2026 yılı boru sektörü için nasıl geçiyor? Yılın geri kalanına ilişkin beklentileriniz neler?
2026'nın ilk yarısı, dürüst söylemek gerekirse, beklentilerin biraz altında kaldı. Hem yurt içinde hem de ihracat tarafında bir temkinlilik hâkim. Ama şunu da söylemeliyim: Bu temkinlilik, sektörün kötüye gittiğinin değil, küresel belirsizliğin bir yansıması. Yılın ikinci yarısına daha ölçülü bir iyimserlikle bakıyoruz. Özellikle uzun yıllara dayanan köklü ilişkilerimizin olduğu ana ihracat pazarlarımızda ve altyapı yatırımlarının canlanmasıyla birlikte talebin belirli segmentlerde toparlanacağını düşünüyoruz.
İç piyasadaki talep ve rekabet hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Yurt içi talep, inşaat ve altyapı projelerine bağlı olarak hareket etmeye devam ediyor. Deprem sonrası yeniden yapılanma süreci belirli bir canlılık yarattı ancak talepteki bu toparlanmanın artık baştaki kadar etkili olmadığını söyleyebiliriz. Şu an için en belirgin baskı, rekabet ortamından geliyor. Kapasite fazlası olan bir sektörde fiyat rekabeti kaçınılmaz hâle geliyor ve bu durum marjları zorluyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli üreticilerin bu ortamda sürdürülebilir kalmakta güçlük çektiğini görüyoruz.
Fiyatlardaki gidişatı nasıl yorumluyorsunuz? Sıcak rulo sac başta olmak üzere hammadde maliyetlerinin boru üreticileri üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sıcak rulo sac fiyatları, küresel ölçekte hâlâ volatil bir seyir izliyor. Çin'in kapasitesini piyasaya sürmesiyle birlikte uluslararası fiyatlarda aşağı yönlü baskı oluşuyor; bu bir yandan hammadde maliyetlerimizi olumlu etkiliyor, öte yandan ihracat pazarlarında bizi zorluyor. Yurt içinde ise hammadde fiyatları kur hareketleriyle iç içe geçtiği için hesap yapmak daha da karmaşık bir hâl alıyor. Üreticiler olarak bu volatiliteyi yönetmek için stok stratejilerini sürekli revize etmek zorunda kalıyoruz.
İhracat pazarlarında talep ne durumda? Hangi bölgelerde büyüme potansiyeli görüyorsunuz, hangi pazarlarda ise zorluklar öne çıkıyor?
Küresel pazar çeşitliliği, şirketimiz için en kritik stratejik önceliklerin başında geliyor. Avrupa ve çevresindeki köklü pazarlarımızda dönemsel değişimlerin getirdiği yeni ticaret çerçevelerini başarıyla yöneterek konumumuzu güçlü tutmayı sürdürdük. İnşaat ve altyapı yatırımlarına yönelik talebin istikrarlı seyrettiği bu bölgelerdeki müşteri ilişkilerimize büyük önem veriyoruz.
Balkanlar ise bizim için hem coğrafi yakınlık hem de artan altyapı yatırımları açısından çok değerli bir bölge. AB üyelik süreçleri kapsamında bu ülkelerdeki altyapı modernizasyon projeleri boru talebini canlı tutuyor. Sırbistan, Romanya ve Bulgaristan başta olmak üzere bölgedeki varlığımızı sistematik biçimde güçlendiriyoruz.
Bunların yanı sıra Afrika ve Orta Asya da büyüme potansiyeli taşıyan hedef bölgelerimiz olmaya devam ediyor. Körfez ülkelerinde de ciddi fırsatlar var. ABD tarafında ise mevcut tarife ortamı Türk ihracatçılar için ciddi bir engel oluşturuyor. Bu nedenle dengeli bir pazar çeşitlendirmesi artık bir tercih değil, sürdürülebilirlik adına bir zorunluluk hâline geldi.
Ekonomik şartlar işlerinizi nasıl etkiliyor?
Yurt içindeki yüksek faiz ortamı, özellikle işletme sermayesi yönetimini güçleştiriyor. Finansman maliyetleri ciddi bir yük oluşturuyor. Öte yandan kur tarafında görece bir istikrarın sağlanmış olması planlama açısından olumlu ancak döviz gelirlerimizle TL maliyetlerimiz arasındaki dengeyi sürekli gözetmek zorundayız. Farklı para birimlerinin hâkim olduğu uluslararası pazarlarda kur yönetimi ayrı bir dikkat gerektiriyor; bu konuda geniş bir deneyim kazandık ve hedging araçlarını son derece etkin kullanıyoruz. Genel tablo zorlu ama yönetilebilir.
Hem ABD'de artan vergiler hem de AB'nin Temmuz ayı itibarıyla uygulamaya alacağı yeni kota rejiminin Türk boru sektörüne etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
ABD'nin ek vergileri zaten belirli bir yeniden yapılanmayı zorunlu kılmıştı; bu süreç devam ediyor. Ancak asıl kritik gelişme, AB'nin Temmuz'da yürürlüğe girecek yeni kota düzenlemesi. Bu düzenleme Balkan pazarlarımızı da dolaylı olarak etkiliyor; zira bölgedeki birçok ülke AB mevzuatına uyum sürecinde ve ticaret politikalarını AB çerçevesine göre şekillendiriyor. AB kota rejiminin dışında kalan bağımsız dış pazarlar ise bizlere bu dönemde daha öngörülebilir alternatif ihracat ortamları sunmaya devam ediyor. Kısa vadede belirli pazarlarda daralma kaçınılmaz görünse de bu gelişmeler sektörü uzun vadede daha dayanıklı, esnek ve küresel ölçekte çeşitlenmiş bir yapıya zorluyor.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması boru ihracatını nasıl etkiliyor? Sizce Türkiye çelik sektörü bu sürece nasıl hazırlanıyor?
SKDM, sektörümüz için gerçek anlamda yapısal bir dönüşüm baskısı oluşturuyor. Boru, çelik yoğun bir ürün; dolayısıyla karbon maliyetlerinin ihracat rekabetçiliğimize yansıması kaçınılmaz. Balkan pazarlarındaki müşterilerimiz başta olmak üzere tüm küresel portföyümüz bu konuda giderek daha fazla soru sormaya başladı. Farklı pazarlardaki müşterilerimiz, yerel karbon fiyatlandırma mekanizmaları doğrultusunda sürdürülebilirlik konusunda ciddi beklentiler taşıyor. Türkiye'nin bu süreçte yeterince hızlı ilerlediğini söylemek güç ancak emisyon raporlama altyapısı kuruluyor. Sektör olarak bu geçiş maliyetini tek başımıza taşımamız mümkün değil; devletle ortak bir yol haritası şart.
Orta Doğu'daki çatışmalar başta olmak üzere jeopolitik gelişmelerin etkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Jeopolitik belirsizlik, hem risk hem de fırsat yaratıyor. Bölgedeki çatışmalar bazı lojistik güzergâhları zorlaştırıyor; navlun ve sigorta maliyetleri yükseliyor. Balkanlar'daki siyasi konjonktür de zaman zaman tedirginlik yaratsa da bölgenin genel seyri altyapı yatırımları açısından olumlu. Jeopolitik açıdan daha istikrarlı yapıya sahip pazarlar ise güvenilir limanlar olarak öne çıkıyor; özellikle küresel belirsizliğin arttığı dönemlerde bu pazarlardaki varlığımızın değeri daha net ortaya çıkıyor. Türkiye'nin jeopolitik konumu bu ortamda hem avantaj hem de dikkatli yönetilmesi gereken bir risk faktörü olmayı sürdürdü.
Enerji nakil hatları, doğal gaz, hidrojen ve yenilenebilir enerji projelerinin orta ve uzun vadede boru sektörüne nasıl fırsatlar sunacağını düşünüyorsunuz?
Bu alan, orta ve uzun vadede en heyecan verici büyüme hikâyesini sunuyor. Balkanlar, Avrupa'nın enerji arz güvenliği denkleminde giderek daha kritik bir koridor hâline geliyor. Bölgedeki yeni boru hattı ve enerji altyapısı projeleri bizim için somut fırsatlar demek. Gelişmiş pazarlarda ise hidrojen altyapısına yönelik yatırımlar hız kazanıyor ve bu alandaki talep yapısı önümüzdeki yıllarda şekillenecek. Hidrojen taşımaya uygun boru standartları ve malzemeleri, ürün geliştirme gündemimizde önemli bir yer tutuyor. Bu dönüşüme hazırlanan, Ar-Ge'ye yatırım yapan firmalar önümüzdeki on yılda çok daha güçlü konumlanacak.
Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?
Başatlı Boru olarak şunu net bir şekilde ifade etmek isterim: Bu dönemin getirdiği baskılar, bizi daha güçlü ve daha odaklı bir yapıya zorluyor. Yıllar içinde kurduğumuz üretim disiplini ve dünya çapındaki güçlü müşteri ilişkilerimiz, böyle dönemlerde en büyük güvencemiz oluyor.
Bu bağlamda özellikle paylaşmak istediğim önemli bir gelişme var: Yeni boru hattımızı 2026'nın üçüncü çeyreğinde devreye aldık ve Q323.9x16.00mm üretim kapasitesine ulaştık. Bu, Başatlı Boru için gerçek anlamda bir dönüm noktası. Söz konusu kapasite, özellikle enerji nakil hatları ve büyük ölçekli altyapı projelerinde talepleri karşılayabilmemiz açısından bize ciddi bir rekabet avantajı sağlıyor. Geniş bir coğrafyaya yayılan uluslararası müşterilerimiz bu gelişmeyi çok olumlu karşıladı; zira büyük çaplı projelerde tek elden, güvenilir tedarik sağlayabilmek küresel ölçekte kritik bir kriterdir.
Uluslararası pazarlar; teknik standartlar, zamanında teslimat ve uzun vadeli güven üzerine kurulu stratejik ortaklıklarımızla büyüme vizyonumuzun temelini oluşturuyor. Balkanlar ve diğer tüm hedef bölgelerimizde benzer bir yaklaşımla ilerleyerek altyapı dönüşümlerinin ana parçası olmak istiyoruz.
Sonuç olarak 2026, kolay bir yıl değil. Ama yeni kapasitemiz, dengeli ve güçlü ihracat portföyümüz ve bu sektöre olan inancımızla bu süreci seyirci olarak değil, yatırım yaparak geçiriyoruz. Başatlı Boru olarak önümüzdeki döneme temkinli ama kararlı bir iyimserlikle bakıyoruz.
