Anasayfa > Çelik Haberleri > Röportajlar > Borçelik: Üreticiler...

Borçelik: Üreticiler maliyet artışları ile piyasa gerçekleri arasında sıkışmış durumda

Pazartesi, 15 Haziran 2026 16:59:21 (GMT+3)   |   İstanbul

Yassı mamul piyasası için 2026’nın ilk yarısı nasıl geçiyor?

2026’nın ilk yarısı, yassı mamul piyasası açısından beklentilerin gerisinde kalan bir dönem oldu. Yılın başında Avrupa’da toparlanma sinyalleri ve ihracat pazarlarında bir miktar hareketlilik öngörüsü vardı. Ancak bugün geldiğimiz noktada hem iç hem dış pazarda talebin halen oldukça zayıf seyrettiğini görüyoruz. Özellikle tüketimdeki yavaşlamanın devam etmesi, korumacılık önlemlerinin hızla artması ve SKDM’nin devreye girmesi gibi gelişmelerin ihracat üzerinde ciddi baskı yarattığını değerlendiriyoruz. İç piyasada ise yüksek finansman maliyetleri ve düşük tüketim iştahı nedeniyle genel görünüm durgun seyrediyor. Bu çerçevede, 2026’nın ilk yarısını sektör açısından oldukça zorlayıcı, rekabetin arttığı ve beklentilerin altında kalan bir dönem olarak tanımlayabiliriz.

İç piyasada talep ne durumda? Başta otomotiv ve beyaz eşya olmak üzere son kullanıcı sektörleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

İç piyasada talep halen oldukça zayıf seyrediyor. Yassı çelik tüketiminin en önemli sektörleri arasında yer alan otomotiv ve özellikle beyaz eşya tarafında belirgin bir yavaşlama dikkat çekiyor. Otomotiv sektöründe yılın ilk dört ayında üretim %4 gerilerken, beyaz eşya sektöründe aynı dönemde daralma yaklaşık %14 seviyesine ulaştı. Her iki sektörün de hem iç pazarda hem de ağırlıklı ihracat pazarlarında Çin kaynaklı rekabet baskısı nedeniyle zayıfladığını söyleyebiliriz.

Borçelik olarak en büyük müşteri segmentlerimiz arasında yer alan bu iki sektördeki üretim temposunun düşmesi, yassı çelik talebine doğrudan yansıyor. Özellikle nihai tüketimdeki yavaşlama ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar, üreticilerin daha temkinli hareket etmesine neden oluyor. Normal koşullarda yılın ikinci çeyreğinde daha canlı bir piyasa beklenirdi ancak mevcut tabloda talep beklentilerin oldukça altında seyrediyor.

Bununla birlikte stok yönetimi tarafında da müşterilerin oldukça kontrollü hareket ettiğini görüyoruz. Firmalar, yüksek maliyet ve belirsizlik ortamı nedeniyle minimum stokla çalışma eğiliminde. Bu durum da piyasadaki hareketliliği sınırlayan önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.

Öte yandan otomotiv tarafında yılın ilk dört ayında satılan 369 bin otomobil ve hafif ticari aracın yalnızca %33’ünün yerli üretim araçlardan oluştuğunu görüyoruz. Geçtiğimiz yıla göre sınırlı bir artış söz konusu olsa da bu oranın 2020 yılında yaklaşık %45 seviyesinde olduğunu hatırlatmak gerekir. En azından yeniden bu seviyelere ulaşılması gerektiğini düşünüyoruz. Yerli araç satışlarının artırılması, tüm otomotiv ekosistemi açısından olumlu katkı sağlayacaktır. Böylelikle pazarda yeniden bir hareketlenme oluşabilir.

Girdi maliyetleri ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların yassı çelik fiyatlarına yansıması nasıl oldu? Fiyatlardaki gidişatı nasıl yorumlarsınız?

Son dönemde özellikle enerji maliyetlerinde artış görüyoruz. Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmeler ve enerji piyasalarındaki belirsizlikler nedeniyle, Nisan ayından itibaren enerji fiyatları yukarı yönlü hareket etti. Bunun yanı sıra hammadde ve lojistik maliyetlerinde de artışlar yaşanıyor. 

Ancak Borçelik olarak sektör açısından en büyük sorunun, maliyetlerdeki bu yükselişi nihai ürün fiyatlarına aynı oranda yansıtamamak olduğunu düşünüyoruz. Özellikle soğuk ve galvanizli ürünlerde talebin zayıf olması nedeniyle fiyat artırmak oldukça zorlaştı. Bu nedenle üreticiler ciddi bir maliyet baskısı altında faaliyet göstermeye çalışıyor.

Bir tarafta yükselen enerji ve üretim maliyetleri, diğer tarafta ise zayıf talep nedeniyle baskılanan satış fiyatları bulunuyor. Bu durum sektör genelinde marjları ciddi şekilde daraltıyor. Kısacası üreticiler, maliyet artışları ile piyasa gerçekleri arasında sıkışmış durumda.

AB, Temmuz 2026 itibarıyla kotaları ciddi oranda azaltmaya ve kota aşım vergisini %50’ye çıkarmaya hazırlanıyor. Bu durum ihracatı nasıl etkileyecek?

Avrupa Birliği tarafında korumacılık önlemleri artık son aşamaya gelmiş durumda. Geçtiğimiz günlerde, toplam kotanın yaklaşık %47 azaltılarak 18,3 milyon tona düşürülmesine yönelik düzenleme onaylandı. Avrupa Birliği, Türk yassı çelik sektörünün en büyük ve en stratejik ihracat pazarı konumunda. Kota miktarlarının bu ölçüde düşmesi, fiilen Avrupa pazarındaki hareket alanımızın ciddi şekilde daralması anlamına geliyor. 

Mevcut ithalat payımızı koruyabilmek için en az 2,8 milyon tonluk kota tahsis edilmesi gerekiyor. Bu seviyede bir kota sağlanması halinde, AB ithalatındaki yaklaşık %15’lik payımızı koruyabiliriz. Ayrıca Gümrük Birliğimiz dikkate alındığında bu miktarın üzerinde bir kota tahsisini hak ettiğimizi düşünüyoruz. Bunun yanında kota aşımında uygulanacak %50 seviyesindeki vergi ise ekonomik olarak sürdürülebilir değil. Böyle bir vergi oranıyla kota üzeri satış yapmak mümkün görünmüyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde AB’ye yönelik ihracatın önemli ölçüde azalmasını bekliyoruz.

Ancak risk yalnızca ihracat kaybı değil. Avrupa pazarına erişimi zorlaşan Çin, Güney Kore ve diğer Asyalı üreticilerin alternatif pazar olarak Türkiye’ye yönelme ihtimali de bulunuyor. Bu durumda iç piyasada arz baskısı artabilir ve fiyatlar üzerinde ek bir aşağı yönlü baskı oluşabilir. Dolayısıyla alınan bu kararların yalnızca ihracatı değil, Türkiye iç piyasasındaki rekabet dengelerini de ciddi şekilde etkileyeceğini düşünüyoruz.

SKDM’nin 2026 itibarıyla mali yükümlülük doğurması yassı çelik ihracatçıları için ne kadar belirleyici olacak? Türk çelik sektörünün bu konudaki hazırlığı nedir?

SKDM, yani Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, yassı çelik sektörü açısından önümüzdeki dönemin en belirleyici başlıklarından biri olacak. 2026 itibarıyla mali yükümlülüklerin devreye girmesiyle birlikte özellikle Avrupa’ya ihracat yapan üreticiler açısından karbon maliyetleri çok daha kritik hale geliyor. Borçelik olarak Avrupa’daki ithalatçıların da bu süreç nedeniyle oldukça temkinli hareket ettiğini görüyoruz. Çünkü mevzuatta hâlâ netleşmemiş birçok başlık bulunuyor. Hesaplama yöntemleri ve uygulama detayları konusunda belirsizliklerin devam etmesi hem üreticileri hem de alıcıları zor durumda bırakıyor.

Türk çelik sektörü bu konuda önemli hazırlıklar yapıyor. Karbon emisyonlarının azaltılması, enerji verimliliği yatırımları ve sürdürülebilir üretim teknolojileri konusunda ciddi çalışmalar yürütülüyor. Bunun yanında ulusal emisyon ticaret sisteminin de yıl sonunda devreye girecek olması önemli bir gelişme. Türkiye’nin bu süreçte AB ETS sistemi ile uyumlu ilerlemesi gerektiğini düşünüyoruz. 

Ancak mevzuatın tam netleşmediği bir ortamda yalnızca üreticilerin hazırlıklı olması yeterli olmuyor. Avrupa’daki müşteriler de sistemin nasıl işleyeceğini görmek istiyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde belirsizliklerin azalması sektör açısından kritik önem taşıyor.

Ekonomik şartlar işlerinizi nasıl etkiliyor?
Mevcut ekonomik ve enflasyonist ortam, sektör üzerinde çok yönlü baskı yaratıyor. Özellikle yüksek finansman maliyetleri hem yatırım iştahını hem de nihai tüketimi ciddi şekilde etkiliyor. İç piyasada tüketimin yavaşlaması, müşterilerin daha düşük stokla çalışmasına ve siparişlerin ötelenmesine neden oluyor. Bunun yanında mevcut kur politikası, enerji maliyetleri ve hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalar da üretim planlamasını zorlaştırıyor. Öngörülebilirliğin azalması hem üretici hem müşteri tarafında daha temkinli bir yaklaşım yaratıyor. Sektörün sürdürülebilirliği açısından şu an en büyük ihtiyaçlardan biri daha öngörülebilir koşulların oluşması. Çünkü mevcut ortamda hem iç piyasa hem ihracat tarafında oldukça zorlayıcı bir dönemden geçiyoruz.

Orta Doğu’daki savaş çelik ticaretini ne yönde değiştirdi? Lojistik sorunlar ve navlun fiyatları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Orta Doğu’daki savaşın küresel çelik ticareti üzerindeki en önemli etkilerinden biri lojistik ve enerji maliyetlerinde yaşanan artış oldu. Özellikle bölgedeki güvenlik risklerinin yükselmesiyle birlikte navlun fiyatlarında ciddi artışlar yaşandı ve bu yüksek seviyeler halen devam ediyor. Bazı deniz taşımacılığı rotalarının değişmesi, sigorta maliyetlerinin yükselmesi ve teslim sürelerindeki uzamalar ticaret akışını doğrudan etkiliyor. 

Özellikle ihracat yapan üreticiler açısından lojistik maliyetleri artık çok daha önemli bir kalem haline geldi. Bunun yanında teslimat sürelerinde yaşanan belirsizlikler müşterilerin satın alma kararlarını da etkiliyor. Dolayısıyla savaşın etkisi yalnızca enerji ve navlun maliyetleriyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda küresel ticaret akışında genel bir yavaşlama ve temkinli yaklaşım da yaratıyor.


Benzer Haber ve Analizler

Borçelik üretiminin %80’ini ihraç ediyor, AB, Balkanlar ve Kuzey Amerika’ya odaklanıyor

02 Şub | Çelik Haberler

Çin çıkışlı levha fiyatları zayıf talebe rağmen yatay seyrediyor

15 Haz | Yassı Ürünler ve Slab

ABD’nin çelik ithalatı 2026’nın Nisan ayında %7,6 arttı

15 Haz | Çelik Haberler

Hindistan yerel soğuk rulo sac piyasası sanayi kuruluşlarından gelen siparişlerin azalması nedeniyle değişmedi

15 Haz | Yassı Ürünler ve Slab

ABD’nin çelik ihracatı 2026’nın Nisan ayında %1,7 artış kaydetti

15 Haz | Çelik Haberler

Hindistan’da yerel sıcak rulo sac fiyatları yatay seyretse de zayıf talep sebebiyle görünüm olumsuz

15 Haz | Yassı Ürünler ve Slab

Çin’de başlıca vadeli çelik ve hammadde fiyatları - 15 Haziran 2026

15 Haz | Uzun Ürünler ve Kütük

ABD’de yerel yassı mamul fiyatları Orta Doğu’daki gerilim azalmaya başlarken yükselişini sürdürdü

15 Haz | Yassı Ürünler ve Slab

Brezilya’da kalın levha ihracatı 2026’nın Mayıs ayında %97 geriledi

15 Haz | Çelik Haberler

AB soğuk rulo ve galvanizli sac piyasası kota belirsizliği ve sıcak rulo sacdaki olası artış sebebiyle durgun

12 Haz | Yassı Ürünler ve Slab





iLab Ventures
Kariyer.net  -  Sigortam.net  -  Arabam.com  -  Cimri  -  Emlakjet  -  Endeksa  -  HangiKredi  -  Neredekal.com  -  Chemorbis