Bayık Grup: Mevcut koşullarda büyümeden ziyade sağlıklı bilanço yönetimi ve risk minimizasyonu öncelikli strateji olarak öne çıkıyor

Pazartesi, 30 Mart 2026 16:13:38 (GMT+3)   |   İstanbul

Bayık Grup Yönetim Kurulu Üyesi ve Marmara Bölge Müdürü Halil Bayık ile piyasadaki mevcut durumu ve çelik servis merkezlerinin önündeki zorlukları konuştuk. 

Çelik servis merkezleri üretici ile nihai tüketici arasında nasıl bir stratejik rol üstleniyor?

Çelik servis merkezleri (ÇSM), üretici firmalar ile nihai kullanıcı arasında stratejik bir köprü görevi üstlenmektedir. Özellikle perakende ve küçük-orta ölçekli müşteri segmentinde önemli bir rol oynayan ÇSM’ler, sektörün tedarik zinciri içerisindeki en kritik yapı taşlarından biri konumundadır.

Üretici tesislerin operasyonel yoğunluk veya ölçek gereklilikleri nedeniyle doğrudan hizmet veremediği müşteri gruplarına ÇSM’ler etkin ve hızlı çözümler sunmaktadır. Stok yönetimi, dilme, boy kesme ve lojistik organizasyon gibi operasyonel süreçleri profesyonel şekilde yürüterek hem üreticilerin pazar erişimini genişletmekte hem de müşterilere esnek ve zamanında tedarik imkânı sağlamaktadır.

Bu yönüyle ÇSM’ler, yalnızca bir ara tedarikçi değil; aynı zamanda piyasa dengelerinin sağlıklı işlemesine katkı sunan, katma değer yaratan stratejik iş ortaklarıdır.

İç piyasada talep ve rekabet ne durumda?

Türkiye’de yassı çelik üretim kapasitesi son yıllarda önemli ölçüde genişlemiş olup 2026 yılı itibarıyla sektörde ciddi bir arz büyüklüğü oluşmuştur. Ancak artan üretim hacmine karşın finansman koşullarındaki sıkılaşma ve talep tarafındaki daralma, piyasa dengelerini daha kırılgan hale getirmekte ve faaliyet koşullarını giderek zorlaştırmaktadır.

Bu gelişmeler doğrultusunda ÇSM’ler, operasyonel sürdürülebilirliklerini koruyabilmek adına büyük ölçüde kendi bölgesel pazarlarına odaklanmak durumunda kalmıştır. Bu durum, her bölgenin kendi imalat sanayii dinamikleri çerçevesinde farklılaşan rekabet koşullarının oluşmasına neden olmaktadır. Bölgesel talep yapısı, sektör yoğunluğu ve müşteri segmentasyonu, fiyatlama ve hizmet stratejilerinde belirleyici hale gelmiştir.

Öte yandan üretici firmaların da ürün çeşitliliğini artırarak ve çelik servis merkezi hizmetlerini genişleterek daha mikro ölçekli imalatçılara doğrudan ulaşma stratejisi benimsemesi, rekabet seviyesini daha da yukarı taşımıştır. Bu durum, geleneksel tedarik zinciri yapısında dönüşüm yaratırken, ÇSM’ler ile üreticiler arasındaki rekabet alanını genişletmiştir.

Fiyat dengesi açısından değerlendirildiğinde ise üreticilerin ihracat performansı kritik bir unsur olarak öne çıkmaktadır. İhracatın güçlü seyretmesi, fiyat seviyelerinin korunmasına katkı sağlamaktadır. Aksi durumda, iç piyasa talebi mevcut üretim hacmini absorbe etmekte yetersiz kalmakta ve bu durum maliyet–talep dengesinin bozulmasına bağlı olarak fiyatlamalarda ciddi baskı oluşturabilmektedir.

Fiyatlardaki gidişatı nasıl yorumluyorsunuz?

Geçmiş dönemlerde fiyat oluşumları büyük ölçüde cevher–hurda dengesi üzerinden şekillenirken, son dönemde yüksek enflasyon ortamının yarattığı sabit maliyet artışları fiyatlama davranışlarını farklı bir boyuta taşımıştır. Enerji, işçilik, finansman ve genel işletme giderlerindeki yükseliş, üreticilerin aşağı yönlü fiyat esnekliğini ciddi ölçüde sınırlandırmakta ve fiyat düşüşlerini yapısal olarak zorlaştırmaktadır.

Buna karşın maliyet baskısı nedeniyle üreticilerin fiyat artışı yönündeki çabaları, mevcut talep seviyesinin zayıf seyri nedeniyle piyasa tarafından yeterince desteklenmemektedir. Talep tarafındaki bu kırılganlık, maliyet bazlı fiyat artışlarının sürdürülebilirliğini zorlaştırmakta ve piyasa dengesini hassas bir noktaya taşımaktadır.

Ölçek ekonomisi gereği üreticiler, sabit maliyetlerini optimize edebilmek adına üretim hacimlerini koruma eğiliminde olsalar da daralan talep ve finansman koşulları bu stratejiyi giderek daha zor hale getirmektedir.

Sonuç itibarıyla sektör, fiyat–maliyet–talep üçgeninde sıkışmış bir denge içerisinde faaliyet göstermektedir. Bu yapı, hem üreticiler hem de tedarik zincirinin diğer paydaşları açısından temkinli ve stratejik bir yönetim anlayışını zorunlu kılmaktadır.

Bir ÇSM olarak sac alımlarınızda nelere dikkat ediyorsunuz? Fiyat dışında hangi kriterler öne çıkıyor?

Türkiye’de özellikle geniş ebatlı ve 3 mm altı ince sac segmentinde üretim yapan firmalar, yüksek teknolojiye dayalı üretim altyapıları ile faaliyet göstermekte olup ürün yüzey kalitesi bu segmentte en önemli rekabet unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Hassas tolerans, yüzey düzgünlüğü ve standartlara uygunluk, özellikle ileri imalat sanayii için belirleyici kriterler arasında yer almaktadır.

Bu doğrultuda yüksek kalite standardına sahip ürünlerin sürdürülebilir şekilde konumlandırılması adına fiyatlama stratejileri, termin süreleri ve tedarik güvenilirliği gibi unsurlar bütüncül bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Ürün kalitesinin korunması kadar, zamanında ve eksiksiz teslimat performansı da müşteri memnuniyeti açısından kritik bir parametre haline gelmiştir.

Ancak mevcut piyasa koşullarında, tüm bu kalite ve hizmet unsurlarına rağmen fiyat hassasiyeti halen en belirleyici faktör olmaya devam etmektedir. Talep tarafındaki temkinli yaklaşım ve maliyet baskıları, piyasada fiyat odaklı rekabeti ön plana çıkarmakta; bu da yüksek katma değerli ürün segmentinde dahi fiyatın nihai karar mekanizmasındaki ağırlığını koruduğunu göstermektedir.

AB’nin kotaları devam ediyor, hatta önümüzdeki dönemde kota tonajları daha da düşecek. Diğer yandan ABD, vergileri tekrar %50’ye çıkardı. Bu korumacılık dalgası genel olarak piyasayı nasıl etkiliyor?

ABD, AB ve Çin başta olmak üzere küresel ölçekteki ana ekonomik bloklar değerlendirildiğinde orta vadede ülkelerin kendi yerli üreticilerini korumaya yönelik ticaret politikalarını daha da güçlendirecekleri öngörülmektedir. Antidamping uygulamaları, ek gümrük vergileri, kota mekanizmaları ve teknik mevzuat düzenlemeleri gibi korumacı tedbirlerin artış göstermesi muhtemeldir.

Bu tür koruma önlemleri, ihracat odaklı faaliyet gösteren firmalar açısından dış pazarlara erişimi zorlaştıracak ve rekabet koşullarını daha karmaşık bir hale getirecektir. İhracat pazarlarında karşılaşılan bariyerlerin artması, firmaların alternatif pazarlara yönelmesini ya da iç piyasaya daha fazla odaklanmasını beraberinde getirebilir.

Bu çerçevede iç piyasanın stratejik önemi daha da artacaktır. Ancak ihracatın sınırlanmasıyla birlikte iç pazarda yoğunlaşacak arz, rekabet koşullarını sertleştirecek ve fiyat baskısını artıracaktır. Dolayısıyla sektörün sürdürülebilirliği açısından hem dış ticaret politikalarının yakından takip edilmesi hem de ülkemizin yerli üreticileri koruyacak ve rekabet gücünü artıracak gerekli yapısal ve ticari tedbirleri zamanında devreye alması kritik önem taşımaktadır.

Yeşil çelik kavramı ÇSM’ler için ne gibi değişimler getiriyor? 

Yeşil çelik kavramı, küresel ölçekte giderek daha fazla gündeme gelmesine rağmen yurt içinde faaliyet gösteren birçok ÇSM açısından henüz yeterince farkındalık oluşturmuş bir konu değildir. Özellikle yalnızca iç piyasaya hizmet veren firmaların önemli bir kısmı, karbon ayak izi, sürdürülebilirlik raporlaması ve sınırda karbon düzenlemeleri gibi başlıkların sektöre etkisini tam anlamıyla içselleştirmiş değildir.

Buna karşılık ihracat odaklı çalışan ÇSM’lerin bu sürece daha hazırlıklı ve hassas yaklaşmaları gerekmektedir. Avrupa başta olmak üzere birçok pazarda çevresel standartlar ve karbon düzenlemeleri giderek daha belirleyici hale gelmektedir. Bu nedenle, izlenebilirlik, karbon raporlaması, enerji verimliliği ve sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi gibi alanlarda eksiklerin tamamlanması, ihracat pazarlarında varlığın sürdürülebilmesi açısından kritik önem taşımaktadır.

Uzun vadede yeşil çelik uygulamalarının sektörde bir tercih olmaktan çıkıp zorunluluk haline gelmesi beklenmektedir. Ancak bu dönüşümün kısa sürede ve sorunsuz şekilde hayata geçirilmesi kolay değildir. Hem teknik altyapı yatırımları hem de maliyet yapısındaki dönüşüm, sürecin zamana yayılmasını gerektirmektedir.

Üretici firmalar tarafında ise yenilenebilir enerji yatırımları ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik projeler giderek hız kazanmaktadır. Bu adımlar, sektörün yeni küresel standartlara uyum sağlama yönünde önemli bir başlangıç niteliği taşımakta olup tedarik zincirinin tüm paydaşlarının bu dönüşüme entegre olması gerekliliğini de beraberinde getirmektedir.

Sizce sektörün en acil çözmesi gereken yapısal problem nedir?

Özellikle perakende segmentinde piyasalarda oluşan vade ve ödeme koşulları her geçen gün daha da zorlaşmakta, son dönemde ise belirgin bir daralma eğilimi göstermektedir. Tahsilat sürelerinin uzaması ve finansmana erişim maliyetlerinin artması, firmaların çalışma sermayesi yönetimini kritik bir başlık haline getirmiştir. Bu çerçevede nakit akışı yönetimi, operasyonel başarının en temel belirleyicilerinden biri haline gelmiştir.

Vadeli ürün alımı yapan firmalar açısından mevcut finansman koşulları, artan faiz oranları ve maliyet baskısı nedeniyle kâr marjlarını ciddi ölçüde aşındırmış durumdadır. Özellikle düşük marjla çalışan ticari yapılarda, finansman giderleri kârlılığı neredeyse ortadan kaldırmakta ve faaliyetlerin sürdürülebilirliğini tartışmalı hale getirmektedir.

Rekabetin yoğunluğu, yükselen finansman maliyetleri ve artan sabit giderler bir araya geldiğinde sektör genelinde kârlılık üzerinde ciddi bir baskı oluşmaktadır. Bu yapı içerisinde sağlıklı bir bilanço yönetimi ve güçlü özkaynak yapısı olmaksızın uzun vadeli sürdürülebilirlik sağlamak oldukça güç görünmektedir. Dolayısıyla mevcut konjonktürde finansal disiplin, risk yönetimi ve etkin maliyet kontrolü, sektör oyuncuları için hayati önem taşımaktadır.

Ekonomik durum faaliyetleriniz nasıl etkiliyor? ÇSM’ler için en büyük finansal risk nedir?

Mevcut ekonomik konjonktürde en kritik başlık kârlılık olarak öne çıkmaktadır. Türkiye genelinde üretim ve satış hacimleri incelendiğinde belirgin bir tonaj daralması gözlenmemekle birlikte artan maliyetler, finansman giderleri ve yoğun rekabet nedeniyle kârlılık seviyeleri ciddi ölçüde gerilemiş durumdadır. Bu tablo, sektörün hacim bazlı değil, marj bazlı bir baskı altında olduğunu göstermektedir.

ÇSM’ler açısından ise durum daha da hassas bir yapı arz etmektedir. Düşen kârlılığın yanı sıra piyasa riski ve alacak riski önemli bir tehdit unsuru haline gelmiştir. Tahsilat süreçlerindeki belirsizlikler ve finansal kırılganlıklar, risk yönetimini her zamankinden daha kritik bir noktaya taşımaktadır.

Bu çerçevede, mevcut yılın temkinli bir finansal disiplinle geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Nakit akışının yakından izlenmesi, müşteri risk analizlerinin titizlikle yapılması ve kontrollü satış politikalarının benimsenmesi, sürdürülebilirlik açısından belirleyici olacaktır. Mevcut koşullarda büyümeden ziyade sağlıklı bilanço yönetimi ve risk minimizasyonu öncelikli strateji olarak öne çıkmaktadır.

2026 yılı nasıl başladı, yılın tamamına yönelik beklentileriniz neler?

2026 yılı demir-çelik sektörüne, morallerin düşük, beklentilerin temkinli ve kârlılık seviyelerinin oldukça sınırlı olduğu bir başlangıç yapmıştır. Mevcut göstergeler, önümüzdeki dönemde de bu temkinli ve düşük kârlılık ortamının korunacağını işaret etmektedir.

Malzeme satışlarının önemli ölçüde azalmadığı görülmekle birlikte mevcut piyasa koşullarında kârlılığı artırmak veya maliyet-tarife dengesini iyileştirmek oldukça güçleşmiştir. Yoğun rekabet ortamı, birçok sektör oyuncusu için sadece kârlılık değil, piyasada kalabilmek ve pozisyonunu koruyabilmek açısından kritik bir unsur haline gelmiştir.

Bu nedenle 2026 yılında birçok firma için ana hedef, kâr-zarar odaklı kısa vadeli stratejiler yerine pozisyon koruma, risk yönetimi ve operasyonel istikrarı sağlamak olacaktır. Sektörün genel stratejisi, özellikle finansal ve operasyonel açıdan temkinli bir yıl geçirmek ve piyasadaki istikrarı koruyarak sürdürülebilirliği güvence altına almak üzerine şekillenecektir.


Benzer Haber ve Analizler

Galva Metal: Yeşil çelik ÇSM’ler için ticari ve operasyonel bir dönüşüm anlamına da geliyor

27 Mar | Röportaj

Hakan Aran: Türkiye, küresel çelik denkleminde kazanan ülkeler arasında yer alabilir

24 Mar | Çelik Haberler

Murat Eryılmaz: Türk çelik sektörü zayıf talep ve yüksek maliyetlerle karşı karşıya

24 Mar | Çelik Haberler

Kalaylı Demir Çelik: 2026’da fiyatlardan ziyade verimlilik, kalite ve sürdürülebilirlik odaklı firmalar öne çıkacak

23 Mar | Röportaj

Hasçelik: Yeni çelikhane yatırımımızla uluslararası rekabette daha güçlü bir konuma geçmeyi, iç pazarda ise nitelikli ...

17 Mar | Röportaj

ÇEMTAŞ: Yeşil enerji yatırımları Çemtaş’ın rekabet gücünü destekliyor

11 Mar | Röportaj

Bimeks Çelik: 2026 yılı için satışlarımızı %20 oranında artırmayı hedefliyoruz

11 Mar | Röportaj

TÇÜD: Türkiye’nin ham çelik üretimi 2026’nın Ocak ayında %5,8 yükseldi, Türkiye’nin serbest ticaret anlaşmalarındaki ...

27 Şub | Çelik Haberler

Çelik Dış Ticaret Derneği: Küresel dengelerdeki değişiklik Türkiye çelik sektörünü nasıl etkileyecek?

18 Şub | Çelik Haberler

PASSAD: Paslanmaz çelik 2026 yılına yeni umutlarla giriyor

03 Şub | Röportaj





iLab Ventures
Kariyer.net  -  Sigortam.net  -  Arabam.com  -  Cimri  -  Emlakjet  -  Endeksa  -  HangiKredi  -  Neredekal.com  -  Chemorbis