İtalya merkezli danışmanlık şirketi ICT International and Trading Company Yöneticisi Gianluca Gennari, her Avrupalı iş insanının sorması gereken temel sorunun Avrupa’nın gerçekten sanayi tabanını korumak mı istediği yoksa kendi gerilemesini mi hızlandırdığı olduğunu dile getirdi.
Avrupa Komisyonunun son yıllarda sürdürülebilirliği güçlendirmek ve çelik sektörünü korumak amacıyla giderek daha karmaşık hale gelen çevresel düzenlemeler, ticaret kısıtlamaları ve uyum mekanizmaları getirdiğini ancak ortaya çıkan sonucun bunun tam tersi olduğunu savundu. Yeşil Mutabakat, Yeşil Çelik girişimi, hammadde vergileri, koruma önlemleri, ithalat kotaları ve son olarak Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM), çelik piyasasının işleyişi ve Avrupa’nın geniş imalat tedarik zincirinin ihtiyaçları yeterince anlaşılmadan hayata geçirildiğini öne sürdü.
SKDM kaosu: Net kuralları olmayan bir karbon vergisi
Gennari, SKDM’nin Brüksel’in parçalı sanayi politikasının son örneği olduğunu belirtti. AB’nin, SKDM maliyetlerinin hesaplanması için gerekli nihai referans değerlerinin 2026 başından önce hazır olmayacağını 2025 yılında kabul ettiğini hatırlatan Gennari, bu durumun şirketleri ithalatlarının gelecekteki maliyetini bilmeden satın alma kararları almak zorunda bıraktığını ifade etti. Referans değerler daha sonra yayımlanmış olsa da bunların ticari kararlar açısından halen pratik olmayacak kadar yüksek olduğunu ve çelik tüketicilerini çelik üreticileri tarafından beyan edilen emisyon verilerine bağımlı hale getirdiğini savundu.
Bu emisyonların nihayetinde AB tarafından akredite edilmiş doğrulama kuruluşları tarafından onaylanması gerektiğini ancak bu kuruluşların halen belirlenmediğini ve 2027 ortasına kadar da atanmayabileceğini belirten Gennari, bu durumun şirketlerin yaklaşık 18 ay boyunca çeliğin gerçek düzenleyici maliyetini bilmeden satın alma yapacağı anlamına geldiğine dikkat çekti. Karbon sertifikası fiyatlarındaki dalgalanmaların, belirsiz hesaplama metodolojisinin, tamamlanmamış sertifikasyon sisteminin ve ithalatçıların henüz doğru şekilde hesaplayamadıkları yükümlülükler için finansal karşılık ayırma zorunluluğunun şirketlerin verimli şekilde faaliyet göstermesini engellediğini kaydetti.
İthalat kotaları: Düzenleyici belirsizlik nedeniyle donmuş bir sektör
Gennari, yeni koruma önlemleri kapsamındaki ithalat kotalarının durumu daha da ağırlaştırdığını vurguladı. Avrupa’daki şirketlerin aylar boyunca hangi ithalat hacimlerinin kullanılabilir olacağını, kotaların nasıl dağıtılacağını, yeni sistemin ne zaman yürürlüğe gireceğini, Rusya ve Belarus’a ait kotaların yeniden dağıtılıp dağıtılmayacağını ve ülkeye özgü kotaların uygulanıp uygulanmayacağını öğrenmeyi beklediğini dile getirdi. Bu soruların ise yeni kuralların yürürlüğe girmesinden yalnızca bir gün önce, yani 30 Haziran 2026 tarihinde yanıtlandığını söyledi.
Uzun üretim döngülerine ve aylar öncesinden alınan satın alma kararlarına dayanan bir sektörde düzenleyici belirsizliğin ticareti kaçınılmaz olarak felç ettiğini ifade etti. Gennari, 2026’nın ikinci çeyreğinde İtalya’nın çelik tedarik zincirinde faaliyet gösteren birçok şirketin iş hacminde yıllık %50’ye varan düşüş yaşandığının, satın almaların ertelendiğinin, üretimin yavaşladığının, yatırım kararlarının geciktiğinin ve stokların yenilenmeden azalmaya devam ettiğinin altını çizdi. Bu duruma piyasa dinamiklerinin değil, Avrupa kurumlarının yarattığı düzenleyici belirsizliğin neden olduğunu ileri sürdü.
Brüksel halen Avrupa’nın gerçekte ne olduğunu anlayamıyor
Gennari, temel hatanın ekonomik değil kültürel olduğunu belirtti. Avrupa’nın ne madencilikte ne de enerjide bir süper güç olduğunu, ABD, Çin, Hindistan veya Rusya gibi geniş hammadde kaynaklarına güvenemeyeceğini ifade etti. Buna karşılık Avrupa’yı, çelik ürünlerini işleyerek, dönüştürerek ve katma değer yaratarak istihdam, inovasyon ve rekabet gücü sağlayan binlerce şirketten oluşan dünya çapında bir üretim platformu olarak tanımladı. Ancak Brüksel’in ithal rulo ve yarı mamulleri tehdit olarak görmeye devam ettiğini, buna karşın bu ithalatın Avrupalı üreticilerin küresel pazarlarda rekabetçi kalmasını sağladığını göz ardı ettiğini dile getirdi.
Kimsenin kabul etmek istemediği rakamlar
Gennari, Avrupa’nın birincil çelik sanayisinde yaklaşık 300.000 kişinin istihdam edildiğini, buna karşılık çeliği işleyen ve mamul haline getiren son kullanıcı sektörlerde yaklaşık 3 milyon kişinin çalıştığını belirtti. Bu rakamların Avrupa’nın stratejik çıkarlarının nerede bulunduğunu açıkça gösterdiğini ifade eden Gennari, yalnızca birincil çelik üretimini koruyup çelik kullanan şirketleri cezalandırmanın milyonlarca işi, binlerce küçük ve orta ölçekli işletmeyi ve Avrupa imalat sanayisinin en önemli sütunlarından birini zayıflatma riski taşıdığının altını çizdi.
Gerçek tehdit yarı mamuller değil
Öte yandan Gennari, Avrupa’daki tesislere girdi sağladığı için ithal rulo ve yarı mamullerin gerçek tehdit olmadığını vurguladı. Asıl sorunun, Avrupa Birliği dışından ithal edilen çelik yoğun nihai mamullerin nispeten az kısıtlamayla Avrupa pazarına girmeye devam etmesi olduğunu ve bu ürünlerin Avrupalı üreticilerin yerini alarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturduğunu söyledi. Haksız rekabetin asıl burada bulunduğunu ve politika önlemlerinin de bu alana odaklanması gerektiğini savundu.
Çözümler zaten mevcut
Gennari, Avrupa’nın çelik değer zincirinin korumacılık veya ayrıcalıklı muamele talep etmediğini; bunun yerine açık, öngörülebilir ve tutarlı kurallar istediğini vurguladı. Sektörün gerçek piyasa talebine dayanan gerçekçi ithalat kotalarına, zamanında tamamlanmış ve netleşmiş SKDM kurallarına, üçüncü ülkelerden ithal edilen çelik yoğun nihai mamullere yönelik daha güçlü denetim ve uygun kısıtlamalara ve politika yapıcılarla sektör temsilcileri arasında sürekli diyaloğa ihtiyaç duyduğunu kaydetti.
Endüstriyel intihar riski
Son olarak Gennari, Avrupa’nın kendisini küresel iklim politikalarında lider olarak göstermeye devam ederken, rekabet gücünü, yatırımlarını ve sanayi kapasitesini giderek kaybettiğini dile getirdi. Sanayinin planlamaya, planlamanın da öngörülebilirliğe ihtiyaç duyduğunu; belirsizliğin ise korku, durgunluk ve gerileme yarattığını ifade etti. Avrupa çelik sektörünün karşı karşıya olduğu krizin gerçek bir sanayi acil durumuna dönüşmüş durumda olduğunu ve artık temel sorunun Avrupa sanayisinin yeni düzenlemelere uyum sağlayıp sağlayamayacağı değil, Avrupa’nın bu düzenlemelerin ne olacağına nihayet karar verdiğinde korunacak bir sanayinin kalıp kalmayacağı olduğunun altını çizdi.