Battallar Firma Yetkilisi Ramazan Battal ile çelik servis merkezlerinin sektördeki yerini konuştuk.
Çelik servis merkezleri üretici ile nihai tüketici arasında nasıl bir stratejik rol üstleniyor?
Açık konuşmak gerekirse çelik servis merkezleri artık sadece aracı değil, sistemin denge unsuru.
Üretici büyük tonajlı, standart ölçülerde ve planlı üretim yapıyor. Nihai tüketici ise daha esnek, daha küçük partilerde, tam ihtiyacı olan ebatta ve hızlı teslimat istiyor. İşte bu iki farklı beklentiyi buluşturan yapı servis merkezleridir.
Biz aslında üreticinin yükünü hafifletirken, sanayicinin riskini azaltıyoruz.
- Stok yönetimi yapıyoruz,
- Ebatlama ve dilme hizmeti sunuyoruz,
- Hızlı termin sağlıyoruz,
- Finansal esneklik alanı oluşturuyoruz.
Bugün sanayici için en büyük risk fiyat değil, zaman ve tedarik güvenliği. Servis merkezleri bu riski absorbe eden bir yapı haline geldi.
Ayrıca piyasanın nabzını en hızlı tutan segment biziz. Hem üretici tarafıyla hem tüketici tarafıyla sürekli temas halindeyiz. Bu da bize sadece ticaret değil, yön gösterme sorumluluğu yüklüyor.
Ben çelik servis merkezlerini sektörün “denge ve hız merkezi” olarak görüyorum. Önümüzdeki dönemde tedarik zinciri daha karmaşık hale geldikçe bu rol daha da stratejik olacak.
İç piyasada talep ve rekabet ne durumda?
İç piyasada talep var ama eski iştah yok diyebilirim.
Sanayici üretmeye devam ediyor ancak daha temkinli. Eskiden “stok yapayım, nasıl olsa satarım” yaklaşımı vardı. Şimdi herkes ihtiyacı kadar alıyor, daha planlı ilerliyor. Bu da talebin daha kontrollü ve dalgalı seyretmesine neden oluyor.
Rekabet tarafında ise fiyat baskısı ciddi. Özellikle arzın yüksek olduğu dönemlerde marjlar daralıyor. Ancak artık sadece fiyatla rekabet etmek sürdürülebilir değil.
Bugün müşterinin baktığı üç ana konu var:
- Termin güvenilirliği
- Ürün kalitesi
- Finansal esneklik
Servis merkezleri için bu dönem aslında ayrışma dönemi. Güçlü stok yönetimi olan, finansal disiplini koruyan ve müşteri ilişkisini doğru yöneten firmalar ayakta kalıyor.
Ben iç piyasada büyük bir daralma değil ama seçici bir talep yapısı görüyorum. Sağlıklı firmalar üretmeye devam ediyor, spekülatif hareketler ise azalmış durumda. Bu da uzun vadede sektör için daha sağlıklı bir zemin oluşturacak.
Fiyatlardaki gidişatı nasıl yorumluyorsunuz?
Son dönemde fiyat hareketleri daha çok küresel gelişmelere bağlı ilerliyor. Özellikle hammadde tarafındaki dalgalanmalar ve Çin’in agresif ihracat politikası fiyatların yönünü belirliyor.
İç piyasada ise fiyatlar artık eskisi kadar sert sıçramalar yapmıyor. Daha kontrollü, daha temkinli bir seyir var. Çünkü hem üretici hem tüketici artık risk almak istemiyor.
Şunu net söyleyebilirim: Piyasa şu an “bekle-gör” modunda.
Stok maliyetinin yüksek olduğu dönemlerde hızlı düşüşler görülebiliyor, talep toparlandığında ise sınırlı yukarı yönlü hareketler yaşanıyor. Ama genel olarak marjların dar olduğu bir dönemden geçiyoruz.
Bence önümüzdeki süreçte fiyatlardan çok denge konuşacağız. Sürdürülebilir fiyat seviyesi hem üretici hem servis merkezi hem de sanayici için daha önemli hale geldi.
Artık ani yükselişlerden kazanç sağlama dönemi değil; doğru alım zamanı, doğru stok seviyesi ve doğru müşteri yönetimi kazanıyor.
Bir ÇSM olarak sac alımlarınızda nelere dikkat ediyorsunuz? Fiyat dışında hangi kriterler öne çıkıyor?
Bugün sac alımında fiyat tek başına belirleyici değil. Biz ürünü sadece stoklamak için değil, işleyip müşteriye değer katmak için alıyoruz.
Öncelikle kalite ve tutarlılık önemli. Rulonun her metresinde aynı standardı görmek zorundayız çünkü yaptığımız her işlem doğrudan müşteriye yansıyor.
İkinci olarak termin güvenilirliği. Planlama artık her şey demek; verilen sözün tutulması çoğu zaman fiyat avantajından daha değerli.
Ayrıca tedarikçinin kurumsal gücü ve sürekliliği de bizim için kritik. Uzun vadeli ve güvene dayalı iş birliklerini tercih ediyoruz.
Özetle biz sac alırken sadece bugünün fiyatına değil, yarının riskine bakıyoruz.
Sizce sektörün en acil çözmesi gereken yapısal problem nedir?
Bence en temel sorun öngörülebilirlik eksikliği ve iç piyasadaki kontrolsüz rekabet.
Fiyat dalgalanmalarının sert yaşanması sağlıklı planlama yapmayı zorlaştırıyor. Özellikle bazı dönemlerde maliyetin altında yapılan satışlar kısa vadede hareketlilik yaratıyor gibi görünse de uzun vadede sektörün genel kârlılığını ve yatırım iştahını zayıflatıyor.
Bir diğer önemli konu da finansman maliyetleri. Stokla çalışan bir sektörde yüksek faiz ciddi baskı oluşturuyor. Bu nedenle sadece satış yapmak değil, sürdürülebilir marjlarla satış yapmak daha kritik hale geldi.
Bizim yaklaşımımız ise net: Her koşulda disiplinli kalmak. Pazar payı uğruna sağlıksız fiyat yarışına girmemek. Uzun vadeli müşteri ilişkileri ve sürdürülebilir kârlılık üzerine ilerlemek.
Çünkü bu sektör sabır işi. Kısa vadeli kazançlar değil, istikrarlı duruş kazandırır.
2026 yılı nasıl başladı, yılın tamamına yönelik beklentileriniz neler?
2026’ya temkinli ama daha dengeli bir başlangıç yaptık. İç piyasada talep kontrollü ilerliyor, herkes daha planlı ve ölçülü hareket ediyor. Bu aslında sektör adına daha sağlıklı bir tablo.
Fiyatlarda sert hareketler yerine daha stabil bir seyir bekliyoruz. Yılın genelinde ani sıçramalardan ziyade dengeli bir toparlanma öngörüyorum.
2026’nın ana teması bence şu olacak: Disiplinli büyüme ve sürdürülebilir marj.
Biz de bu dönemi agresif değil, kontrollü ve müşteri odaklı bir büyüme anlayışıyla geçirmeyi hedefliyoruz. Çünkü bu sektörde uzun vadeli kazananlar her zaman istikrarlı duranlar oluyor.
Son olarak;
Çelik sektörü her zaman iniş çıkışlar yaşar, bu doğasında var. Önemli olan dalgalanma değil, o dalgayı nasıl yönettiğinizdir.
Bizim yaklaşımımız net: Disiplinden taviz vermeden, sağlıklı marjlarla, uzun vadeli düşünerek ilerlemek.
2026’nın; fiyatın değil güvenin, agresifliğin değil istikrarın kazandığı bir yıl olacağına inanıyoruz.
