Direktörü Åsa Ekdahl, çelik sektörünün karbonsuzlaşma sürecinin enerji kaynaklarına erişim, altyapı kapasitesi, politika çerçeveleri ve rekabet koşullarındaki farklılıklar nedeniyle giderek daha bölgesel bir karakter kazandığını ifade etti.
Ekdahl, çeliğin iklim dirençli altyapıların, düşük emisyonlu üretimin, yenilenebilir enerji sistemlerinin, ulaşım sektörünün ve genel olarak küresel karbonsuzlaşma sürecinin temel malzemelerinden biri olmaya devam ettiğini belirtti.
Worldsteel verilerine göre 2024 yılında üretilen her bir metrik ton çelik, Kapsam 1, 2 ve 3 emisyonları dahil ortalama 2,18 mt CO₂ eş değeri emisyon salımı yaptı. Küresel ham çelik üretiminin 2024 yılında 1,89 milyar mt seviyesine çıkmasıyla birlikte sektörün toplam emisyonlarının yaklaşık 4,1 milyar mt CO₂ eş değerine ulaştığı tahmin ediliyor. Bu nedenle çelik sektörü, dünyanın en büyük endüstriyel sera gazı emisyonu kaynaklarından biri olmayı sürdürdü.
Karbonsuzlaşma öncelikleri değişiyor
Ekdahl, son yıllarda sanayi sektöründeki karbonsuzlaşma yaklaşımının önemli ölçüde değiştiğini dile getirdi. İklim hedefleri önemini korusa da enerji güvenliği, sanayi rekabetçiliği, tedarik zinciri dayanıklılığı ve ekonomik büyüme gibi unsurların artık karar alma süreçlerinde daha fazla ağırlık taşıdığına dikkat çekti. Bu nedenle farklı bölgelerin, sahip oldukları kaynaklar ve koşullar doğrultusunda farklı dönüşüm stratejileri izlediğini aktardı.
Bununla birlikte daha önce hazırlanan karbonsuzlaşma yol haritalarından bu yana ortaya çıkan bazı yeni zorluklara değindi. Bunlar arasında hidrojen projelerinin beklenenden yavaş ilerlemesi, altyapı yetersizliği, artan finansman maliyetleri, yüksek enerji fiyatları, eşit olmayan politika destekleri, büyük projelerde yaşanan gecikmeler ve yeniden planlamaların yer aldığını söyledi.
Birden fazla emisyon azaltım yolu öne çıkıyor
Ekdahl, sektörün artık teorik planlama aşamasından uygulama aşamasına geçtiğini vurguladı. 2025-2050 yılları arasındaki dönemde emisyon azaltımına katkı sağlaması beklenen başlıca araçlar arasında elektrifikasyon ve hurda optimizasyonu, hidrojene hazır doğrudan indirgenmiş demir (DRI) tesisleri, yüksek fırınlarda karbon yakalama ve depolama uygulamaları, hidrojen bazlı eritme ve indirgeme ve akışkan yatak teknolojileri ile yeni nesil kimyasal süreçlerin yer aldığına dikkat çekti.
Enerji ve altyapı en büyük zorluk haline geldi
Sunumda sektörün 2030’a yönelik temel sorununun artık teknolojiye erişebilirlik olmadığı dile getirildi. Bunun yerine en büyük zorluğun uygun maliyetli düşük emisyonlu elektriğe erişim, elektrik şebekeleri, yenilenebilir enerji yatırımları, hidrojen tedarik ağları ve karbon taşıma ve depolama altyapıları olarak görüldüğü ifade edildi. Birçok düşük emisyonlu çelik üretim teknolojisinin doğrulama aşamasını tamamlayarak erken uygulama dönemine geçtiği belirtildi.
Yüksek fırın teknolojisi önemini koruyor
Alternatif teknolojilere yönelik yatırımların artmasına rağmen Ekdahl, yüksek fırının küresel ölçekte en çok kullanılan demir üretim yöntemi olmaya devam ettiğini ve uzun yıllar boyunca önemli rol oynayacağını vurguladı. Yüksek fırınların karbon ayak izini azaltmaya yönelik geliştirilen uygulamaların tepe gazı geri dönüşümü, düşük emisyonlu ve döngüsel indirgeyici maddeler, doğrudan ve dolaylı hidrojen kullanımı, elektrifikasyon, plazma enjeksiyonu, oksijen yakıt teknolojileri, dijitalleşme ve karbon yakalama, kullanma ve depolama çözümleri olduğunu paylaştı.
Elektrik fiyatları rekabet gücünü belirleyecek
Ekdahl, çelik üretim ekonomisinin giderek küresel kömür piyasaları yerine yerel elektrik fiyatlarına bağımlı bir yapıya dönüştüğünü ifade etti. Bu nedenle bölgeler arasındaki elektrik maliyet farklılıklarının gelecekte çok daha belirleyici hale gelmesinin beklendiğini söyledi. Özellikle DRI-elektrik ark ocağı üretim rotalarına ve elektrifikasyona yatırım yapan üreticiler açısından uygun maliyetli düşük emisyonlu elektriğin rekabet gücünün temel unsurlarından biri olarak öne çıktığının altını çizdi.
Tedarik zincirleri ve iş modelleri dönüşüyor
Sunumda çelik ekosisteminde yaşanan daha geniş kapsamlı yapısal değişimlere de dikkat çekildi. Bunlar arasında yeşil demir üretiminin hız kazanması, hurda işleme ve geri dönüşüm yatırımlarının artması, yeni ortaklıklar ve iş birlikleri, tedarik zinciri entegrasyonunun güçlenmesi, talep tarafını destekleyen yeni politikalar, yenilikçi finansman modelleri ve düşük emisyonlu çelik pazarlarının gelişiminin bulunduğu vurgulandı. Aynı zamanda yasal gerekliliklerin artması ve müşterilerin daha fazla şeffaflık talep etmesi nedeniyle emisyon muhasebesi ve raporlama standartlarının da daha uyumlu ve birlikte çalışabilir hale geldiği belirtildi.
Ekdahl, çelik sektörünün karbonsuzlaşması için tek bir küresel yol haritasının ortaya çıkmasının beklenmediği sonucuna vardı. Aksine dönüşüm sürecinin enerji kaynakları, altyapı olanakları, politika destekleri, hammaddeye erişim ve endüstriyel rekabetçilik gibi unsurların şekillendirdiği bölgesel modeller üzerinden ilerleyeceğini kaydetti.
