Sırbistan merkezli çelik üreticisi Metalfer Group'un Başkanı Branko Zecevic, Belgrad'da düzenlenen SteelOrbis 2026 Güz Konferansı ve 95. IREPAS Toplantısı'ndaki sunumunda küresel çelik ticaretini yapısal olarak değiştiren ve üreticileri giderek daha fazla kendi iç ve yakın pazarlarına odaklanmaya zorlayan artan korumacılığa dikkat çekti. Zecevic, 30 yıl süren serbest ticaretin ihracata yönelik sübvansiyonlu çelik üretim kapasitesinde artışı teşvik ettiğini, gelişmiş pazarlardaki daha yüksek maliyetli üreticilerin ise daha ucuz ithal ürünler karşısında pazar payı kaybettiğini belirtti.
Küresel çelik sektöründeki kapasite fazlasının 2025 yılında 640 milyon mt olduğu tahmin edilirken, bu rakamın 2028 yılına kadar 745 milyon mt'a ulaşmasının beklendiği ifade edildi. Bu çerçevede Zecevic, ABD'nin uyguladığı %50 oranındaki 232. Madde vergileri, AB'nin ithalat kotalarını sıkılaştırması ve bu kotayı aşan ithalata uygulanan %50 oranındaki verginin yanı sıra Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) dahil olmak üzere dünya genelinde yaygınlaşan ticaret engellerine dikkat çekti. Hindistan, Türkiye, Kanada, Brezilya, Endonezya, Mısır, Meksika, Vietnam ve İngiltere'yi de yerel çelik sektörlerini korumaya yönelik önlemler uygulamaya koyan veya mevcut önlemleri sürdüren ülkeler arasında gösterdi. Çin'e ilişkin olarak Zecevic, ülkenin 2025 yılı çelik ihracatının 119,2 milyon mt seviyesinde yer aldığını ve OECD'nin verileri baz alındığında bu seviyenin 190 milyon mt'a çıktığını aktardı.
Balkanlı çelik üreticileri daha düşük fiyatlı ithal ürünlerin baskısıyla karşı karşıya
Türkiye hariç AB üyesi olmayan Balkan ülkelerindeki çelik sektörüne odaklanan Zecevic, yerel piyasaların küçük ve parçalara bölünmüş olmasının yanı sıra ithalatı sınırlandıran önlemlerin yetersizliğinin bölgedeki üreticileri düşük fiyatlı ithal ürünlere açık hâle getirdiğini belirtti. Bu durumun ithal ürünlerin pazar payının artmasına ve bölgedeki birçok tesisin kapanmasına ya da üretime ara vermesine yol açtığının altını çizdi.
Zecevic, Hırvatistan'ın Split ve Karadağ'ın Nikšić kentlerindeki çelik tesislerinin kapandığını belirtirken, Bosna Hersek'teki Zenica çelik tesisinin de 2026 yılında faaliyetlerini sonlandırdığını ifade etti. Arnavutluk'taki Elbasan tesisinin geçici olarak faaliyetlerini durdurduğu ve geleceğinin belirsiz olduğu, aynı zamanda Sırbistan'daki Metalfer ve Kuzey Makedonya'daki Dojran'ın faaliyetlerini sürdüren daha yeni tesisler olduğunu vurguladı.
130 yıllık Zenica çelik tesisinin 23 Nisan 2026 tarihinde entegre üretimi durdurduğunu ve ardından iflas sürecine girdiğini paylaşan Zecevic, tesisin yaşadığı zorlukların nedenleri arasında daha düşük fiyatlı çelik ithalatını ve yerel üretimin yeterince korunmamasını gösterirken, tesisin kapanmasının kok, demir cevheri ve diğer faaliyetleri de etkilediğini kaydetti.
Sırbistan'da kotaların uygulamaya konulmasının ardından çelik ithalatının payı geriledi
Sırbistan 1 Ocak 2026 tarihinde yassı mamul, inşaat demiri ve filmaşin ithalatına kota getirirken, kotaları aşan ithalata %50 gümrük vergisi uygulamaya başladı. Metalfer'in verilerine göre 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde yerel üreticilerin görünür tüketimdeki payı 2025 yılına kıyasla inşaat demirinde %37,3'ten %56,1'e, filmaşinde %61,5'ten %71,4'e ve nervlürlü kangalda ise %23,3'ten %43'e yükseldi. Aynı karşılaştırma döneminde ithalatın toplam payı %56'dan %40'a geriledi.
Zecevic, Metalfer'in Sırbistan'daki faaliyetlerini öncelikli olarak yerel talebe hizmet etmek amacıyla geliştirilen bir tesise örnek olarak gösterdi. Şirketin haddeleme faaliyetlerine 2008 yılında başladığını, çelikhanesini 2010 yılında devreye aldığını ve 2021 yılında yeni bir haddehane eklediğini belirtti. Metalfer'in yıllık üretim kapasitesinin 600.000 mt seviyesinde bulunduğunu ve Sırbistan'ın yerel talebinin ise yaklaşık 550.000-560.000 mt seviyesinde yer aldığını paylaştı.
Bununla birlikte Zecevic, navlunun inşaat demiri ve filmaşin gibi uzun mamullerde pazara yakınlığı özellikle önemli hale getirdiğine dikkat çekti. Bir tesisin ana pazarının yaklaşık 300 km yarıçapındaki bölge olduğu, ikincil pazarının ise yaklaşık 500 km mesafeye kadar uzandığının tahmin edildiğini söyledi. Buna karşılık yassı mamul ve vasıflı çelik ürünlerinin daha uzak pazarlara rekabetçi maliyetlerle ulaştırılabildiğini ifade etti.
Zecevic, bu nedenle üreticilerin müşterilere yakınlık, güvenilir tedarik ve daha kısa teslimat sürelerinden avantaj sağlaması, ihracatı ise iş modellerinin temeli olarak değil belirli pazarlardaki veya ürün segmentlerindeki fırsatlar olarak değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Artan korumacılığa rağmen küresel çelik ticaretinin devam edeceğini ancak bunun farklı koşullar altında gerçekleşeceğini ve üreticilerin stratejilerini giderek daha fazla kendi yerel pazarlarını güvence altına alma üzerine kurmaları gerekeceğini ekledi.
