Dünya Bankası tarafından yayımlanan Ekim 2026 tarihli Avrupa ve Orta Asya Ekonomik Güncelleme Raporu'na göre ekonomi politikalarının sıkılaştırılması, ithal enerji fiyatlarının artması, krediye erişimin zorlaşması ve reel ücretlerdeki artışın yavaşlaması nedeniyle 2026 yılında Türkiye'nin ekonomik büyümesinin 2025 yılında kaydedilen %3,7 seviyesinden %2,8'e gerilemesi bekleniyor.
Para politikası koşullarının sıkılaştırılması sebebiyle yerel talep ve tüketici harcamalarının zayıfladığı ve enflasyonist baskıların kontrol altına alınabildiği belirtildi. Yüksek borçlanma maliyetleri ve kredi koşullarının sıkılaştırılması sonucu reel ticari kredi büyümesinin 2026'nın Haziran ayında %2,3'e gerilediği aktarıldı. İlk çeyrekte ortalama büyüme oranı %10'un üzerinde yer almıştı.
Ekonomik büyümenin 2027-2028 döneminde toparlanması bekleniyor
Enflasyondaki düşüş, finansmana erişimin kolaylaşması, tüketim ve yatırımların güçlenmesi ve AB'den gelen talebin iyileşmesiyle Türkiye ekonomisinin kademeli olarak toparlanması beklenirken, ekonomik büyümenin 2027 yılında %3,8 ve 2028 yılında %4,5 seviyelerinde gerçekleşeceğinin tahmin edildiği bildirildi.
Gıda fiyatlarındaki artışın yavaşlamasıyla yıllık enflasyonun 2026'nın Ağustos ayında %31,5'e gerilediği ifade edildi. Bununla birlikte ithal enerji ve dizel yakıt fiyatlarında yaşanan artış sebebiyle taşımacılık ve üretim maliyetlerinin yükselmeye devam ettiğine dikkat çekildi. Küresel petrol fiyatlarında kalıcı %10'luk bir yükselişle Avrupa ve Orta Asya'da yıllık enflasyonun ortalama 0,4 puana kadar artabileceği vurgulandı.
İhracat AB'den gelen zayıf talep ve Çin kaynaklı artan rekabetten olumsuz etkileniyor
Öte yandan AB'den gelen talebin zayıf seyretmesi, jeopolitik belirsizlikler ve başta Çin olmak üzere küresel rekabette yaşanan artış nedeniyle Türkiye'nin ihracatındaki büyümenin 2026 yılında yavaşladığına dikkat çekildi. Türkiye'nin ihracat yapısının Çin'inkine daha fazla benzemesinin yerel üreticilerin Avrupa pazarlarında daha yoğun rekabetle karşı karşıya kalmasına neden olduğu aktarıldı.
Otomotiv özellikle risk altında olan sektörlerden biri olarak gösterilirken, Türkiye'nin binek otomobil üretiminin 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde %8 gerilediğinin altı çizildi. Türkiye'nin binek otomobil ihracatının %90'ından fazlasının AB'ye yapılmasının sektörü Avrupa'dan gelen talebe büyük ölçüde bağımlı hale getirdiği paylaşıldı. Bununla birlikte Çinli otomobil üreticilerinden kaynaklanan rekabette artış yaşandığı belirtildi. Çin'de üretilen binek otomobillerin Türkiye iç pazarındaki payının 2021 yılında sıfıra yakın bir seviyede yer almış olmasına rağmen 2025 yılında %8'e yükseldiği ifade edildi. Ayrıca elektrikli araçlara geçişin yanı sıra araçlar ve bataryalara yönelik çevresel gerekliliklerin artmasının Türk ihracatçılar için ilave zorluklar yaratabileceği kaydedildi.
İş gücü piyasasındaki zayıflık 2026 yılında devam ediyor
2026 yılının başında iş gücü piyasasında istihdamın sınırlı ölçüde gerilediği ve işsizlik oranındaki düşüşün çoğunlukla iş gücüne katılımın azalmasından kaynaklandığı dile getirildi. Türkiye'de geniş tanımlı atıl iş gücü oranının 2026'nın Temmuz ayında %30,6'ya ulaşarak iş gücü piyasası koşullarındaki zayıflığın devam ettiğini gösterdiği paylaşıldı.
Son olarak yapay zekânın Türkiye imalat ve lojistik sektörlerinde verimliliği artırma potansiyeli ele alındı. Türk şirketlerde yapay zekâ kullanımının şu an istihdam kaybından ziyade çalışanların görevlerinde ve becerilerinde yaşanan değişimlerle ilişkilendirildiği eklendi.
