AB çelik piyasasında başlıca sektörlerde (inşaat, otomotiv, makine vb.) mevcut çelik talebini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Avrupa 2024 yılında 28 milyon mt çelik ithal etti ancak gelecek yıldan itibaren bu durum tamamen değişecek. İthalata bir kota getiriliyor, vergisiz ticaret 18 milyon mt ile sınırlandırılacak ve bu eşiğin üzerindeki ithalata %50 vergi uygulanacak. Buna ek olarak, iki temel uygulama devreye alınıyor; kamu ihalelerinde yerli çelik kullanımının en az %60 olmasını zorunlu kılan ‘Buy European’ ve Kyoto Protokolü’ne uymayan ülkelerden gelen ürünlere Avrupa’da ödenen karbon fiyatına eşdeğer bir maliyet getirecek olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM). Bu gelişmeler, Avrupa çelik piyasasında yapısal bir değişime işaret edecek, ithalat baskısını azaltacak ve AB’li üreticiler için yurt içi talebi destekleyecek.
Yüksek enerji fiyatları üretimi, yatırımı ve rekabet gücünü nasıl etkiliyor?
Yüksek enerji fiyatları Avrupa çelik sektörünün rekabet gücünü ciddi şekilde zarar veriyor, İtalya, dünyadaki en yüksek sanayi maliyetlerine sahip. Şirketler, bir şekilde yüksek enerji maliyetlerini telafi eden olağanüstü verimlilikleri sayesinde ayakta kalabiliyor. Ortak bir enerji politikasının olmaması ve ETS sistemi maliyetleri daha da artırıyor. Elektrik fiyatlarını düşürmeye yönelik müdahalelere ve Energy Release gibi önlemlere ihtiyacımız var; ayrıca enerji dönüşümünün ideolojik olmaması gerekiyor, biyoyakıtlar, sentetik yakıtlar, karbon yakalama ve nükleer enerji de sanayi varlıkları için yıkıcı olmayan dengeli bir karbonsuzlaşma sağlamak adına kullanılmalı.
Avrupa çelik sektöründe daha fazla konsolidasyon veya yeniden yapılanma bekliyor musunuz?
Avrupa çelik sektörünün yeniden yapılanma veya küçülme dönemine hazırlanması gerektiğine inanmıyorum, aksine derin bir yenilenme aşamasına giriyoruz. Şirketlerimizin ayakta kalmasını ve büyümesini sağlamak, bizi her zaman farklı kılan inovasyon ve yatırım çizgisinde ilerlemeye devam etmek anlamına geliyor. Rekabet avantajlarımızdan yararlanmalıyız. Dünyanın en fazla karbonsuzlaşmış üreticileri arasındayız ve imalat tutkusunu canlı tutmalı, bu sektörün parçası olan emeği ve insanları yüceltmeliyiz. Avrupa çeliğinin geleceği ancak bu şekilde garanti altına alınabilir.
Jeopolitik gelişmeler ticaret rotalarını nasıl etkiliyor?
Trump’ın şu anda %50 seviyesinde olan gümrük tarifelerinin doğrudan etkileri, ABD’ye olan ihracatımızı fiilen ortadan kaldırdı ancak asıl endişemiz dolaylı etkiler, yani ticaret sapması. ABD pazarının dışında kalan ülkeler, özellikle de büyük kapasite fazlasına sahip Çin, elindeki tonajları dünyanın en açık pazarı olmaya devam eden Avrupa’ya yönlendiriyor.
Yeni bir döneme girildi. Bildiğimiz anlamda küreselleşme artık yok ve adil kurallarla desteklenmeyen serbest ticaret, vahşi ticarete dönüşme riski taşıyor. Bu nedenle uluslararası ticaret kurallarının yeniden tanımlanmasını ve etkin savunma önlemleri talep ediyoruz ve giderek daha çok bozulan ve agresif hale gelen rekabet karşısında Avrupa sanayisini korumaya yardımcı olabilecek Buy European gibi araçları destekliyoruz.
Kısa ve orta vadede çelik talebi ve fiyatları için beklentileriniz neler?
Kısa ve orta vadede talepte kayda değer bir artış beklemiyorum, daha ziyade ekonomik zayıflık ve jeopolitik belirsizliklerle bağlantılı bir uyum süreci öngörüyorum. Bununla birlikte çelik sektörü yapısal bir dönüşümden geçiyor. Elektrik ark ocağı (EAF) ile üretilen çeliğin payı dünya genelinde artacak ve 2030 yılına kadar %45’in üzerine çıkması bekleniyor. Fiyatlar açısından ise temel değişken karbon maliyeti olacak: SKDM’nin yürürlüğe girmesi ve ücretsiz tahsislerin kademeli olarak azaltılmasıyla birlikte emisyon fiyatı metrik ton başına 200$’a kadar çıkabilir; bu da üretim maliyetlerini ve dolayısıyla çelik fiyatlarını ciddi şekilde etkileyecek.
AB çelik sektörünün orta vadeli rekabet gücü konusunda iyimser misiniz yoksa temkinli mi?
Avrupa çelik sektörünün geleceğine büyük bir gururla ama aynı zamanda gerçekçi bakıyorum. İtalya modeliyle gurur duyabilir, dünyadaki en fazla karbonsuzlaşmış çelik üreticileri arasındayız ve elektrik ark ocakları ile hurdanın yoğun kullanımı sayesinde döngüsel ekonomi açısından bir örnek teşkil ediyoruz. Ancak özellikle zor bir dönemden geçiyoruz. Yüksek enerji maliyetleri, karmaşık düzenlemeler ve agresif küresel rekabetle şekillenen bir belirsizlik çağındayız. Bu nedenle şirketlerimizin gücüne ve inovasyon yetkinliklerine güvenmeye devam ederken orta vadede Avrupa’nın rekabet gücü konusunda temkinliyim. Üretim ve istihdamı feda etmeden yeşil dönüşüme eşlik edecek kararlı siyasi tercihlere ve gerçek bir Avrupa sanayi ve enerji politikasına ihtiyacımız var.
AB’nin koruma politikasıyla ilgili son duyurusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Avrupa Birliği’nin çelik koruma önlemlerinin revizyonuna ilişkin açıklamasını memnuniyetle karşıladık. Bu, gerekli ve uzun zamandır beklenen bir adımdı, zira yeterli savunma politikaları olmadan Avrupa sanayisi, AB dışı ülkelerden gelen haksız rekabet ve kapasite fazlası karşısında ezilme riskiyle karşı karşıya. Avrupa sanayi krizine gösterdikleri hassasiyet ve yönü hızlı şekilde değiştirme iradeleri için Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Stéphane Séjourné’ye ve Komisyon Üyesi Maroš Šefčovič’e teşekkür etmek isterim. Yeni önlemlerin, Buy European gibi diğer araçlarla birlikte, adil bir piyasa oluşmasını sağlamak ve Avrupa çelik sektörünün rekabet gücünü korumak adına mümkün olan en kısa sürede kabul edilmesini umuyoruz.
Bu ticaret önlemleri adil rekabeti sağlamakta etkili mi, yoksa rekabeti bozuyor mu?
Serbest ticaretin yanındayız ancak vahşi ticaretin değil. Savunma önlemleri, birer çarpıtma aracı olarak değil, giderek daha dengesiz hale gelen küresel ortamda adil rekabet koşullarını güvence altına alan mekanizmalar olarak görülmelidir. Avrupa bugün dünyanın en açık pazarı konumunda ve sanayisini koruyacak yeterli araçlara sahip olmazsa çok ağır bir bedel ödeme riskiyle karşı karşıya.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın ana zorlukları nelerdir ve ticaret akışlarına nasıl etki edeceğini öngörüyorsunuz?
SKDM, Avrupa sanayisini, ülkeler arasındaki farklı çevresel kurallara bağlı haksız rekabet biçimlerinden korumayı amaçlayan önemli bir araç. Ancak hâlâ beklenen olumlu etkilerini tehlikeye atabilecek ciddi çelişkiler ve uygulama zorlukları barındırıyor. SKDM’nin 1 Ocak 2026’da resmen yürürlüğe girmesi ve ücretsiz karbon tahsislerinin kaldırılmasıyla birlikte emisyon maliyetleri metrik ton başına 200$’a kadar çıkabilir. Düzeltici önlemler alınmaması halinde bu durum, Avrupa’daki entegre tesisler için üretimi sürdürülemez kılacak ve çelik sevkiyatlarının daha az düzenlemelerin bulunduğu bölgelere kaymasına yol açacaktır. Bu nedenle Avrupa’dan, SKDM’yi, şirketlerimizin rekabet gücünü koruyan ve Avrupa çelik sektörü için sürdürülebilir ve yıkıcı olmayan bir yeşil dönüşümü garanti eden gerçek bir sanayi politikasıyla desteklemesini talep ediyoruz.
Mevcut AB finansman mekanizmaları yeşil dönüşümü desteklemeye yeterli mi?
Avrupa Birliği’nin mevcut finansman mekanizmaları ve politikaları yeterli değil. Yeşil Mutabakat, aşırı ideolojik ve yeterince pragmatik olmayan bir yaklaşıma sahip; bu da gerçek teknolojik avantajlar yaratmadan Avrupa sanayisinin rekabet gücünü zayıflattı. Son beş yılda, emisyon azaltımının zor olduğu sektörlerde %30’luk bir üretim kaybı ve bir milyondan fazla istihdam kaybı gördük. Avrupa kendine giderek daha katı kurallar dayatırken, biz aslında daha düşük çevresel standartlara sahip ülkelere istihdam ihraç etmiş ve buralardan karbon ithal etmiş oluyoruz. Daha az ideolojiye, daha fazla pragmatizme ihtiyacımız var. ETS sistemini gözden geçirmeli, enerji yoğun tüketiciler için ücretsiz tahsisleri sürdürmeli ve teknolojik açıdan gerçek bir tarafsızlıkla karbon yakalama, biyoyakıtlar, nükleer enerji ve sentetik yakıtlar gibi karbonsuzlaşma için faydalı tüm teknolojileri gerçek anlamda desteklemeliyiz. Ancak bu şekilde sanayimizi kaybetmeden karbonsuzlaşmayı başarabiliriz.
Çevresel hedeflerle küresel rekabet gücü arasındaki dengeyi nasıl görüyorsunuz?
Çevresel hedefler ile küresel rekabet gücü arasındaki denge ancak Avrupa’nın ideolojiyi terk edip pragmatik bir yaklaşım benimsemesiyle mümkündür. Karbonsuzlaşmanın tek bir yolu olmadığını anlamamız gerekiyor. Biyoyakıtlar, nükleer enerji, karbon yakalama ve sentetik yakıtlar faydalı teknolojilerdir ve bir arada var olabilmelidir. Kedinin siyah ya da beyaz olması önemli değil, önemli olan fareyi yakalaması. Demek istediğim, asıl önemli olan Avrupa sanayisinin rekabet gücünden ödün vermeden karbon emisyonlarını azaltmak.
2025 yılı nasıl geçti, 2026 yılı için beklentileriniz neler?
2025, çelik sektörü için oldukça karmaşık bir yıl oldu; belirsiz bir makroekonomik ortam, bazı kilit sektörlerde zayıf talep ve enerji maliyetleri ile bazı düzenlemelerin sebep olduğu ekstra maliyetler üzerindeki güçlü baskı ile şekillendi. 2025 için bir geçiş yılı diyebiliriz, şirketler daha yapısal yatırım kararlarını erteleyerek öncelikle tonajlarını, istihdamı ve rekabet gücünü korumaya odaklandı. 2026, doğru koşulların sağlanması halinde bir dönüm noktası olabilir. Sanayi ve altyapı yatırımlarının yeniden canlanmasına bağlı olarak talepte kademeli bir toparlanma ve SKDM, koruma önlemleri ve haksız rekabetin sınırlandırılması başta olmak üzere sektörü korumaya yönelik Avrupa politikalarının etkisini daha belirgin bir şekilde görmeyi bekliyoruz. Asıl zorluk, karbonsuzlaşma ile rekabet gücünün bir arada var olabilmesi: geçiş süreci somut sanayi politikaları, sürdürülebilir enerji maliyetleri ve Avrupa düzeyinde adil şekilde uygulanan kurallarla desteklenirse 2026 İtalya çelik sektörü için daha istikrarlı ve umut vadeden bir dönemin başlangıcını işaret edebilir.
