Trade Resources Yönetici Ortağı Bülent Hacıoğlu, AB'nin yeni koruma önlemleri ve bunun piyasadaki yansımalarıyla ilgili görüşlerini paylaştı.
Avrupa Birliği, 2026’da mecburen sona erdirmek zorunda olduğu çelik korunma önlemi (safeguard) yerine uygulayacağı yeni ticaret kısıtlamasının detaylarını ve yasa teklifini 7 Ekim 2025’te nihayet açıkladı. Ticaret politikası gelişmelerini yakından takip edenler açısından bu çok da sürpriz bir gelişme olmadı; zira 2025 başında yayımlanan Çelik ve Metal Aksiyon Planı’nda safeguard sonrası yeni bir önlem uygulanacağı ve bunun detaylarının daha sonra açıklanacağı net bir şekilde belirtilmişti.
Önlemin detayları belli olmadan önce en çok merak edilen konu, yeni önlemin hangi hukuki dayanağa oturtulacağıydı. ABD’nin Section 232 vergilerine de temel teşkil eden ulusal güvenlik gerekçesi, en çok üzerinde durulan seçenek gibi görünüyordu. Ancak Avrupa Birliği, yeni önlemi GATT Madde 28 uyarınca gümrük vergisi tavizlerinin (tariff rate concessions) değiştirilmesi temelinde açıkladı. İlgili madde, DTÖ üyelerine bağlı gümrük vergisi oranlarını değiştirme veya geri çekme hakkı verir ancak bu değişikliklerin, etkilenen tedarikçi ülkelerle müzakere ve telafi (compensatory concessions) karşılığında yapılması gerekir. Dolayısıyla ulusal güvenlik yerine bu maddeyi baz alarak Avrupa Birliği daha “rule based” (kural temelli) ama aynı zamanda kendisi için potansiyel olarak çok daha zor ve maliyetli bir yolu seçmiş oldu. Nitekim açıklanan metinde, etkilenen ülkelerle ve serbest ticaret anlaşması (STA) imzalanmış ülkelerle müzakere süreçleri yürütüleceği de açıkça belirtiliyor.
Açıklanan yasa teklifinde dikkat çeken bir başka nokta ise belirlenecek yeni kotaların dağıtımı. Toplam ve ürün bazındaki kotaların, 2013 yılı itibarıyla AB pazarı içindeki ithalatın payı (%13) ve ayrıca 2022–2024 döneminde her bir ürün kategorisinin toplam ithalat içindeki payı referans alınarak belirleneceği ifade edilmiş. Ancak her bir ülkenin ilgili ürün kotasından ne kadar pay alacağı konusunda net bir formül açıklanan metinde yer almıyor. Ülke paylarının belirlenmesinde dikkate alınacak kriterler arasında ticaret anlaşmaları, “küresel aşırı kapasiteye” ilişkin uluslararası mutabakatlar, kaynak çeşitliliğinin sürdürülmesi ve “istisnai güvenlik riski yaşayan aday ülkelerin durumu” gibi unsurlar bulunuyor. Bunlar, AB’nin 2026’da sona erecek safeguard önlemi sürecinde kullandığı ifadelere benziyor. Buradan hareketle, Çin’in hedef alınacağı ve Ukrayna’ya istisnalar verileceği yönünde tahminler yapılabilir. Ancak en önemlisi, safeguard dönemindeki ülke paylarının aynen korunmayacağı ve “kartların yeniden dağıtılacağı” anlaşılıyor. AB’nin ana çelik tedarikçisi ülkelerle çok çetin müzakerelere gireceğini öngörmek güç değil.
Metinde ayrıca, çelik ithalatında menşeye ek olarak “melt and pour” ülkesinin de takip edileceği belirtiliyor. Ülke kotalarının menşe yerine “melt and pour” esasına göre düzenleneceğine ilişkin bir hüküm olmasa da AB’nin bu opsiyonu elinde tutma ve gerektiğinde devreye sokma niyetinde olduğu açık.
DTÖ’nün kurulduğu 1995’ten bugüne kadar “çelik ticaret savaşı” kavramını belki de yüzlerce kez duyduk. Uzun yıllar boyunca bu “savaşların” temel araçları, ticaret politikası önlemleri olarak bilinen antidamping, antisübvansiyon ve safeguard idi, hâlen de çelik ürünleri için yeni antidamping ve sübvansiyon soruşturmaları gelmeye devam ediyor. Ancak 2018’de ABD’nin Section 232 önlemini yürürlüğe koymasının ardından AB’nin bu “son model” ticaret kısıtlamasıyla birlikte, dünya ekonomisinin yaklaşık %30’unu temsil eden iki dev artık kendi önlemlerini devreye almış durumda.
