Posco Assan TST CEO'su Ji Seob Choi ile paslanmaz çelik piyasasındaki fiyat ve talep görünümünü, korumacı ticaret politikalarının sektöre etkilerini ve adil rekabetin sağlanmasına yönelik öncelikleri konuştuk.
Paslanmaz çelik fiyatlarının ve hammadde maliyetlerinin seyri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Önümüzdeki döneme ilişkin beklentileriniz nelerdir?
Paslanmaz çelik fiyatları, yalnızca nihai ürün arz ve talebiyle değil; nikel gibi hammadde girdilerinin fiyatları, enerji maliyetleri ve lojistik dalgalanmalarla birlikte şekilleniyor. Son dönemde küresel talebin görece zayıf seyretmesi nihai ürün fiyatları üzerinde baskı oluştururken, üretim maliyetleri aynı ölçüde gerilemiyor. Bu durum, başta üreticiler olmak üzere tüm paydaşlar açısından fiyat ve maliyet arasında ciddi bir dengesizlik yaratıyor.
Diğer taraftan 2025 yılında ve 2026 yılının ilk çeyreğinde küresel paslanmaz çelik üretimi artmaya devam ederken, talep artışının aynı hızda gerçekleşmemesinin fiyatlar üzerinde baskı kurduğunu söylemek yanlış olmaz. 2026 yılının Eylül ayından itibaren yıl sonuna kadar mevsimsel olarak son kullanıcı talebinin ve fiyatların toparlanacağı yönünde piyasada ortak bir beklenti olduğunu gözlemliyoruz.
Posco Assan TST olarak bu süreçte, piyasa fiyatından bağımsız şekilde, verimliliğimizi artırmaya, maliyetlerimizi kontrollü yönetmeye ve müşterilerimize düzenli, kaliteli ve sürdürülebilir tedarik sağlamaya odaklanıyoruz.
Aralık 2025'te Çin ve Endonezya menşeli paslanmaz çelik ürünlerine getirilen antidamping vergilerinin sektör üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Söz konusu önlemlerin haksız rekabeti azaltma ve yerli üreticiyi destekleme açısından beklentileri karşıladığını düşünüyor musunuz?
Öncelikle, Aralık 2025'te sonuçlanan soruşturma kapsamında kesin dampinge karşı önlemin Çin menşeli soğuk haddelenmiş paslanmaz yassı çelik ürünlerine uygulandığını, Endonezya menşeli ithalata yönelik soruşturmanın ise önlemsiz kapatıldığını belirtmek gerekir.
Çin menşeli ürünlere yönelik alınan önlemi, dampingli ithalatın ve haksız fiyat rekabetinin azaltılması açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Bununla birlikte, tek bir ülkeye yönelik önlemin sektörün tüm sorunlarını çözmesini beklemek doğru olmaz. İthalatın ülke, ürün grubu, fiyat seviyesi ve miktar bazında düzenli biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ticaret akışlarının kısa sürede farklı ülkelere yönlenebilmesi, önlemlerin etkisiz kılınması riskini de beraberinde getiriyor.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere dünyanın birçok büyük pazarında çelik sektörüne yönelik çok daha kapsamlı ve yüksek seviyeli ticaret koruma uygulamaları bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye'de de adil rekabet ortamının korunması için güncel ithalat eğilimlerine göre çalışmaların kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu çalışmalardaki amaç ithalatı tamamen engellemek değil; yerli üretimin, ithalatın ve tüketicinin dengeli ve sürdürülebilir bir piyasa yapısı içerisinde faaliyet gösterebilmesini sağlamak olmalıdır.
ABD'nin gümrük tarifeleri, AB'nin ticaret politikaları ve diğer korumacı uygulamalar küresel paslanmaz çelik ticaretini nasıl etkiliyor? Bu gelişmelerin Türkiye pazarı açısından ne gibi sonuçlar doğurmasını bekliyorsunuz?
Küresel çelik ticareti giderek daha korumacı ve bölgesel bir yapıya dönüşüyor. Bu tür tedbirler, korunan pazarlara erişimi zorlaştırırken fazla kapasitenin daha açık pazarlara yönelmesine neden oluyor. Türkiye paslanmaz çelik piyasası açısından da en önemli risk, AB ve ABD gibi büyük pazarlara giremeyen düşük fiyatlı ürünlerin ülkemize yönelmesidir.
Türkiye paslanmaz çelik ihracatı açısından baktığımızda ise bu ihracatın önemli bölümü Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleştiği için AB'deki kota uygulamaları ihracatımızı doğrudan etkiliyor. Geçtiğimiz yıllarda denendiği gibi AB'deki koruyucu önlemleri farklı yöntemlerle atlatmaya çalışmanın gelecekte sektörümüze zarar vereceğinin bilinciyle hareket edilmesi ve sektördeki tüm oyuncuların ihracat satış politikasını buna göre oluşturması gerektiğini düşünüyoruz.
Posco Assan TST olarak Avrupa Birliği'nin kota ve ticaret düzenlemelerine uygun şekilde hareket ediyor, ihracatımızı Avrupa'daki piyasa ve fiyat dengesine zarar vermeden sürdürülebilir biçimde en üst seviyeye çıkarmaya çalışıyoruz.
Mevcut ekonomik koşullar, finansmana erişim ve yüksek maliyetler sektörü nasıl etkiliyor?
Paslanmaz çeliğin ton başına maliyetinin diğer çelik ürünlerine oranla nispeten daha yüksek olması, sektörde faaliyet gösteren şirketlerin önemli miktarda finansman ihtiyacı duymasına neden oluyor.
Finansmana erişimin zorlaşması ve finansman maliyetlerinin yüksek seyretmesi hem üreticiler hem de tüketiciler üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Müşterilerin siparişlerini kısa vadeli ve daha küçük miktarlarda vermesi ve tahsilat sürelerinin uzaması, piyasadaki nakit döngüsünü yavaşlatıyor.
Üreticiler açısından bakıldığında ise üretim maliyetleri artarken, yoğun ithalat rekabeti nedeniyle bu maliyetleri satış fiyatlarına aynı oranda yansıtmak mümkün olmuyor.
Dolayısıyla içinde bulunduğumuz dönem, büyümek ve kârı artırmaktan çok, nakit akışının ve kredi risklerinin çok dikkatli yönetilmesi gereken bir dönemdir.
Posco Assan TST olarak güçlü bir finansal yapıya sahip olmakla birlikte, düzenli ve güvenli ilişkiler kurduğumuz müşterilerimizin de desteğiyle risklerimizi etkin bir şekilde yönetmeye devam edeceğiz.
Paslanmaz çelik sektörünün rekabet gücünü artırmak için önümüzdeki dönemde hangi adımların atılması gerektiğini düşünüyorsunuz? Kamu politikaları ve sektörün öncelikleri açısından önerileriniz nelerdir?
Sektörün rekabet gücünün artırılması için öncelikle adil piyasa yapısının korunması gerekiyor. ABD ve AB korumacı ticaret politikalarını giderek daha fazla güçlendirirken, Türkiye'nin de yerli sanayisini korumak ve işletmeleri için adil rekabet koşullarını sağlamak amacıyla uygun ticaret önlemlerini uygulaması gerekmektedir. Dampingli ithalatın düzenli biçimde izlenmesi, ticaret sapmalarına karşı hızlı hareket edilmesi ve mevcut önlemlerin etkisiz kılınmasının önüne geçilmesi büyük önem taşıyor. Buradaki amaç ithalatı engellemek değil, yerli üreticilerle ithal ürünler arasında adil rekabet koşulları oluşturmaktır.
Bunun yanında Türkiye'de paslanmaz çelik tüketiminin artırılmasına yönelik uzun vadeli bir devlet stratejisine ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Paslanmaz çelik; uzun kullanım ömrü, düşük bakım ihtiyacı, hijyenik yapısı, korozyon dayanımı ve geri dönüştürülebilirliğiyle toplam yaşam döngüsü maliyeti açısından önemli avantajlar sunuyor.
Kamu altyapısı, su sistemleri, sağlık, gıda, ulaşım, enerji ve şehir mobilyaları gibi alanlarda teknik standartların ve kamu alım kriterlerinin uzun ömür ve toplam sahip olma maliyeti temelinde geliştirilmesi, ülkemizin paslanmaz çelik tüketimini ve sanayi kapasitesini artıracaktır. Bu yaklaşım yalnızca sektörümüze değil; ithalatın azaltılmasına, kaynakların verimli kullanılmasına ve sürdürülebilir kalkınmaya da katkı sağlayacaktır.
2026 yılının geri kalanına ilişkin beklentileriniz neler?
2026 yılının geri kalanında küresel arz ve talep dengesi piyasanın yönünü belirleyecektir. Nikel arzında beklenen daralma ve jeopolitik belirsizliklerden kaynaklı artan lojistik maliyetleri ise paslanmaz çelik fiyatlarının gidişatı açısından belirleyici olacaktır.
Türkiye'de ise yılın son dört aylık döneminde stok seviyelerinin normalleşmesi, yaz döneminde ertelenmiş ihtiyaçların devreye girmesi ve ihracatçı sektörlerden gelebilecek talep sayesinde kademeli bir hareketlenme yaşanmasını bekliyoruz.
Posco Assan TST olarak kısa vadeli piyasa dalgalanmalarından ziyade uzun vadeli sürdürülebilirliğe odaklanıyoruz. Önceliğimiz, Türk sanayicisinin ihtiyaç duyduğu paslanmaz çelik hammaddeye düzenli, kaliteli ve güvenilir şekilde ulaşmasını sağlamak; üretim verimliliğimizi artırmak ve müşterilerimize kesintisiz hizmet sunmaktır. Piyasa koşulları kolay olmasa da Türkiye'nin sanayi potansiyeline ve paslanmaz çelik tüketiminin uzun vadeli büyüme imkânına olan inancımızı koruyoruz.
