Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren ile inşaat sektöründeki mevcut görünümü, finansman ve maliyet baskılarını, deprem bölgesi ile kentsel dönüşüm kaynaklı talebi ve 2027 yılına ilişkin beklentileri konuştuk.
2026 yılında Türkiye inşaat sektörünün genel seyrini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yılın ilk sekiz ayında inşaat faaliyetleri ve yeni proje başlangıçları açısından nasıl bir tablo ortaya çıktı? Yılın geri kalanına ilişkin beklentileriniz neler?
2026 yılı, inşaat sektörü açısından büyüme hızındaki yavaşlamanın belirginleştiği bir dönem olmuştur. 2026 yılının ikinci çeyreğinde yıllık bazda %1,9 daralan sektörümüz, uzun bir aradan sonra negatif büyüme kaydetmiş ve 14 çeyrektir aralıksız süren büyüme eğilimi sona ermiştir.
Aylık göstergeler de bu tabloyu teyit etmektedir. İnşaat üretimi Haziran ayında yıllık bazda %6,0, bir önceki aya göre ise %0,5 gerilemiştir. Alt sektörlere baktığımızda bina inşaatında yıllık %7,5, özel inşaat faaliyetlerinde %7,6 düşüş görülürken, bina dışı yapıların inşaatında %4,5'lik artış kaydedilmiştir. Dolayısıyla özellikle bina inşaatı tarafında reel aktivitedeki yavaşlama daha belirgin hale gelmiştir.
Ciro verilerini de üretim rakamlarıyla birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Haziran ayında inşaat sektörü ciro endeksi yıllık bazda %29,9 artmasına rağmen aylık bazda %0,7 gerilemiştir. Reel üretimin %6,0 azaldığı bir dönemde cironun nominal olarak yaklaşık %30 artması, sektördeki iş hacminin aynı ölçüde genişlediği anlamına gelmemekte; fiyat ve maliyet seviyelerinin ciro üzerindeki etkisinin devam ettiğini göstermektedir.
Yeni proje başlangıçları açısından da ihtiyatlı bir görünüm söz konusudur. 2026 yılının ikinci çeyreğinde yapı ruhsatı verilen binaların yüzölçümü yıllık %7,4, daire sayısı %9,5 gerilemiştir. Buna karşılık yapı kullanma izin belgesi verilen binaların yüzölçümünün %5,8 artması, daha önce başlanmış projelerin tamamlanmaya devam ettiğini göstermektedir. Bu iki veriyi birlikte değerlendirdiğimizde, mevcut proje stokunda faaliyet sürerken yeni proje üretme iştahının zayıfladığı bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.
Bu gelişmeler sektörümüz için sürpriz değil. Sektörümüzün büyüme hızındaki yavaşlamaya ve çözüm bekleyen yapısal sorunlarına bir süredir dikkat çekiyoruz. Yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan güçlükler, artan yapım maliyetleri, kamu projelerinde fiyat farkı ve sözleşme koşullarından kaynaklanan sorunlar ile özel sektör yatırımlarındaki temkinli seyir sektördeki ivme kaybının başlıca nedenleri arasında yer almaktadır.
Yılın geri kalanında yeniden daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyüme patikasına geçilebilmesi için genel beklentilerin ötesinde, somut adımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Öncelikle yatırım ve işletme kredilerinde finansmana erişimin kolaylaştırılması ve faiz yükünün yatırım yapılabilir seviyelere gerilemesi gerekmektedir. Özellikle konut tarafında, ilk konuta erişimi destekleyecek uzun vadeli ve öngörülebilir finansman modellerinin geliştirilmesi hem talebi hem de yeni proje üretimini destekleyecektir.
Kamu müteahhitliği tarafında ise girdi maliyetlerindeki değişimi gerçekçi biçimde yansıtan fiyat farkı mekanizmalarının güçlendirilmesi, ödenek ve hak ediş süreçlerinin zamanında işletilmesi ve olağanüstü maliyet artışları karşısında sözleşmelerin sürdürülebilirliğini sağlayacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi önem taşımaktadır. Bu kapsamda yavaşlatılan veya durdurulan ya da çok düşük ödeneklerle devam ettirilmeye çalışılan projelerde, yüklenicilere makul koşullarda tasfiye hakkı tanınmasının da hem firmaların mali yapılarının korunması hem de kamu yatırımlarının sağlıklı biçimde yürütülebilmesi açısından gerekli görülmektedir. Kamu yatırımlarında devam eden ve ekonomik-sosyal getirisi yüksek projelere öncelik verilmesi de sektörün üretim kapasitesinin korunmasına katkı sağlayacaktır.
Bunun yanında özel sektör yatırımlarının önünü açacak öngörülebilir ve güven veren bir yatırım ortamının güçlendirilmesi gerekmektedir. Kentsel dönüşümde ise finansman ve teşvik mekanizmalarının güçlendirilmesi, ruhsat ve izin süreçlerinin hızlandırılması hem deprem güvenliği açısından zorunlu dönüşümü hızlandıracak hem de sektöre sürdürülebilir bir iş hacmi sağlayacaktır.
Yılın ilk yarısındaki veriler bize nominal büyüklüklerin ötesinde reel aktivitede bir yavaşlama olduğunu açık biçimde göstermiştir. Önümüzdeki dönemde finansman koşullarında iyileşme ve yatırım ortamını destekleyecek adımların devreye alınması, sektörün yeniden pozitif büyümeye dönme potansiyelini güçlendirecektir.
Yüksek faiz oranları, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve artan inşaat maliyetleri sektörün faaliyetlerini ne ölçüde etkiliyor? Mevcut ekonomik koşullarda müteahhitlerin yeni proje geliştirme ve yatırım kararlarında nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?
Yüksek faiz oranları ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler, bugün inşaat sektörünün faaliyetlerini ve yatırım kararlarını etkileyen en önemli unsurların başında gelmektedir. Sektörün 2026 yılının ikinci çeyreğinde 14 çeyrek sonra yeniden daralma kaydetmesi ve Haziran ayında inşaat üretiminde yıllık bazda yaşanan gerileme, reel aktivitedeki yavaşlamayı ortaya koymaktadır.
İnşaat maliyetlerindeki artış hızının yavaşlaması olumlu bir gelişme olmakla birlikte baskının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Çünkü yüksek seyreden maliyetler, özellikle işçilik maliyetlerindeki artış ve yüksek finansman giderleri, sektörün kârlılığı üzerindeki baskısını sürdürmektedir.
Bu koşullar doğal olarak müteahhitlerin ve yatırımcıların yeni projelere yaklaşımını da değiştirmektedir. Firmaların daha seçici davrandığını, yeni proje başlangıçlarını erteleyebildiğini ve finansman yapısı güçlü, talep görünürlüğü daha yüksek projelere öncelik verdiğini görmekteyiz. Yüksek kredi maliyetleri nedeniyle özkaynak ihtiyacının artması da aynı anda yürütülebilecek proje sayısını ve ölçeğini sınırlandırmaktadır. Dolayısıyla bugün yatırım kararlarında yalnızca projenin teknik ve ticari potansiyeli değil, finansmanın maliyeti ve erişilebilirliği de belirleyici hale gelmektedir.
Konut tarafında ise sorun hem arz hem de talep cephesinde kendisini göstermektedir. Yüksek finansman maliyetleri müteahhitlerin yeni proje kararlarını zorlaştırırken, konut kredilerinin maliyeti de hanehalkının konuta erişimini ve dolayısıyla talebi sınırlamaktadır. Bu durum, yeni konut yatırımlarına ilişkin kararların daha ihtiyatlı alınmasına neden olmaktadır.
Kamu müteahhitliği tarafında da yüksek yapım ve finansman maliyetlerine, kamu yatırımlarındaki ödenek kısıtları ve sözleşmelerin uygulanmasında yaşanan sorunlar eklenmektedir. Bu nedenle mevcut yatırımlara yeterli ve zamanında ödenek tahsis edilmesi ve yüklenicilerin finansman yükünü artıran gecikmelerin önüne geçilmesi sektör açısından önem taşımaktadır.
Önümüzdeki dönemde sektörün yeniden güçlü ve sürdürülebilir bir yatırım ortamına kavuşabilmesi için finansmana erişimin kolaylaşması, kredi maliyetlerinin yatırım yapılabilir seviyelere gerilemesi ve maliyetlerde öngörülebilirliğin güçlenmesi gerekmektedir. Bu koşulların iyileşmesi, yalnızca mevcut projelerin sağlıklı biçimde tamamlanmasına değil, bugün bekletilen veya ertelenen yeni yatırımların da yeniden gündeme alınmasına katkı sağlayacaktır.
Deprem bölgesindeki yeniden yapılanma çalışmaları Türkiye'de inşaat faaliyetlerinin ve dolayısıyla inşaat çeliği talebinin en önemli destekleyicilerinden biri olmaya devam ediyor. Bölgedeki çalışmaların mevcut seviyesini ve önümüzdeki dönemde yaratacağı talebi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetleri, Türkiye inşaat sektörünün son dönemdeki en önemli iş hacmi kaynaklarından biri olmayı sürdürmektedir. Konutların yanı sıra altyapı, kamu yapıları ve sosyal donatıları kapsayan geniş ölçekli yeniden yapılanma çalışmaları, sektör genelinde yaşanan yavaşlamanın etkilerini de kısmen sınırlamaktadır.
Yeniden inşa sürecinde çok önemli bir mesafe alınmış olmakla birlikte bölgenin ihtiyaçlarını yalnızca konut üretimiyle sınırlamamak gerekmektedir. Ulaştırma ve teknik altyapının yenilenmesi, eğitim ve sağlık yapıları, ticari alanlar ve diğer sosyal donatıların tamamlanmasıyla birlikte bölgede inşaat faaliyetlerinin önümüzdeki dönemde de belirli bir seviyede devam etmesini bekliyoruz.
Bu faaliyetlerin doğal olarak inşaat çeliği, çimento, hazır beton ve diğer temel yapı malzemelerine yönelik talebi desteklemeyi sürdürmesi beklenmektedir. Özellikle büyük ölçekli konut ve altyapı yatırımlarının devam etmesi, inşaat çeliği açısından önemli bir iç talep kaynağı oluşturmaya devam edecektir. Bununla birlikte yeniden inşa programında ilerleme sağlandıkça, deprem bölgesinden kaynaklanan ilave talebin önümüzdeki yıllarda kademeli olarak normalleşmesi de beklenmelidir.
Burada asıl önceliğimiz ise yalnızca kaybedilen yapı stokunu yerine koymak değil, afetlere karşı daha dirençli, güvenli ve sürdürülebilir şehirler oluşturmak olmalıdır. Bunun için doğru şehir planlamasının, nitelikli mühendisliğin, standartlara uygun ve kaliteli yapı malzemesi kullanımının ve etkin yapı denetiminin birlikte ele alınması elzemdir.
Dolayısıyla deprem bölgesindeki yeniden yapılanmayı yalnızca sektörün veya yapı malzemeleri talebinin önemli bir kaynağı olarak değil, Türkiye'nin yapı güvenliği standartlarını daha ileriye taşıyacak uzun vadeli bir dönüşüm süreci olarak değerlendirmek gerekmektedir.
Kentsel dönüşümün özellikle İstanbul başta olmak üzere önümüzdeki yıllarda inşaat sektörünün önemli gündem maddelerinden biri olması bekleniyor. Kentsel dönüşüm projelerinin hızını ve mevcut uygulamaları yeterli buluyor musunuz? Bu alandaki yatırımların inşaat sektörüne ve çelik tüketimine nasıl yansımasını bekliyorsunuz?
Mevcut yapı stokunun yenilenmesi ve yüksek risk taşıyan yapıların dönüştürülmesi, afet risklerinin azaltılması açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle İstanbul'un taşıdığı deprem riski ve yapı stokunun büyüklüğü dikkate alındığında kentsel dönüşümün daha hızlı ve etkin şekilde hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Bu dönüşümün önündeki ekonomik ve hukuki engellerin azaltılması, vatandaşların sürece katılımını kolaylaştıracak modellerin geliştirilmesi ve finansmana erişimin güçlendirilmesi önemlidir. Kentsel dönüşümün hızlanması, şehirlerimizin afetlere karşı dayanıklılığını artırırken inşaat sektöründe de önemli bir üretim alanı oluşturacaktır.
İnşaat çeliği başta olmak üzere temel yapı malzemelerinin fiyatlarının ve genel girdi maliyetlerinin mevcut seviyesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İnşaat sektöründe maliyetler, finansmana erişimle birlikte sektörün en önemli gündem başlıklarından biri olmaktadır. İnşaat maliyetlerindeki artış hızının yavaşlaması olumlu bir gelişme olmakla birlikte inşaat çeliği, çimento ve diğer temel yapı malzemelerinde fiyatların ulaştığı seviyeler ile özellikle işçilik maliyetleri sektör üzerindeki baskısını sürdürmekte; finansman giderlerinin yüksekliği de proje maliyetlerini ve sektörün kârlılığını olumsuz etkilemektedir.
Nitekim yüksek maliyetler, firmaların mevcut projelerinin sürdürülebilirliğinin yanı sıra yeni projelerin fizibilitesini ve yatırım kararlarını da doğrudan etkilemekte; özellikle uzun süreli projelerde girdi fiyatlarındaki dalgalanmalar, maliyet öngörüsü ve sağlıklı fiyatlama yapılmasını güçleştirmektedir. Sektörün sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyüme zemini yakalayabilmesi için maliyet yapısının daha öngörülebilir hale gelmesi ve finansmana erişim koşullarının iyileştirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Konut satışlarında ve yeni konut üretiminde son dönemde gözlenen eğilimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Konuta erişilebilirliğin azalması ve kredi koşulları yeni konut yatırımlarını ne ölçüde sınırlıyor?
Konut piyasasında Haziran ayında hem ilk el hem de ikinci el satışlarda artış yaşanmış, ilk el konut satışları yıllık bazda %23,1 artarak 43 bin 406 adet, ikinci el satışlar ise %12,5 artışla 86 bin 573 adet olmuştur. Ancak, ilk el satışların toplam içerisindeki payının %33,4 seviyesinde kalması, yeni konut üretimini destekleyecek talep koşullarının henüz kalıcı biçimde güçlenmediğini göstermiştir.
Finansman tarafında da benzer bir tablo dikkat çekmektedir. Haziran ayında ipotekli satışlar %72,1 artmış olsa da toplam satışlar içerisindeki payı %20 seviyesinde kalmıştır. Dolayısıyla ipotekli satışlardaki güçlü artışa rağmen konut kredilerinin yüksek maliyeti, satın alma kararları üzerinde belirleyici olmaya devam etmiştir. Bu durum, firmaların yeni proje kararlarında daha ihtiyatlı davranmalarına ve yeni konut arzının istenen ölçüde artmamasına neden olmaktadır. Konuta erişilebilirliğin artırılması ve uzun vadeli, öngörülebilir finansman imkanlarının geliştirilmesi, hem konut talebinin sağlıklı bir zeminde desteklenmesi hem de yeni konut yatırımlarının sürdürülebilmesi açısından kritik önem taşımaktadır.
Kamu altyapı yatırımları, ulaştırma ve enerji projeleri ile büyük ölçekli kamu projelerinin 2026 yılında inşaat sektörüne sağladığı katkıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde bu projelerden kaynaklanan çelik talebinin seyrine ilişkin beklentiniz nedir?
Kamu yatırımları, inşaat sektörünün büyümesini destekleyen temel unsurlardan biri olmayı sürdürmekte; özellikle deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetlerinin yanı sıra ulaştırma, enerji ve diğer altyapı yatırımları sektörün üretim faaliyetlerine önemli katkı sağlamaktadır. Nitekim, inşaat üretiminde genel olarak bir yavaşlama görülürken, bina dışı yapıların inşaatında Haziran ayında yıllık bazda %4,5 artış kaydedilmiş olması, altyapı ağırlıklı faaliyetlerin sektör açısından destekleyici rolünün devam ettiğini göstermektedir.
Bununla birlikte sürdürülebilir bir büyüme için kamu yatırımlarının özel sektör yatırımlarıyla dengelenmesi gerekmektedir. Önümüzdeki dönemde kamu yatırımlarının devam etmesi halinde bunun inşaat faaliyetlerini ve buna bağlı olarak temel yapı malzemelerine yönelik talebi desteklemesini bekliyoruz. Ancak sektörün uzun vadeli büyümesi açısından özel sektör yatırımlarının da güçlenmesi büyük önem taşımaktadır.
2026 yılında yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde nasıl bir performans gözlemliyorsunuz? Türk şirketler açısından hangi ülkeler ve bölgeler yeni proje fırsatları bakımından öne çıkıyor?
2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde yurt dışında 4,3 milyar $ tutarında toplam 75 proje üstlenen Türk müteahhitlik firmaları, geçmiş yıllardaki seviyelerin gerisinde bir performans sergilemiştir. Küresel finansman koşulları ve jeopolitik gelişmeler, özellikle Orta Doğu'da artan gerilimler ve yatırım kararlarının ertelenmesi, uluslararası proje hacmini olumsuz etkilemektedir.
Bununla birlikte Türk müteahhitlik sektörünün teknik yetkinliği ve uluslararası deneyimi, küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü korumamızı sağlamaktadır. Yeni proje fırsatları açısından Orta Doğu ve Körfez bölgesi, özellikle Suudi Arabistan ve Irak, önemini korumaktadır. Suriye'nin yeniden yapılanma süreci de gerekli finansman, kurumsal altyapı ve güvenli iş ortamının oluşmasıyla birlikte Türk müteahhitleri açısından önemli bir potansiyel taşımaktadır. Avrupa'da, özellikle yakından takip ettiğimiz Balkan ülkelerindeki ulaştırma ve altyapı yatırımları ile Ukrayna'nın yeniden imarı da değerlendirildiğinde firmalarımız açısından önemli fırsatlar barındırmaktadır. Bunun yanında Pakistan ile Moğolistan'daki ulaştırma, enerji ve diğer altyapı projelerinin yanı sıra Afrika ve Orta Asya'daki altyapı yatırımları da Türk müteahhitleri açısından önemli fırsatlar sunan diğer alanlar arasında yer almaktadır. Ancak bugün uluslararası müteahhitlikte yalnızca proje potansiyelinin bulunması tek başına yeterli olmamaktadır. Finansmana erişim, ödeme güvencesi, siyasi ve ticari risklerin yönetimi ile uygun finansman mekanizmalarının oluşturulması, firmalarımızın yeni projelere yönelmesinde giderek daha belirleyici hale gelmektedir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yeni pazarlardaki fırsatların somut projelere dönüşmesinde uluslararası finans kuruluşlarının, ihracat kredi kuruluşlarının ve bankacılık sisteminin sağlayacağı finansman imkânlarının da kritik rol oynayacağını değerlendiriyoruz.
2026 yılının geri kalanı ve 2027 yılı için Türkiye inşaat sektörüne ilişkin beklentileriniz neler? İnşaat faaliyetleri ve buna bağlı çelik talebinde nasıl bir seyir öngörüyorsunuz?
2026 yılının ikinci çeyreğinde yaşanan %1,9'luk küçülme, sektörün karşı karşıya bulunduğu sorunların artık büyüme performansına doğrudan yansıdığını göstermiştir. Bu nedenle önümüzdeki dönem için temel beklentimiz, sektörün uzun süredir gündeme getirdiği finansmana erişim, yüksek kredi maliyetleri, maliyet baskıları ve kamu yatırımlarındaki ödenek kısıtlamaları gibi başlıklarda gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır.
Bu alanlarda sağlanacak iyileşmelerin, sektörün yeniden pozitif büyüme sürecine dönmesini sağlayacağına inanıyoruz. Aynı zamanda özel sektör kaynaklı yatırımların yeniden güçlenmesi de sektörün sürdürülebilir büyümesi açısından büyük önem taşımaktadır.
2026 yılının geri kalanında mevcut finansman koşulları nedeniyle inşaat faaliyetlerinde temkinli seyrin devam etmesini bekliyoruz. 2027 yılında ise finansman koşullarında beklenen iyileşmenin gerçekleşmesi, kredi maliyetlerinin gerilemesi ve yatırım ortamındaki öngörülebilirliğin güçlenmesi halinde sektörün yeniden ivme kazanabileceğini düşünüyoruz. Deprem bölgesindeki yeniden yapılanma faaliyetleri, kentsel dönüşüm ve devam eden altyapı yatırımları da sektörün iş hacmini desteklemeyi sürdürecektir.
İnşaat çeliği talebinin de genel inşaat faaliyetlerine paralel bir seyir izlemesini bekliyoruz. Deprem bölgesindeki çalışmalar, kentsel dönüşüm ile ulaştırma ve diğer altyapı yatırımları çelik talebini destekleyen başlıca unsurlar olmaya devam edecektir. Bununla birlikte çelik talebinde daha güçlü ve kalıcı bir artış için özel sektör yatırımlarının ve yeni proje başlangıçlarının da yeniden ivme kazanması önem taşımaktadır.
