24 Mart Salı günü İstanbul Marriott Hotel Asia’da, SteelOrbis iş birliğiyle düzenlenen Eurometal Çelik Günü & YİSAD Yassı Çelik Konferansı’nda konuşan İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, küresel ekonomide ve jeopolitik görünümdeki belirsizliğin en üst seviyeye çıktığını ancak mevcut gelişmelerin tesadüfi olarak değil, daha geniş bir dönüşümün parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Aran, 2008 krizinin ardından başlayan parasal genişleme döneminin aslında sorunu çözmediğini, pandemiyle birlikte tedarik zincirlerindeki bozulma, talep dengesizlikleri ve yanlış kapasite artışı kararlarının küresel ölçekte yeni kırılganlıklar yarattığını ifade etti. Türkiye’de de bu sürecin yüksek enflasyon, kur artışı ve ardından sıkı para politikalarının uygulandığı son üç yıllık döneme uzandığını belirtti.
Hakan Aran, siyasi ve jeopolitik açıdan bakıldığında ABD tarafından Çin’e karşı geliştirilen ticaret politikalarının, Rusya-İran-Çin hattındaki gelişmelerin ve son yıllarda Suriye, Gazze ve Ukrayna’da yaşanan çatışmaların birlikte okunması gerektiğini söyledi. Çin’in dünyanın tek üretim merkezi olma konumundan çıkarılmaya çalışıldığını belirten Aran, bu süreçte Hindistan ve Türkiye’ye önemli roller düştüğünü ifade etti. Hindistan’ın çelik üretim hedefini 2030 için 200 milyon mt’dan 300 milyon mt’a çıkarmasının bu yeni konumlandırmanın işareti olduğunu söyleyen Aran, Suriye’nin yeniden yapılanmasının oluşturacağı potansiyelin yanı sıra devam eden savaş nedeniyle Körfez ülkeleri için önemli bir demir çelik tedarikçisi olan İran’dan doğacak boşluğu Türkiye’nin doldurabileceğini ifade etti.
Aran, İran savaşıyla bağlantılı gelişmeler doğrultusunda günlük haber akışına göre fiyatlandırma yapıldığını ancak esas olarak bunun petrole bağlı bir arz şoku yarattığını söyledi. Daralan arzın 20 milyon varillik petrol rezervine karşılık geldiğini ve bunun %40’ının Çin’e gittiğini belirten Aran, savaşın iki ayı aşmasının küresel ekonomi açısından felaket anlamına geleceğini, bu nedenle bölgedeki krizin bu süreyi geçmeden normalleşmesinin ümit edildiğini ifade etti. Bu gelişmelerin Türkiye ekonomisine de fatura çıkaracağını vurgulayan Aran, enerji fiyatlarındaki yüksek seyrin yıl genelinde kalıcı olması halinde cari açığın yıl sonunda 50 milyar $’a ulaşabileceğini, bütçe açığının milli gelirin %4’üne yükselebileceğini ve hazinenin yaklaşık 500 milyar TL ilave borçlanma ihtiyacı duyabileceğini söyledi. Aran ayrıca 2026 yılı büyümesinin de daha önce öngörülen %4 seviyesinin altına gerileyebileceğini belirtti.
İş Bankası Genel Müdürü, Merkez Bankasının faiz artırarak bu tabloya müdahale etmesinin artık mümkün görünmediğini, %40 seviyesinin yıl içinde görülebilecek en yüksek faiz oranı olacağını düşündüklerini söyledi. Aran’a göre burada asıl risk enflasyondan çok nakit akışı, artan maliyetlerin satış fiyatlarına yansıtılamaması ve ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlamanın talebi aşağı çekmesi olacak. Çelik sektöründe talebin ekonomik faaliyetlere duyarlılığının çok yüksek olduğunu vurgulayan Aran, bugün fiyatlara yansıtılabildiği düşünülen maliyetlerin, talep keskin şekilde zayıflarsa şirketlerin üzerine kalabileceği uyarısında bulundu.
Çelik sektörüne ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Aran, AB’nin Haziran sonrasındaki dönemde ithalat kota tonajlarını daha da sınırlandıracağını, kotayı aşan ithalata %50 vergi uygulanacağını, ABD’nin de vergi savaşları kapsamında çelikte vergileri %50’ye çıkardığını söyledi. Küresel çelik pazarının 2024’te %3, 2025’te ise %2 daraldığını aktaran Aran, küresel ham çelik üretiminin 1,8 milyar mt seviyesinde bulunduğunu ifade etti.
Türkiye’ye ilişkin verileri de paylaşan Aran, sektörde üretimin 2025 yılında yıllık bazda %3,3 oranında artarak 38,1 milyon mt seviyesine yükseldiğini belirtti. Şubat ayında metal sektöründeki üretici endeksinin 44,3 ile 2025 yılının Nisan ayından bu yana en düşük seviyeye indiğini, üretimin 7,8 puan ve yeni siparişlerin 2,9 puan gerilediğini söyleyen Aran, ihracat siparişlerinde de yavaşlama yaşandığını belirtti. 2025 yılında Türkiye’nin çelik ticaretinde 15,1 milyon mt ihracata karşılık 18,9 milyon mt ithalat gerçekleştirdiğini, ihracat gelirinin 10,2 milyar $, ithalat faturasının ise 13,1 milyar $ olduğunu kaydeden Aran, ihracatın ithalatı karşılama oranının %77,6 olduğunu ifade etti. Aran ayrıca, aynı dönemde Türkiye’nin Rusya’dan 4,5 milyon mt, Çin’den ise 4,2 milyon mt çelik ithal ettiğini söyledi.
Bununla birlikte Aran, tüm risklere rağmen Türkiye için fırsat penceresinin açık olduğunu belirtti. Yakın coğrafyalarda oluşabilecek yeni talep sayesinde Türkiye’nin çelik ihracatını 15,1 milyon mt’dan 20 milyon mt’a, ihracat gelirini ise 10,2 milyar $’dan 17 milyar $’a çıkarma potansiyeli bulunduğunu söyleyen Aran, Türkiye’nin elektrik ark ocaklarıyla hurdadan üretim yapmasının ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında yeşil dönüşümünü ilerletmesinin Avrupa Birliği ile ticarette stratejik avantaj sağlayacağını dile getirdi. Ancak buna rağmen şirketlerin ani talep düşüşü, nakit akışı bozulması ve borç servis kapasitesi üzerinde oluşabilecek baskıya karşı dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Avrupa Merkez Bankasının 2026 büyüme tahminini %1,2’den %0,9’a, savaşın uzaması halinde ise %0,4’e kadar indirebileceği yönündeki değerlendirmelere işaret eden Aran, AB pazarındaki yavaşlamaya karşı Orta Doğu ve Körfez ülkelerinin önem kazandığını söyledi. Aran, sözlerini sektörün bu zorlu dönemi dayanışmayla aşabileceğine inandığını belirterek tamamladı.
