Gazete Oksijen ile yaptığı röportajda Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından küresel enerji piyasalarında yaşanan gelişmelerin, yalnızca kısa vadeli bir arz şoku değil aynı zamanda enerji sisteminde köklü bir dönüşümün başlangıcı olabileceğini belirtti.
Mevcut krizi 1970’lerde yaşanan petrol şoklarıyla karşılaştıran Birol, dünya ekonomisi üzerinde benzer ölçekte ekonomik ve sosyal etkiler doğurabilecek bir sürecin başladığına dikkat çekti.
Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması durumunda bile enerji arzının kısa sürede normale dönmesinin zor olduğu ifade ediliyor. Hasar gören rafineriler, üretim sahaları ve sıvı doğal gaz terminallerinin yeniden devreye alınmasının zaman alacağını belirten Birol, “Onun için boğaz yarın açılsa bile hemen tünelin sonuna geldik diye düşünmek maalesef doğru değil,” dedi. Bu nedenle piyasalardaki etkilerin orta vadede devam edebileceği öngörülüyor.
Petrol ve gaz arzında sert daralma bekleniyor
Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının özellikle Nisan ayında daha ciddi sonuçlar doğuracağı ifade ediliyor. Mart ayında savaş öncesi yüklenen petrol ve doğal gaz sevkiyatlarının piyasayı geçici olarak desteklediğini belirten Birol, yeni yüklemelerin yapılamaması nedeniyle arzın hızla daraldığını vurguladı. Bu durumun, küresel petrol ve gaz arzında önemli bir kayba yol açarak fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskıyı artırması bekleniyor. Özellikle Orta Doğu kaynaklı arzın kesintiye uğraması, piyasada ciddi bir dengesizlik yaratıyor.
Krizin ilk etkileri Asya pazarlarında hissedilirken, Hindistan, Japonya ve Avustralya gibi ülkelerin ardından Avrupa’nın da arz sıkıntısıyla karşı karşıya kalacağı belirtiliyor. Avrupa’nın sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatında spot piyasaya bağımlı olması, Asya ile rekabeti artırarak fiyatların yükselmesine neden oluyor. Birol’a göre bu durumun Avrupa’da enerji maliyetlerini artırarak ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturması bekleniyor.
Enerji sisteminde dört büyük dönüşüm
Krizin orta ve uzun vadede enerji sisteminde yapısal değişimlere yol açabileceği öngörülüyor. Bu kapsamda:
- Yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlanması
- Nükleer enerji projelerinde artış
- Elektrikli araç kullanımının yaygınlaşması
- Bazı ülkelerde kömüre geçici dönüş gibi başlıkların öne çıkması bekleniyor.
Türkiye için riskler ve sınırlı avantajlar
Türkiye’nin doğal gaz tarafında güçlü altyapı ve stok kapasitesi sayesinde görece daha hazırlıklı olduğu ifade edilirken, petrol fiyatlarının küresel piyasalara bağlı olması nedeniyle maliyet baskısının artabileceği belirtiliyor.
Öte yandan Avrupa ve Orta Doğu’nun Türkiye’nin en önemli ticaret partnerleri arasında yer alması, bu bölgelerde yaşanacak ekonomik daralmanın dolaylı etkiler yaratabileceğine işaret ediyor.
