Kalaylı Demir Çelik: 2026’da fiyatlardan ziyade verimlilik, kalite ve sürdürülebilirlik odaklı firmalar öne çıkacak

Pazartesi, 23 Mart 2026 16:59:06 (GMT+3)   |   İstanbul

Kalaylı Demir Çelik Metalurji ve Malzeme Mühendisi Güray Sert ile vasıflı çelik piyasasının önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini konuştuk.

Faaliyetleriniz ve ürün gamınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

Kalaylı Demir Çelik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, kurucularımızın 60 yıllık sektörel tecrübesi ışığında, yerli ve yabancı menşeli, başta otomat çelikleri olmak üzere, karbon, alaşımlı ve paslanmaz çelik kalitelerinde geniş müşteri portföyümüze hizmet vermekte.

Merkezi İstanbul Avrupa yakasında olan şirketimizin, fabrikası ise İmes Dilovası OSB’de yer almakta. Kapalı alanı 2800 olan fabrikamızda iki ayrı hatta filmaşinden 40 çapa kadar soğuk çekim yapmaktayız. Ayrıca Ankara İvedik Sanayi Sitesi’nde bir adet depomuz bulunmakta olup ülkenin her noktasına hizmet vermekteyiz.

Kalaylı Demir Çelik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olarak otomat çeliği, karbon çeliği, sementasyon çeliği, yapı çeliği, transmisyonlar ve ıslah çeliği gibi geniş bir ürün yelpazesine sahibiz ve soğuk çekilmiş çap, altı köşe, kare formund malzemeler ile makine sanayi, otomotiv sanayi, beyaz eşya sanayi, savunma sanayi, teçhizat ürünleri ve her bir sanayi grubunun yan sanayilerinin çelik hammadde ihtiyaçlarına cevap vermekteyiz.

Vasıflı çelik sektöründe talep ve fiyat trendleri açısından mevcut koşulları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Vasıflı çelik sektöründe talep tarafında sektör ve bölge bazlı farklılaşmaların belirginleştiği bir dönemden geçildiğini görmekteyiz. Ana tüketici sektörlerde talep genel olarak korunmakla birlikte nihai kullanıcıların stok seviyelerini kontrollü tutma eğilimi nedeniyle siparişlerin daha kısa vadeli ve parça parça gerçekleştiğini gözlemliyoruz.

Fiyatlar açısından bakıldığında ise, talepteki temkinli seyir ve küresel ölçekteki kapasite fazlası, fiyat artışlarının sınırlı ve dalgalı bir seyir izlemesine neden olmakta. Bu durum, özellikle standart kalite ürünlerde rekabeti artırırken, özel kalite ve teknik gereksinimi yüksek ürünlerde fiyatların nispeten daha stabil kalmasını sağlamaktadır.

Genel olarak değerlendirildiğinde vasıflı çelik sektöründe kısa vadede ciddi fiyat artışlarının yaşanmasının güç olduğu aşikâr. Daha çok maliyet odaklı ve seçici talebin belirleyici olduğu dengeli bir piyasa yapısının devam etmesini beklenmek daha gerçekçi. Bu ortamda, teknik katma değeri yüksek ürünler, esnek tedarik yapıları ve müşteri odaklı çözümler rekabet avantajı yaratacaktır.

Hangi vasıflı çelik gruplarında hala dışa bağımlıyız ve bu bağımlılığı azaltmak için hangi yatırımlar kritik öneme sahip?

Türkiye, çelik üretiminde yüksek tonajlara ulaşmış olsa da bazı yüksek teknoloji ve yüksek alaşımlı çelik kalitelerinde üretim kapasitesi yetersiz kalıyor; mikro alaşımlı ve alaşımlı kütük yetersizliğinden dolayı bu ürünler ithalatla karşılanıyor. 

Peki ne yapmak lazım? Aslında bu konuda hiçbir şey yapılmadığını söyleyemeyiz. Ülkenin bitmek bilmez inşaat demiri üretim iştahının hiçbir zaman hatırı sayılır ölçüde azalmayacağını artık kabullendik. Bunun yanında vasıflı çelik üretimi ile alakalı yapılan yatırımlar da az değil. Enerji verimliliğini artıran üretim hatlarına, atık ve emisyon azaltım teknolojilerine sahip tesislerin sayısı artmakta. Bu durum hem maliyeti düşürüp hem de AB gibi pazarlar için uyumu destekleyerek uzun vadede ithalat baskısını düşürecektir.

İhracat piyasalarında rekabeti nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Küresel ölçekte kapasite fazlasının devam etmesi, özellikle standart ürün gruplarında fiyat bazlı rekabeti artırırken, katma değeri yüksek ürünlerde rekabet daha çok teknik yeterlilik ve güvenilir tedarik unsurları üzerinden şekillenmekte.

Türkiye, ihracat pazarlarında üretim esnekliği, hızlı termin kabiliyeti ve coğrafi konum avantajı sayesinde rekabetçi bir konumda yer almaktadır. Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika pazarlarında teslim süresi ve müşteriyle yakın teknik iletişim, Türk üreticiler için önemli bir avantaj oluşturmaktadır. Buna karşılık Asya menşeli üreticilerin düşük maliyetli ve agresif fiyat politikaları, özellikle fiyat hassasiyeti yüksek pazarlarda rekabet baskısını artırmaktadır.

AB pazarında rekabet koşulları, fiyatın ötesinde sürdürülebilirlik, karbon ayak izi, izlenebilirlik ve ürün sertifikasyonları gibi kriterler üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Toparlamak gerekirse tüm dünyada yaşanan kapasite fazlasından dolayı şu an alıcının güçlü olduğu bir pazardan söz edebiliriz. Bu durumda üretici ve satıcılar güçlü oldukları yönleri pazarlamak zorundalar. Fiyat odaklı müşterilerde şu an için Uzak Doğu ile rekabet etmek güç. Belki gelebilecek ekstra vergiler bunu sağlayabilir ama yine de fiyat konusu özellikle Çin’in ihracat iştahı kesilmeden çözülemeyebilir.

Bunun yanında ülkemizin coğrafi konumu termin odaklı müşteriler için tercih sebebi olmamızı sağlayacaktır. AB pazarını düşünecek olursak özel ve vasıflı ürünlerde teknik katma değer, sürdürülebilirlik uyumu ve müşteri odaklı çözümler o pazarda da rekabet avantajı sağlayacaktır.

Dünya genelindeki jeopolitik gelişmeler ticarette ne gibi değişikliklere sebep oluyor?

Bunları yakın geçmişte çokça yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Pandemi artık uzak geçmiş bile diyebiliriz. Sayacak olursak Rusya-Ukrayna savaşı sonrası, üretimi zarar gören Ukrayna ve yaptırımlarla karşı karşıya kalan Rusya gerçeği ile arz kesintiye uğradı ve tedarik belirsizliği doğal olarak fiyatlara yansıdı. Yaptırımlar sonrası kendisine yeni pazarlar arayan Rusya bu pazarlarda fiyat rekabetini artırdı.

Bunun yanında ülkelerin aldığı korumacılık önlemleri kapsamında ithalata getirilen ekstra vergiler ihracatçı ülkelerin söz konusu pazarlara erişim maliyetini artırdı. Diğer taraftan siyasi risk, antidamping ile vergi belirsizliği ve uzayan termin sürelerinden dolayı ülkeler daha yakın ve politik anlamda daha güvenilir ülkelere kayma eğilimi göstermekteler. Mesela bundan dolayı ABD, Meksika ve Latin Amerika’dan çelik tedarikini artırdı. 

Sonuç olarak Uzak Doğu’dan gelen malzemelerdeki rotanın güvensizliği ve alternatif rotaların neden olduğu navlun artışı, ülkelerin aldığı koruma kararları, vergi belirsizlikleri, yakın zamanda yaşanan savaş sonrası kesintiye uğrayan çelik arzı gibi nedenler ülkeleri daha yakın ve daha güvenilir satıcılara yönlendirirken düşük stok ve uzun kontrat yaklaşımından daha yüksek emniyet stoku ve kısa kontratlar dünyasına geçişimize de neden oldu gibi görünüyor.

Mevcut ekonomik şartlar faaliyetlerinizi nasıl etkiliyor?

Mevcut ekonomik şartlar, faaliyetlerimizi hem maliyet hem de talep tarafında daha temkinli ve planlı bir yaklaşım benimsemeye yönlendirmektedir. Küresel ölçekteki ekonomik belirsizlikler, finansman maliyetlerindeki artış ve talep tarafındaki seçicilik; özellikle sipariş vadeleri, stok yönetimi ve fiyatlama stratejileri üzerinde belirleyici olmaktadır.

Maliyet tarafında ise; enerji, işçilik ve finansman giderlerindeki artışın faaliyetler üzerinde oluşturduğu baskıyı, etkin maliyet kontrolü, esnek tedarik yapısı ve operasyonel verimlilik çalışmalarıyla dengelemeye çalışmaktayız.

Genel olarak değerlendirildiğinde mevcut ekonomik koşullar faaliyetleri yavaşlatıcı olmaktan ziyade, daha seçici, disiplinli ve katma değer odaklı bir iş modeline geçişi hızlandırmaktadır. Bu süreçte; müşteri odaklı yaklaşımımız, teknik uzmanlık kabiliyetimiz, esnek planlama ve sürdürülebilir iş ilişkilerimiz, faaliyetlerimizin sağlıklı şekilde devamı açısından kritik rol oynamaktadır.

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması vasıflı çelik ihracatını nasıl etkileyecek? Karbonsuzlaşma yol haritanızda neler var?

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM / CBAM), özellikle Avrupa Birliği’ne yönelik vasıflı çelik ihracatında fiyat, rekabet ve raporlama boyutlarında önemli bir dönüşüm yaratacaktır. Mekanizma, çeliğin üretim sürecindeki karbon yoğunluğunu doğrudan maliyet unsuru haline getirirken, düşük karbonlu ve izlenebilir üretim yapan firmalar için rekabet avantajı oluşturacaktır.

Vasıflı çelik özelinde değerlendirildiğinde standart ürünlere kıyasla birim fiyatı ve katma değeri yüksek olan bu ürün grubunda, karbon maliyetinin nihai fiyata yansıtılabilirliği görece daha yüksektir. Ancak bu durum, yalnızca doğru ölçüm, şeffaf raporlama ve teknik uyum sağlanması halinde avantaja dönüşebilecektir. Aksi durumda, karbon yoğun üretim yapan tedarikçilerin AB pazarında maliyet dezavantajı ile karşılaşması kaçınılmazdır.

Soğuk çekme prosesi, çelikhane aşamasına kıyasla görece düşük karbon yoğunluğuna sahip olmakla birlikte nihai ürünün toplam karbon ayak izi büyük ölçüde kullanılan yarı mamulün (kütük / filmaşin) karbon değerlerine bağlıdır.

Bu çerçevede SKDM, soğuk çekme yapan firmalar için bir maliyet artışından ziyade; hammadde kaynağı seçimi, tedarikçi karbon performansı ve doğru raporlama kabiliyeti üzerinden rekabet koşullarını yeniden tanımlamaktadır. Karbon ayak izi düşük veya şeffaf şekilde raporlanabilen yarı mamullerle çalışan firmalar, özellikle AB pazarında önemli bir avantaj elde edecektir.

Karbonsuzlaşma yol haritamız, doğrudan üretim süreçlerimiz ve tedarik zinciri yönetimi olmak üzere iki ana eksende şekillenmektedir. Üretim tarafında; enerji verimliliğini artırmaya yönelik iyileştirmeler, proses optimizasyonu, ekipman verimliliği ve elektrik tüketiminin izlenmesi öncelikli konular arasında yer almaktadır. Soğuk çekme operasyonlarında birim ürün başına enerji tüketiminin azaltılması temel hedeflerimizdendir.

Tedarik zinciri tarafında ise; yarı mamul tedarikçilerinden karbon ayak izi verilerinin talep edilmesi, mümkün olan durumlarda daha düşük karbon yoğunluğuna sahip kaynaklara yönelim ve ürün bazlı karbon izlenebilirliğinin sağlanması hedeflenmektedir. Bu yaklaşım, SKDM kapsamındaki raporlama yükümlülüklerine uyumu kolaylaştırırken, müşterilere şeffaf ve doğrulanabilir karbon verisi sunulmasına da imkân sağlamaktadır.

Genel olarak SKDM’yi, soğuk çekme vasıflı çelik ihracatında kısa vadeli bir riskten ziyade, orta ve uzun vadede tedarik zinciri yönetimi, teknik şeffaflık ve sürdürülebilirlik odaklı çalışan firmalar için bir ayrışma ve rekabet avantajı aracı olarak değerlendiriyoruz. Bu doğrultuda, mevzuata uyumlu, ölçülebilir ve kademeli bir karbonsuzlaşma yaklaşımı benimsemekteyiz.

Elektrikli araçlara geçiş, otomotiv sektöründe kullanılan vasıflı çelik türlerinde nasıl bir değişim yarattı?

Elektrikli araçlarda, içten yanmalı motorlu araçlara nazaran çelik kullanımının daha düşük olduğuna dair bir düşünce var. Bu kısmen doğru kısmen yanlış. İçten yanmalı motorlu araçların toplam ağırlığının %60-65 civarı çelikten oluşuyor. Aslında elektrikli araçlarda da oran bu kadar fazla olmasa da yakın. Ne var ki kullanılan çeliğin muhteviyatı farklı. 

İçten yanmalı motorlu araçlara kıyasla elektrikli araçlarda ağırlık dağılımı, güvenlik gereksinimleri ve enerji verimliliği öncelikleri farklılaşmakta; bu durum kullanılan çeliklerin mukavemet, şekillendirilebilirlik ve tolerans gereksinimlerini doğrudan etkilemekte olduğu için elektrikli araçlarda daha yüksek mukavemetli hafif çelikler tercih edilmektedir. İlaveten elektrikli araçlarda titreşim, gürültü ve termal yönetim kriterleri daha hassas hale geldiği için özellikle mil, şaft, bağlantı elemanları ve hassas mekanik parçalarda kullanılan vasıflı çeliklerde homojen mikroyapı, yüzey kalitesi ve ölçüsel hassasiyet beklentisini yükseltmiştir. Soğuk çekme ile üretilen, dar toleranslı ve iyi yüzey kalitesine sahip çelikler bu alanlarda ön plana çıkmaktadır.

Sonuç olarak elektrikli araçlardaki çelik miktarına değil çeliğin vasfına yöneldiğimiz bir gerçek ile karşı karşıyayız. Bu da standart kalite ürünlerden ziyade uygulamaya özel, proses kontrollü ve izlenebilir vasıflı çeliklere olan talebi artıracaktır.

Vasıflı çelik sektörü 2025 yılını nasıl geçirdi, 2026 yılından beklentileriniz neler?

2025 yılı vasıflı çelik tarafında talebin baskılandığı, maliyetlerin ve rekabetin arttığı zorlu bir yıl oldu; 2026’da ise özellikle otomotiv ve sanayi kaynaklı talepte sınırlı bir toparlanma beklerken, fiyatlardan ziyade verimlilik, kalite ve sürdürülebilirlik odaklı firmaların öne çıkacağını öngörüyoruz.


Benzer Haber ve Analizler

Hasçelik: Yeni çelikhane yatırımımızla uluslararası rekabette daha güçlü bir konuma geçmeyi, iç pazarda ise nitelikli ...

17 Mar | Röportaj

ÇEMTAŞ: Yeşil enerji yatırımları Çemtaş’ın rekabet gücünü destekliyor

11 Mar | Röportaj

Bimeks Çelik: 2026 yılı için satışlarımızı %20 oranında artırmayı hedefliyoruz

11 Mar | Röportaj

TÇÜD: Türkiye’nin ham çelik üretimi 2026’nın Ocak ayında %5,8 yükseldi, Türkiye’nin serbest ticaret anlaşmalarındaki ...

27 Şub | Çelik Haberler

Çelik Dış Ticaret Derneği: Küresel dengelerdeki değişiklik Türkiye çelik sektörünü nasıl etkileyecek?

18 Şub | Çelik Haberler

PASSAD: Paslanmaz çelik 2026 yılına yeni umutlarla giriyor

03 Şub | Röportaj

Borçelik üretiminin %80’ini ihraç ediyor, AB, Balkanlar ve Kuzey Amerika’ya odaklanıyor

02 Şub | Çelik Haberler

TÇÜD: Türkiye'de çelik üretiminin 2026’da 40 milyon mt’un üzerine çıkması bekleniyor

02 Şub | Çelik Haberler

SOGAD: 2026 yılında talepte sınırlı da olsa bir iyileşme öngörüyoruz

29 Oca | Röportaj

TÇÜD: Tüm zorluklara rağmen 2026 yılında üretim ve tüketimde artış bekliyoruz

28 Oca | Röportaj





iLab Ventures
Kariyer.net  -  Sigortam.net  -  Arabam.com  -  Cimri  -  Emlakjet  -  Endeksa  -  HangiKredi  -  Neredekal.com  -  Chemorbis