Yametaş: Mevcut dinamikler ışığında 2026'nın ikinci yarısı ve sonrası için yassı çelik fiyatlarında radikal bir düşüş beklenmiyor

Perşembe, 25 Haziran 2026 17:24:16 (GMT+3)   |   İstanbul

Yametaş Yassı Metal Mamulleri Genel Müdürü Mehmet Ali Fincan ile yassı çelik piyasasındaki fiyat görünümünü, küresel ticaret politikalarının etkilerini ve sektörün gelecek beklentilerini konuştuk.

Yassı mamul piyasası için 2026'nın ilk yarısı nasıl geçiyor?

2026 yılının ilk yarısı, küresel çelik piyasasındaki korumacılık duvarlarının en yüksek seviyeye ulaştığı, yeşil dönüşümün mali yükümlülüklerinin başladığı ve lojistik hatların jeopolitik risklerle yeniden şekillendiği tarihi bir dönüm noktası olarak geçiyor. Yassı mamul piyasası, bir yandan iç talepteki seçici canlılığı korumaya çalışırken, diğer yandan dış pazarlardaki radikal kural değişikliklerine adapte olma mücadelesi veriyor.

İç piyasada talep ne durumda? Başta otomotiv ve beyaz eşya olmak üzere son kullanıcı sektörleri nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Yüksek borçlanma maliyetleri ve sıkı para politikası iç tüketim iştahını bir miktar törpülese de imalat sanayinin ihracat gücü ve süregelen kentsel dönüşüm/altyapı projeleri yassı çelik talebinin sert bir kırılma yaşamasını engelliyor.

Otomotiv endüstrisi, iç piyasadaki kredi kısıtları ve yüksek faizler nedeniyle yerel satışlarda vites küçültmüş olsa da üretim ve ihracat kanadıyla yassı çelik talebini sırtlamaya devam ediyor. 

Sektörün 2026 yılı için belirlediği 43 milyar $’lık agresif ihracat hedefi, üretim hatlarının yoğun çalışmasını sağlıyor. Ayrıca Avrupalı ana sanayi üreticilerinin baskısıyla, Türk otomotivi düşük karbon ayak izine sahip (yeşil/geri dönüştürülmüş) yassı çelik tedarikine yöneliyor.

Beyaz eşya sektörü, hem iç pazardaki konut satışlarının yavaşlamasından hem de Avrupa pazarındaki durgunluktan doğrudan etkileniyor. 2026'nın ilk yarısında sektör, yassı çelik talebinde "bekle-gör" ve "tam zamanında (JIT) tedarik" stratejisini benimsiyor.

Yüksek finansman maliyetleri nedeniyle beyaz eşya üreticileri büyük hacimli çelik stokları tutmaktan kaçınıyor, sadece kesinleşmiş siparişleri kadar yassı mamul alımı yapıyor.

Yassı çeliğin önemli bir diğer tüketicisi olan boru ve profil üreticileri, iç piyasada yapı sektörünün seçici büyümesinden besleniyor. Kentsel dönüşüm projeleri ve deprem bölgesi altyapı yatırımları yapısal yassı çelik talebini tabanda destekliyor. Ancak bu sektör, küresel pazarlardaki kota daralmaları (özellikle AB kotaları) nedeniyle ihracatta zorlandığı için iç piyasada fiyata dayalı ağır bir rekabete girişmiş durumda.

Girdi maliyetleri ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların yassı çelik fiyatlarına yansıması nasıl oldu? Fiyatlardaki gidişatı nasıl yorumlarsınız? 

2026 yılının ilk yarısında yassı çelik fiyatları, geleneksel arz-talep dengesinden ziyade "maliyet enflasyonu" ve "jeopolitik kırılmalar" ekseninde şekillendi. İç ve dış piyasalarda son kullanıcının nihai talebi muazzam bir ivme göstermezken, girdi maliyetlerindeki katılık ve enerji fiyatlarındaki yapısal dalgalanmalar yassı çelik taban fiyatlarını yukarıda tutan ana unsur oldu.

Yassı çelik üretim yöntemlerine (Entegre BF ve Elektrikli Ark Ocakları - EAF) bağlı olarak maliyet geçişkenliği hammadde açısından, Avustralya ve Brezilya'daki hava muhalefetleri ile küresel navlun fiyatlarındaki artış, demir cevherini ton başına 95-105$ bandında tuttu. Koklaşabilir taş kömürü fiyatları ise özellikle Moğolistan ve Avustralya kaynaklı arz kısıtları nedeniyle beklentilerin üzerine çıkarak ton başına 210$ seviyelerini zorladı. Bu durum, entegre (Yüksek Fırın) yassı mamul üreticilerinin maliyet tabanını doğrudan yukarı çekti.

Enerji açısından ise, akaryakıt/motorin maliyetlerindeki artış ve Kızıldeniz krizi kaynaklı lojistik rota değişiklikleri, hammaddelerin fabrikaya ulaşım maliyetini (navlun) katladı. İç piyasada elektrik ve doğal gaz fiyatlarındaki dönemsel ayarlamalar, özellikle hurda kullanan ark ocaklı üreticilerin ergitme maliyetlerini doğrudan etkiledi.

Üreticiler, zayıf iç talebe rağmen bu maliyet artışlarını sineye çekemediler. Sonuç olarak hammadde ve enerji baskısı yassı çelik fiyatlarında gönüllü değil, zorunlu bir fiyat artışını beraberinde getirdi. Bölgesel bazda Avrupa içi yerli sıcak haddelenmiş rulo (HRC) fiyatları ton başına 680–715€ bandına yerleşirken, ABD iç piyasası 1.100$ seviyelerinin üzerini test etti. Türkiye'de de ithal ve yerli HRC fiyatları bu maliyet marjlarına paralel olarak dirençli duruşunu korudu.

Mevcut dinamikler ışığında, 2026'nın ikinci yarısı ve sonrası için yassı çelik fiyatlarında radikal bir düşüş (çöküş) beklenmiyor. Fiyatların gidişatını belirleyecek üç temel faktör öne çıkmaktadır.

İlk olarak maliyet tabanlı fiyat dönemine giriyoruz. Fiyatlarda talep yetersizliği nedeniyle gevşeme eğilimi oluşsa bile, hammadde, lojistik ve işçilik maliyetlerinin oluşturduğu "taban çizgisi" çok yüksek. Üreticiler zarar etmektense kapasite kullanım oranlarını düşürmeyi (üretim kesintilerini) tercih ediyorlar. Bu nedenle fiyatlarda geçmiş yıllardaki gibi sert dip noktaları görülmesi zor.

Diğeri, koruma duvarları ve bölgesel fiyat makaslarıdır. 1 Temmuz 2026 itibarıyla AB'nin yürürlüğe koyacağı %50 kota aşım vergisi ve kotaların daraltılması, küresel çelik ticaretini "bölgeselleştiriyor". Avrupa ve ABD pazarlarında yerli üreticiler korunduğu için fiyatlar yüksek kalmaya devam edecek. Buna karşılık, Batı pazarlarından dışlanan Çin, Hindistan gibi devlerin ürünleri Asya ve Orta Doğu pazarlarına akacağı için bu bölgelerde (Türkiye dahil) ithal ürün baskısı ve yoğun fiyat rekabeti sürecektir.

Son olarak SKDM ve "Yeşil Çelik" primi başlığı altında, 2026 itibarıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) mali yükümlülük dönemine girilmesinin fiyat mekanizmasını, yüksek karbonlu (ucuz) çelik ve düşük karbonlu / yeşil (primli) çelik olarak ikiye bölmesi bekleniyor. Özellikle Avrupa'ya ihraç edilecek yassı mamullerde, karbon sertifikası maliyetleri doğrudan ürün fiyatının üzerine ekleneceğinden, nitelikli ve sürdürülebilir çelik segmentinde fiyatların yukarı yönlü seyri kaçınılmazdır.

AB, Temmuz 2026 itibarıyla kotaları ciddi oranda azaltmaya ve kota aşım vergisini %50'ye çıkarmaya hazırlanıyor. Bu durum ihracatı nasıl etkileyecek?

Avrupa Parlamentosu’nun Mayıs 2026'da onayladığı yeni çelik ithalat tüzüğü, 1 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giriyor. Bu yeni mevzuat, Türk çelik ihracatçıları için sadece bir kural değişikliği değil; oyunun kurallarını kökten değiştiren, adeta Avrupa pazarının kapılarına kilit vuran radikal bir korumacı duvar niteliğindedir.

Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları gereği 2018'den beri uyguladığı "Geçici Koruma Önlemleri" süresi 30 Haziran 2026'da dolduğu için bunun yerine kalıcı ve çok daha sert yeni bir tüzük hazırladı:

  • Kotalarda Sert Kesinti: Gümrüksüz ithal edilebilecek yıllık toplam çelik kotası, 2024 yılı seviyelerine kıyasla %47 oranında azaltılarak yıllık 18,3 milyon tona düşürüldü.
  • Vergide İki Kat Artış: Mevcut sistemde kotayı aşan ürünlere uygulanan %25’lik ceza gümrük vergisi, tam iki katına çıkarılarak %50 yapıldı.
  • "Erit ve Dök" (Melt and Pour) Şartı: Çeliğin sadece nerede işlendiği değil, ham sıvı çeliğin nerede eritilip döküldüğünün belgelenmesi zorunlu hale geliyor. Bu, başka ülkeden (örneğin Rusya veya Çin) kütük/sıcak rulo alıp Türkiye'de işleyerek AB'ye "Türk malı" olarak satma dönemini tamamen kapatıyor.

Türkiye, 2024-2025 döneminde yıllık ortalama 6,5-7 milyon ton civarında çeliği AB'ye ihraç etti ve bu hacmin yaklaşık yarısını yassı çelik grubu (HRC, galvanizli sac vb.) oluşturuyor. AB, Türkiye'nin en büyük çelik pazarı konumunda (%38 pazar payı). Temmuz 2026 sonrasında bizi bekleyen senaryolar şunlardır:

Yassı çelik gibi kâr marjlarının düşük olduğu bir emtiada, %50 gümrük vergisi ödeyerek AB'ye mal satmak ticari açıdan imkansızdır. Kota bittiği anda, Türk ihracatçılar için o çeyrekteki AB ticareti tamamen durma noktasına gelecektir. Kotaların takibi "günlük" bazda çok daha kritik hale gelecektir.

Toplam kotanın yarı yarıya düşürülmesi sebebiyle, dönem kotaları (çeyreklik dönemler) çok daha hızlı, belki de ilk birkaç hafta içinde dolacaktır. İhracatçılar arasında limanlarda kuyruklar oluşacak ve "kotayı ilk gelen kapar" yarışı (first-come, first-served) lojistik kaosa neden olabilecektir.

AB pazarından dışlanan milyonlarca ton Türk yassı çeliği, acil olarak alternatif pazarlara yönelmek zorunda kalacaktır. 

AB’nin bu hamlesi sadece dış ticareti değil, doğrudan Türkiye iç piyasasını da vurabilir. Avrupa'ya satılamayan yerli yassı çelik iç piyasaya yönelecek, bu da iç pazarda ciddi bir arz fazlası ve fiyat rekabeti yaratacaktır. 

Sadece Türkiye değil; Çin, Hindistan, Güney Kore ve Vietnam gibi devler de AB pazarından dışlanacağı için bu ülkelerin rotası da serbest ticaret alanı olan Orta Doğu ve Türkiye olacaktır.

Türkiye'nin de kendi iç pazarını korumak adına benzer antidamping ve koruma önlemlerini gecikmeksizin devreye alması kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmiştir.

İç ve dış piyasalarda rekabet ne durumda? Çin’den yapılan HRC ithalatında bir değişiklik olacağını öngörüyor musunuz?

2026'nın ilk yarısı itibarıyla hem iç hem de dış piyasalarda rekabet, çelik sektörünün tarihindeki en agresif ve sert dönemlerinden birini yaşıyor. Küresel korumacılık önlemleri pazar alanlarını daralttıkça açık kalan pazarlara yönelik arz baskısı adeta bir fiyat savaşına dönüşmüş durumda.

Çin, küresel çelik piyasasındaki en belirleyici aktör olmaya devam ediyor. Ancak 2026 yılı, Çin’in HRC ihracat stratejisinde ve Türkiye’ye olan yansımalarında kritik eksen değişikliklerinin yaşandığı bir yıl oluyor.

Çin iç pazarında gayrimenkul krizinin sürmesi ve yerel talebin zayıf kalması nedeniyle Çinli üreticiler üzerindeki stok baskısı sürse de Ocak 2026 itibarıyla Çin hükümetinin devreye aldığı "yeni ihracat lisansı politikası" küresel piyasalara kontrolsüz ürün akışını frenlemeye başladı. Nitekim yılın ilk yarısında Çin'in nihai mamul ihracatında geçen yıla kıyasla yaklaşık %9-10 civarında bir düşüş gözlendi. Bu durum, Çin'in dünyayı milyarlarca ton ucuz çelikle "boğma" stratejisinden, biraz daha kontrollü bir arza geçtiğini gösteriyor.

Türkiye iç piyasasında yerli üreticilerin Çin menşeli HRC ithalatına karşı uzun süredir devam eden koruma ve antidamping talepleri, 2026'da yasal zemin bulmaya devam ediyor. Türkiye, yerli sanayisini korumak adına Çin başta olmak üzere bazı Uzak Doğu ülkelerine yönelik antidamping vergilerini ve gümrük kontrollerini sıkılaştırdı.

Önümüzdeki dönemde Çin'den doğrudan yapılacak HRC ithalatında hacimsel bir azalma ve yapısal bir değişim öngörülüyor. Ticaret Bakanlığı'nın haksız rekabeti önleme mekanizmaları ve yürürlükteki/olasılık dahilindeki yeni antidamping vergileri nedeniyle, Çin'den doğrudan "düşük kaliteli ve ucuz" HRC ithal etmek eski cazibesini yitirecektir. Yerli sanayiciler vergi riskleri nedeniyle Çin yerine yerli üretime veya vergisiz diğer alternatif ülkelere yönelecektir.

Doğrudan ithalat azalsa bile, Çinli üreticilerin vergilerden kaçınmak adına yarı mamulü (slab/kütük) Güneydoğu Asya gibi ülkelere gönderip buralarda HRC'ye dönüştürerek Türkiye'ye ihraç etme eğilimi (menşe şaşırtma) sürebilir. Ancak AB'nin getirdiği sert "Erit ve Dök" (Melt and Pour) kuralı nedeniyle, Türkiye'deki boru-profil veya beyaz eşya ihracatçıları da AB'ye mal satabilmek için arkasında Çin menşeli sıvı çelik barındıran bu tür HRC'leri almaktan kaçınmak zorunda kalacaktır.

SKDM’nin 2026 itibarıyla mali yükümlülük doğurması yassı çelik ihracatçıları için ne kadar belirleyici olacak? Türk çelik sektörünün bu konudaki hazırlığı nedir? 

1 Ocak 2026 itibarıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nda (SKDM) geçiş dönemi bitti ve mali yükümlülük dönemi resmen başladı. Bu durum, Türk yassı çelik ihracatçıları için artık sadece bir "raporlama ve bürokrasi" meselesi değil; doğrudan şirketlerin bilançolarını, kâr marjlarını ve Avrupa pazarındaki rekabetçiliklerini belirleyen en kritik ticari eşik haline geldi.

SKDM, AB’ye ihraç edilen yassı çeliğin üretimi esnasında salınan gömülü emisyonlar (kapsam 1 ve kapsam 2) için mali bir fatura anlamına geliyor. Üreticiler, ton başına saldıkları karbon miktarı oranında AB'nin ETS (Emisyon Ticaret Sistemi) karbon fiyatına endeksli SKDM sertifikası satın almak zorunda kalacaklar. 

Pazar artık ikiye ayrıldı. "Düşük karbonlu (SKDM uyumlu) yeşil çelik" ve "Yüksek karbonlu geleneksel çelik". AB'deki otomotiv ve beyaz eşya devleri, yüksek karbon vergisi ödememek adına sadece düşük emisyonlu çelik talep ediyor. Dolayısıyla SKDM, AB pazarında kalıp kalamayacağınızı belirleyen tek vize konumunda.

Türkiye, AB'nde en büyük rakipleri olan Çin ve Hindistan’a kıyasla önemli bir avantaja sahip. Çin ve Hindistan'da üretim büyük oranda kömüre dayalı entegre tesislerle (Yüksek Fırın) yapılırken, Türkiye’nin üretim kapasitesinin yaklaşık %70’i elektrik enerjisi kullanan Ark Ocaklı (EAF) tesislerden oluşuyor. Bu durum, Türk üreticilerin rakiplerine kıyasla daha az karbon vergisi ödemesini sağlayarak Türkiye'yi bir adım öne çıkarıyor.

Türk çelik sektörü SKDM sürecine en erken uyanan ve en hızlı aksiyon alan sektörlerin başında geliyor. Ancak hazırlık seviyesi, şirketlerin üretim modellerine (EAF veya Entegre) göre farklılık gösteriyor.

Türk yassı çelik üreticileri, kapsam 2 (elektrik tüketimi kaynaklı) emisyonlarını sıfırlamak adına devasa yatırımlara imza attı. Fabrikaların çatıları ve farklı bölgelerde satın alınan araziler RES ve GES alanlarına dönüştürüldü. Birçok üretici, üretimde kullandığı elektriğin tamamını yeşil enerjiden karşılayacak öz tüketime ulaştı. Ayrıca ark ocaklarında hammadde olarak kullanılan hurdanın niteliği artırılarak ergitme esnasındaki enerji tüketimi ve emisyon hacmi minimuma indiriliyor.

Yüksek fırınla üretim yapan entegre yassı çelik üreticileri (Erdemir, İskenderun Demir Çelik vb.) için süreç biraz daha zorlu ve maliyetli. Bu tesisler karbon emisyonlarını radikal şekilde düşürmek için orta ve uzun vadeli yol haritalarını uygulamaya koydu.

  • Kömür yerine Yeşil Hidrojen kullanımı ve DRI (Doğrudan İndirgenmiş Demir) tesis yatırımları planlama ve pilot uygulama aşamasına getirildi.
  • Kısa vadede ise yüksek fırınlara hurda şarjı artırılarak emisyonlar aşağı çekilmeye çalışılıyor.

Türk üreticiler, geçiş döneminde edindikleri tecrübeyle karbon emisyonlarını uluslararası standartlarda (akredite edilmiş kuruluşlarca doğrulanan) izleme, hesaplama ve raporlama altyapılarını tamamen kurdu.

Sektörün şu an en büyük beklentisi, Türkiye’nin kendi Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) tam anlamıyla yasalaşması ve fonksiyonel olmasıdır. Eğer Türkiye'de karbon emisyonu vergilendirilir ve toplanan bu fonlar sektörün yeşil dönüşümüne hibe olarak aktarılırsa AB ile yapılacak "çifte vergilendirmeyi önleme" anlaşması uyarınca, Türk üreticiler karbon vergisini AB'ye ödemek yerine Türkiye'de bırakacak. Bu durum sektörün finansal gücünü koruması açısından hayati önem taşıyor.

Ekonomik şartlar işlerinizi nasıl etkiliyor?

2026 yılının ilk yarısında hâkim olan makroekonomik iklim, yassı çelik sektörünün operasyonel süreçlerini, finansal yönetimini ve uzun vadeli stratejilerini doğrudan ve derinden etkiliyor. Sektör, bir yandan yüksek enflasyon ve sıkı para politikasının getirdiği finansal baskılarla mücadele ederken, diğer yandan üretim sürekliliğini korumaya çalışıyor. Artan işçilik/operasyonel giderler, üretim maliyetlerini yapısal olarak yükseltiyor.

Yassı çelik üretiminde hammadde alımları büyük montanlı ve genellikle peşin ya da kısa vadeli nakit akışı gerektirir. Yüksek faizler, işletme sermayesi fonlamasını oldukça maliyetli hale getirmiştir. Bankaların kredi musluklarını sıkı tutması, sadece üreticileri değil, alıcıları da etkiliyor. Zincirleme olarak piyasadaki vadeli işlem kabiliyeti daralmış durumda.

Ekonomik belirsizlikler ve likidite sıkışıklığı, müşterilerimizin alım alışkanlıklarını kökten değiştirdi. Geçmiş yıllarda fiyat artışlarından korunmak amacıyla yapılan tonajlı ve spekülatif "stok amaçlı" alımlar iyice azaldı. Piyasa oyuncuları artık sadece kesinleşmiş siparişleri kadar ve teslim süresi en kısa olan ürünü tercih ediyor. Bu durum, fabrikalarımızdaki üretim planlamasını zorlaştırırken, lojistik operasyonların sıklığını ve maliyetini artırıyor. 

Yüksek sermaye maliyeti, genel kapasite artırım yatırımlarını baskılasa da mevzuat zorunlulukları nedeniyle yatırımlar tamamen durmadı. SKDM mali yükümlülükleri nedeniyle bütçeler öncelikli olarak yenilenebilir enerji (GES/RES), enerji verimliliği ve karbon emisyonunu azaltacak teknolojik dönüşümlere ayrılmak zorunda.

Orta Doğu’daki savaş çelik ticaretini ne yönde değiştirdi? Lojistik sorunlar ve navlun fiyatları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

2026 yılının ilk yarısında Orta Doğu’da tırmanan askeri çatışmalar, küresel deniz ticaretinin iki hayati damarı olan Süveyş Kanalı/Kızıldeniz koridorunun ardından Hürmüz Boğazı'nın da Mart 2026 itibarıyla ticari geçişlere kapatılmasıyla birlikte küresel çelik ticaretini tam anlamıyla bir şok dalgasına uğrattı.

Bu eşi benzeri görülmemiş jeopolitik kriz, çelik ticaretinin rotalarını, teslimat sürelerini ve navlun maliyetlerini kalıcı olarak değiştirdi. Orta Doğu’daki savaş, çelik ticaretini "küresel" bir yapıdan zorunlu olarak "bölgesel ve coğrafi yakınlık odaklı" bir yapıya dönüştürdü. Uzak Doğu - Avrupa Hattının kopması, Şanghay'dan Rotterdam veya İskenderun limanlarına olan transit sürelerine 14 gün veya fazlasını ekledi. Çeliğin denizlerde fazladan 2 hafta kalması nedeniyle üretim planlamalarında aksamalar yaşandı. Şirketler, yolda bağlanan işletme sermayesini dengelemek adına daha yüksek güvenlik stokları tutmak zorunda kalıyor.

Uzak Doğulu üreticilerin lojistik sürelerinin uzaması ve navlun dezavantajı, Türkiye'nin yakın coğrafyalara (Avrupa ve Kuzey Afrika) olan teslimat hızını bir avantaja dönüştürdü. Ancak madalyonun diğer yüzünde; Orta Doğu pazarının savaş nedeniyle daralması, Türk üreticilerin bu bölgeye yaptığı ihracatı sekteye uğrattı.

2026'nın ilk yarısında navlun piyasası, 2020 yılındaki pandemi dönemini andıran ani bir yükseliş grafiği çizdi. Fiyatlardaki artışın arkasında hem rota uzaması hem de enerji şoku yatıyor.

Savaşın patlak vermesiyle birlikte ham petrol fiyatları (Brent) varil başına hızla yükselerek küresel gemi yakıtı (bunker fuel) maliyetlerini tırmandırdı. Ana limanlardaki deniz yakıtı fiyatları kısa sürede %60 ila %75 oranında zamlandı. 

Çelik sektörünün en büyük hammaddesi olan hurda taşımacılığı doğrudan etkilendi. Örneğin ABD Doğu Kıyısı’ndan Türkiye’ye gelen hurda gemilerinin navlun fiyatı ton başına 30$ seviyelerinden 46-48$’a fırladı. Bu durum, Türkiye'deki ark ocaklı üreticilerin hammadde maliyetine ton başına doğrudan yaklaşık 15-20$ ek yük getirdi.

Akdeniz içi kısa mesafeli hatlarda bile taşıyıcılar Temmuz 2026 itibarıyla ton başına 300$ ila 1.300$ arasında değişen "savaş riski" ve "mevsim zirvesi" ek sürşarjları uygulamaya koydu. Asya-Avrupa spot konteyner endeksleri savaş öncesi seviyelerinin iki katına çıktı.

2026'nın ikinci yarısında da Hürmüz ve Kızıldeniz koridorlarının kapalı kalacağı senaryosu altında; yakın pazardan tedarik (near-shoring) eğilimi güçlenecek, navlun fiyatları yüksek platoda konsolide olacak ve Türk çelik sektörü yüksek hammadde navlununa rağmen Avrupa pazarına olan coğrafi yakınlık avantajını maksimum verimlilikle kullanmaya çalışacaktır.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

2026 yılının ilk yarısında yaşadığımız bu gelişmeler, yassı çelik sektörünün artık sadece "demir-çelik üretip satan" geleneksel bir sanayi dalı olmaktan tamamen çıktığını gösteriyor. Sektörümüz; küresel diplomasi, çevre politikaları, ileri teknoloji ve finansal mühendisliğin tam merkezinde yer alan stratejik bir cephe haline gelmiştir.

Türkiye, ham çelik üretim kapasitesiyle dünyanın devleri arasında yer alıyor. Ancak AB kotaları ve küresel korumacılık duvarları bize gösteriyor ki, artık sadece "çok üretmek" yetmiyor. Türk yassı çelik sektörünün geleceği; otomotiv, havacılık, savunma sanayii ve ileri nesil beyaz eşya sektörlerinin ihtiyaç duyduğu, yüksek mukavemetli, özel kaplamalı ve terzi usulü geliştirilmiş nitelikli yassı mamullere (vasıflı çelik) odaklanmaktan geçiyor.

Maliyetlerin bu kadar hassas, enerji fiyatlarının dalgalı ve müşteri siparişlerinin küçük tonajlı olduğu bir iklimde, hata yapma lüksümüz kalmadı. Fabrikalarımızda hurda optimizasyonundan enerji verimliliğine, hat planlamasından karbon emisyonu takibine kadar her aşamada veri analitiği ve yapay zeka entegrasyonu bir lüks değil, ana maliyet düşürme aracı haline gelmiştir. 

Kamu ve sanayi iş birliğinin hayati önemi tekrar önceliğimiz haline geldi.

Önümüzdeki dönemde serbest ticaret anlaşmalarının yerini "karbon ve kota odaklı" bloklaşmalar alırken, çelik üreticilerimizin tek başına vereceği mücadele yeterli olmayacaktır.

  • İç pazarımızı haksız ve dampingli ithalata karşı koruyacak ticari savunma araçlarının (antidamping, gözetim belgesi vb.) hızı,
  • Avrupa Birliği ile yürütülecek SKDM muafiyet/düzenleme müzakerelerinin gücü,
  • Ve Türkiye Ulusal ETS’sinin (Emisyon Ticaret Sistemi) yerli sanayiciyi fonlayacak şekilde kurgulanması,

sektörümüzün küresel ligdeki konumunu doğrudan tayin edecektir.

Türk yassı çelik sektörü; esnek üretim kabiliyeti, coğrafi avantajı, genç dinamik iş gücü ve yenilenebilir enerjiye yaptığı erken yatırımlarla çok güçlü kaslara sahiptir. 2026 yılı bir "sabır ve adaptasyon" yılıdır. Bu fırtınalı dönemi finansal disiplini elden bırakmadan, yeşil dönüşüm ödevlerini tamamlayarak atlatan üreticilerimiz, küresel taşlar yerine oturduğunda dünyanın en rekabetçi çelik tedarikçileri olarak öne çıkacaktır.


Benzer Haber ve Analizler

Tosyalı: AB’nin yeni kota çerçevesi Türkiye’nin ihracat alanını ciddi ölçüde daraltıyor

24 Haz | Röportaj

Kerim Çelik: 2026’da odağımızda katma değerli ürün grubumuzu genişletmek ve sürdürülebilirlik odaklı dijital ...

23 Haz | Röportaj

Uğur Dalbeler: Türkiye çelik sektörü belirsizliklere uyum sağlayarak güçlendi

23 Haz | Çelik Haberler

Galva Metal: Yüksek faiz ve belirsizlik talebi baskılıyor

22 Haz | Röportaj

Erdemir 61 yıldır Türkiye sanayisine değer katıyor

18 Haz | Röportaj

Çelik Dış Ticaret Derneği: Çelik sektöründe gözler Avrupa kotaları, Orta Doğu tedarik zinciri, Ukrayna pazarı ve navlun ...

17 Haz | Çelik Haberler

Çolakoğlu Metalurji: Jeopolitik gelişmelerin küresel ticaret üzerindeki etkilerinin bir süre daha devam edeceğini ...

16 Haz | Röportaj

Borçelik: Üreticiler maliyet artışları ile piyasa gerçekleri arasında sıkışmış durumda

15 Haz | Röportaj

Veysel Yayan: AB’nin yeni kota sistemi Türkiye’nin pazar payını biraz daha daraltacak

21 May | Çelik Haberler

Metayard: Sektördeki ortak temenni belirsizliğin sona ermesi

20 May | Röportaj





iLab Ventures
Kariyer.net  -  Sigortam.net  -  Arabam.com  -  Cimri  -  Emlakjet  -  Endeksa  -  HangiKredi  -  Chemorbis