Avrupa merkezli sivil toplum kuruluşu Transport & Environment (T&E), AB’nin araç emisyon çerçevesine dahil edilen düşük emisyonlu çelik kredilerinin yeşil çelik için öncü pazar oluşturulmasında kritik bir rol oynayabileceğini ve bu durumun, çelik üreticilerine talep güvencesi sağlayarak karbonsuzlaşma yatırımlarını hızlandırabileceğini belirtti.
T&E tarafından yayımlanan son pozisyon belgesinde otomotiv sektörünün, AB’de kullanılan toplam çeliğin yaklaşık %20’sini tükettiği ve üretilen her bir metrik ton çelik başına yaklaşık 2 ton CO₂ eş değeri emisyon salımı yapan birincil çelik üretimine çoğunlukla bağımlı olmaya devam ettiğini ifade etti. Çeliğin elektrikli araçların yaşam döngüsü emisyonlarının yaklaşık %16’sını, içten yanmalı motorlu araçlarda ise yaklaşık %27’sini oluşturduğunu ve bu nedenle çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının otomotiv sektöründen kaynaklı emisyonlarının azaltılmasında kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.
AB’nin yeni araç kuralları düşük emisyonlu çelik kullanımını destekleyebilir
Avrupa Komisyonunun binek araçlara yönelik emisyon düzenlemelerinde önerdiği değişiklikler değerlendirildi. 2025’in Aralık ayında sunulan teklifte 2035 yılı emisyon hedefinin, 2021 seviyelerine kıyasla net sıfır emisyon yerine %90 emisyon azaltımı olarak revize edileceği bildirildi. Öneri kapsamında otomotiv üreticilerinin, düşük emisyonlu çelik kullanarak emisyon azaltımı için sağlanan söz konusu esnekliğin yedi puana kadar olan bölümünü karşılayabileceği belirtildi. Emisyon azaltımlarının, satın alınan düşük emisyonlu çelik miktarı ve belirlenmiş referans seviyeye göre elde edilen emisyon azaltımı dikkate alınarak hesaplanacağı dile getirildi. T&E, söz konusu mekanizmayı desteklemekle birlikte üreticilere ve alıcılara yatırım güvenliği sağlanabilmesi için AB’nin “düşük emisyonlu çelik” ve “AB’de üretilmiş çelik” tanımlarını hızla netleştirmesi gerektiğini aktardı.
Avrupa’nın yeşil çelik projeleri otomotiv talebini karşılayabilir
Yapılan araştırmalara atıfta bulunan T&E, Avrupa’nın gelecekteki otomotiv talebini karşılayabilecek büyüklükte yeşil çelik projesi geliştirdiğini ifade etti.
Rapora göre yeşil hidrojen bazlı sıfıra yakın emisyonlu birincil çelik kapasitesi 2030 yılına kadar 12,3 milyon mt seviyesine çıkabilir. İlk aşamada doğal gaz kullanıp daha sonra yeşil hidrojene geçmesi planlanan 9,4 milyon mt kapasiteli doğrudan indirgenmiş demir (DRI) projeleri de dahil edildiğinde toplam düşük emisyonlu çelik kapasitesinin yaklaşık 21,7 milyon mt’ye ulaşması bekleniyor. Bunlar arasında Stegra, SSAB, LKAB, Blastr Green Steel, Hydnum Steel, GravitHy, Salzgitter, thyssenkrupp Steel, SHS ve Tata Steel gibi Avrupa’nın önde gelen çelik üreticileri ve proje geliştiricilerinin yatırımları yer alıyor.
T&E, AB’de üretilen binek araç ve hafif ticari araçların çelik talebinin 2030’lu yıllarda yıllık yaklaşık 15 milyon mt seviyesinde kalmasını beklediğini paylaştı. Bunun yaklaşık 13 milyon mt’luk kısmının birincil çelik talebinden oluşacağını tahmin ederken, planlanan düşük emisyonlu çelik kapasitesinin önerilen kredi sistemini tamamen destekleyeceğini söyledi.
Talep belirsizliği karbonsuzlaşma yatırımlarını zorlaştırıyor
T&E, Avrupa genelinde çok sayıda karbonsuzlaşma projesinin halen ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. Yüksek elektrik fiyatları, rekabetçi fiyatlardan yenilenebilir hidrojen teminindeki sıkıntılar ve gelecekteki talebe ilişkin belirsizliklerin birçok yatırımın ertelenmesine veya daha karmaşık hale gelmesine neden olduğunu vurguladı. Aynı zamanda Çin’in yeşil çelik alanındaki yatırımlarını hızla artırdığını ve gelecekte Avrupa’ya hidrojen bazlı düşük emisyonlu çelik ihracatçısı olarak öne çıkabileceğini belirtti.
Kuruluş, Avrupa’daki projelerin nihai yatırım kararına ulaşabilmesi için talep tarafını destekleyen politikaların daha da önem kazanması gerektiğinin altını çizdi. Ayrıca tamamen hidrojen bazlı yeşil çelik kullanılarak üretilen araçların nihai maliyetinin yalnızca %0,7-1 oranında artacağını ve bu durumun tüketiciler üzerindeki etkisinin oldukça sınırlı olacağını paylaştı.
2035 sonrası için sıkı kriterler öneriliyor
T&E, 2035 sonrasında yalnızca gerçek anlamda sıfıra yakın emisyonlu çeliğin kredi sisteminden yararlanması gerektiğini savundu. Uygunluk kriterlerinin yalnızca %100 yenilenebilir hidrojen kullanılarak üretilen ve bir metrik ton çelik başına en fazla 500 kg CO₂ eş değeri emisyon salımı yapan üretiminde fosil yakıt kullanılmayan birincil çelikle sınırlandırılmasını önerdi. Bu seviyenin, LESS (Düşük Emisyonlu Çelik Standardı) kapsamındaki en yüksek sıfıra yakın emisyon kategorisine karşılık geldiğini belirtti.
Öte yandan geçiş teknolojilerinin 2035 sonrasında da teşvik edilmeye devam edilmesinin gerçek anlamda iklim nötr çelik üretim teknolojilerine yönelik yatırımları zayıflatabileceğini vurguladı. 2030-2034 dönemi için daha esnek bir yaklaşım öneren kuruluş, bu dönemde kredilerin filo emisyonlarının en fazla %3’ü ile sınırlandırılmasını ve yalnızca en az %50 oranında yeşil hidrojen kullanan birincil çelik üretimine uygulanması tavsiye etti. Bu kriterin bir metrik ton çelik başına yaklaşık 1.000 kg CO₂ emisyon yoğunluğuna karşılık geldiğini söyledi. Ayrıca geleneksel yüksek fırın-bazik oksijen fırını üretim rotaları ve karbon yakalama teknolojileriyle desteklenen doğal gaz bazlı DRI üretiminin kredi almaya hak kazanamayacağını ifade etti.
Avrupa yeşil çelik pazarının merkezinde kalmalı
T&E, oluşturulacak öncü pazarın öncelikle Avrupa’daki çelik üreticilerine fayda sağlaması gerektiğini de vurguladı. Teşviklerden yalnızca Avrupa Birliği içerisinde üretilen çeliğin yararlanması önerisini yaptı. Bununla birlikte ithal yeşil sıcak briketlenmiş demirin (HBI) maliyetlerin düşürülmesine ve tedarik güvenliğinin artırılmasına katkı sağlayabileceğini dile getirdi.
Kuruluş, 2035 sonrasında ithal yeşil HBI, uygun çelik üretiminin en fazla %50’sini oluşturabileceğine ve ithalatın, küresel arzın %40’ından fazlasını kontrol eden herhangi bir ülkeden yapılmaması gerektiğine dikkat çekti. Bu tür önlemlerin, Avrupa’nın sanayi kapasitesini ve istihdamını korurken, düşük emisyonlu çeliğe geçiş sürecinin AB çelik sektörünün rekabetçiliğini güçlendirmesini sağlayacağını ve dış tedarikçilere bağımlılığı artırmayacağını kaydetti.
