2026 yılı boru sektörü için nasıl geçiyor? Yılın geri kalanına ilişkin beklentileriniz neler?
Zorlu ama aynı zamanda fırsatlarla dolu bir dönemden geçiyoruz. Türkiye dünyanın en büyük 7. çelik üreticisi, boru sektöründe ise dünyada 4. ve Avrupa'da 1. Sıradayız, bu ölçek, doğru yönetildiğinde büyük bir avantaj. Küresel korumacılık dalgası ve AB kotaları elbette ihracatta bir tonaj kaybına yol açacak ancak Noksel özelinde 2026, 2025'e kıyasla dengeli bir seyir izliyor. İhracat oranımız %35-40, kapasite kullanımımız %70-75 bandında sağlıklı şekilde ilerliyor.
Bizim için asıl mesele kapasite değil, doğru ürünle doğru pazarda olmak. Bu yüzden tedarik ve pazar çeşitlendirmesine, CBAM ve "Melt and Pour" gibi başlıkları da fırsata çevirecek bir stratejiye odaklanıyoruz. 2027 zorlu geçebilir ama biz bu dönemi güçlü bir konumlanma fırsatı olarak görüyoruz.
İç piyasadaki talep ve rekabet hakkında neler söyleyebilirsiniz?
İç piyasada rekabet yoğun; kredi koşulları ve yüksek kapasite bazı oyuncuları zorluyor. Bu tablo aynı zamanda sektörde bir doğal ayrışmayı da tetikliyor, nakit yönetimini ve operasyonel disiplini güçlü olan şirketler bu dönemden daha sağlam çıkacak. Eskilerin dediği gibi: kârlılık plastik vazo, nakit ise cam vazo gibidir, ilkinde toparlanma şansınız vardır. Biz de bu bilinçle nakit ve müşteri risk yönetimine büyük önem veriyoruz.
Yurt içi kapasitenin tüketimin üzerinde olması kısa vadede rekabeti sertleştirse de bu aynı zamanda sektörü verimlilik ve konsolidasyon yönünde olgunlaştıran bir süreç. Önümüzdeki dönemde daha disiplinli bir yatırım anlayışının sektöre kazandıracağına inanıyorum.
Fiyatlardaki gidişatı nasıl yorumluyorsunuz? Sıcak rulo sac başta olmak üzere hammadde maliyetlerinin boru üreticileri üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
OECD verileri küresel arz fazlasının sürdüğünü gösteriyor, bu da fiyatlarda oynaklık yaratıyor. Ancak bu ortam, doğru zamanlama ve güçlü tedarik ilişkileriyle rekabet avantajı yaratmanın da yolunu açıyor. Biz fiyat dalgalanmalarını anlık kâr kaygısından çok, uzun soluklu müşteri ilişkileri ve istikrarlı fiyatlama stratejisiyle yönetmeyi tercih ediyoruz. Türkiye İmalat PMI verileri sanayide bir yavaşlamaya işaret etse de bu tablo bizi daha seçici ve verimli çalışmaya yönlendiriyor, kısa vadeli baskıyı orta vadeli disipline çeviriyoruz.
İhracat pazarlarında talep ne durumda? Hangi bölgelerde büyüme potansiyeli görüyorsunuz, hangi pazarlarda ise zorluklar öne çıkıyor?
En önemli pazarlarımız Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, Kuzey Afrika ve Orta Doğu. AB ve İngiltere'de kotalar nedeniyle tonaj tarafında bir daralma bekliyoruz ama burada da doğru ürün karmasıyla kotayı en verimli şekilde kullanmaya odaklanıyoruz. Kuzey Afrika ve Orta Doğu ise bizim için asıl büyüme hikâyesi, altyapı yatırımlarının canlılığı ve daha esnek ticaret ortamıyla mücadele ederek kazanım sağlayabileceğimiz pazarlar.
Talebin olduğu yerde üretici olmak, önümüzdeki dönemin en doğru stratejisi. Bölgesel istikrarın sağlanmasıyla birlikte yeniden yapılanma süreçlerinin de orta vadede önemli bir çelik talebi yaratacağını düşünüyoruz.
Ekonomik şartlar işlerinizi nasıl etkiliyor?
Yüksek faiz ve değerli TL, maliyet ve rekabetçilik tarafında bizi zorluyor; sermayenin üretken yatırıma yönelmesini teşvik edecek daha öngörülebilir bir makro çerçeveye ihtiyaç var. Bununla birlikte biz bu ortamda da disiplinli bir duruş sergiliyoruz: tahsilat ve risk yönetimine önem veriyor, maliyet avantajımızı koruyacak alanlara odaklanıyoruz. Zorlu dönemler, doğru yönetildiğinde şirketleri daha dirençli hale getirir, biz de bu yaklaşımla ilerliyoruz.
Hem ABD'de artan vergiler hem de AB'nin Temmuz ayı itibarıyla uygulamaya alacağı yeni kota rejiminin Türk boru sektörüne etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
ABD pazarı bizim için zaten sınırlı ve temkinli yaklaştığımız bir pazar; AB'deki kotalar da hacimde bir daralma yaratacak. Ancak Avrupa ile yıllardır süregelen entegrasyonumuz, lojistik avantajımız ve düşük karbonlu üretim kapasitemiz elimizde önemli bir koz. Bunu daha da güçlendirmek için Türkiye'nin, Avrupa ile uyumlu kendi Emisyon Ticaret Sistemi'ni (ETS) 2027'ye kadar hayata geçirmesini öneriyoruz. Bu, sektörümüzü hem daha rekabetçi hem de daha sürdürülebilir kılacak somut bir adım olur.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) boru ihracatını nasıl etkiliyor? Sizce Türkiye çelik sektörü bu sürece nasıl hazırlanıyor?
CBAM, doğru ele alındığında bizim için bir tehditten çok bir fırsat. İzlenebilirliği (döküm, slab, menşe) güçlendiren tedarikçilerle çalışmak, hem doğru fiyatlamayı hem de Avrupa'daki güvenilirliğimizi artırıyor. Türkiye'nin kendi ETS'sini kurması bu dönüşümü hızlandıracak ve sektörün rekabet gücünü koruyacak en kritik adım olacak, biz bu sürece hazırlıklı yaklaşıyoruz.
Orta Doğu'daki çatışmalar başta olmak üzere jeopolitik gelişmelerin etkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bölgedeki çatışmalar maliyetleri ve talebi etkiliyor, bu doğru. Biz ihracatı sadece fiyatla değil, yıllarca süren kalifikasyon çalışmalarıyla kazandığımız güvenle sürdürüyoruz. Hayat durmuyor; Noksel olarak enerji nakil hatlarından güneş enerjisi konstrüksiyonuna kadar geniş ürün yelpazemizle, tüm pazarlama ve proje kanallarımızı açık tutarak talebin olduğu her yerde varız. Zorluklara rağmen ürün gamımızı ve yatırımlarımızı genişletmeye devam ediyoruz.
Enerji nakil hatları, doğal gaz, hidrojen ve yenilenebilir enerji projelerinin orta ve uzun vadede boru sektörüne nasıl fırsatlar sunacağını düşünüyorsunuz?
Bu alan bizim için gerçek bir büyüme hikâyesi. Türkiye, enerji geçiş hatlarında kilit bir konumda; TPAO'nun son yıllardaki atılımı bunun güzel bir göstergesi. Hidrojen tarafında ise Noksel Espana olarak zaten sahadayız: İtalya'nın SnamReteGas'ı için son 4 yılda 200 km'nin üzerinde hidrojen hattı tedarik ettik. Şimdi gözümüz, Kuzey Afrika'yı Avrupa'ya bağlayacak SoutH2 Koridoru'nda, bu referans geçmişimizle burada da önemli bir oyuncu olmayı hedefliyoruz.
Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?
Türkiye çelik sektörünün önünde büyük bir fırsat var: dikişsiz boru, yüksek kalite levha, hidrojen ve solar uyumlu kaplamalı ürünler gibi katma değeri yüksek alanlarda henüz yeterince güçlü değiliz ama büyümenin adresi tam da burası. Noksel olarak biz bu vizyonla hareket ediyoruz: ürün gamımızı genişletiyor, ikincil işlem yatırımlarımızla katma değeri yüksek alanlara odaklanıyoruz. Doğru stratejik planlamayla Türkiye'nin bu alanda çok daha güçlü bir konuma gelebileceğine inanıyoruz.
