Çelik Dış Ticaret Derneğinin 18 Şubat tarihinde online olarak gerçekleştirdiği Söz Sizde - Çelik Sohbetleri toplantısında Türk çelik sektörünün küresel ticarette karşı karşıya olduğu yapısal dönüşüm, ticaret politikaları ve karbon düzenlemeleri ele alındı.
Dernek Başkanı Namık Ekinci’nin gerçekleştirdiği açılışta sektörün artık yalnızca fiyat döngülerini tartıştığı bir dönemin geride kaldığı vurgulandı. “Artık sadece kaliteli çelik üretmek yetmiyor. Bu üretimi yeşil ve düşük karbonlu bir kimlikle dünya pazarına sunmak zorundayız,” ifadelerinin kullanıldığı açılışta Avrupa Birliği pazarındaki rekabet gücünün yeşil dönüşümün ne kadar hızlı içselleştirildiğine bağlı olduğu belirtildi.
Namık Ekinci’nin konuşmasında finansal kırılganlık ve piyasa oynaklığı da öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. “Emtia piyasalarındaki aşırı oynaklık ve ham madde maliyetlerindeki belirsizlik finansal sürdürülebilirliğimizi ciddi şekilde test ediyor,” ifadelerini kullanan Ekinci, risk yönetiminin dış ticaretin ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi gerektiğini ifade etti.
Fiyat döngüsünden yapısal dönüşüme
Toplantının moderatörlüğünü üstlenen Bozoklar CEO’su Harun Bozoklar, geçmiş yıllarda çoğunlukla fiyatları ve piyasa beklentilerini konuştuklarını, ancak artık gündemin köklü biçimde değiştiğini belirtti ve “Bugün artık sadece bir fiyat döngüsü tartışmıyoruz. Sektörümüz küresel ölçekte yapısal bir dönüşümün içinde,” sözleriyle yeni dönemin çerçevesini çizdi. Bozoklar, karbon maliyetleri, regülasyonlar, ülkelerin aldığı kararlar ve sermaye hareketlerinin şirket performansları kadar belirleyici hâle geldiğini vurguladı ve “Artık şirketlerin tek başına performansla ilerlemesinden ziyade kolektif aklın değeri ortaya çıkıyor,” şeklinde konuştu.
Küresel çelik dengeleri ve jeopolitik okuma
Türk-Amerikan İşadamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı, sunumunda küresel çelik üretim kapasitesinin yaklaşık 2,47 milyar mt seviyesinde olduğunu aktardı. Çin’in 1,14 milyar mt’luk kapasiteyle açık ara lider konumda bulunduğunu, Türkiye’nin ise yaklaşık 59 milyon mt’luk kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Sanlı, Türkiye’nin üretim kapasitesine kıyasla yüksek ihracat gerçekleştirdiğini, ancak net ithalatçı konumda bulunduğunu vurguladı. “Biz Çin’in yaklaşık iki buçuk katı çelik ithalatı yapıyoruz,” sözleriyle mevcut tabloya dikkat çekti. Çelik, enerji ve finans başlıklarının aynı anda gündeme gelmesinin tarihsel anlamına da değinen Sanlı, “Dünyada çelik ile enerji ve finans aynı anda çok konuşulmaya başlandıysa, dünyanın başı belada demektir,” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Birliği ve Hindistan anlaşması
Avrupa Birliği ile Hindistan arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması toplantının önemli başlıklarından biri oldu. Sanlı, anlaşmanın özellikle Avrupa sanayisi açısından avantajlı yönlerine dikkat çekti. Avrupa Birliği’nin Hindistan pazarında tarım, makine, otomotiv ve çeşitli sanayi ürünlerinde önemli kazanımlar elde ettiğini belirtti. Çelik tarafında ise Hindistan’ın karbon yoğun üretim yapısının Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında sınırlayıcı olabileceği ifade edildi. “Doğrudan etkiden ziyade dolaylı etki daha fazla olacaktır,” değerlendirmesi yapıldı. Özellikle otomotiv gibi çelik yoğun sektörlerde rekabet dengelerinin değişebileceği vurgulandı.
Gümrük Birliği ve politika önerileri
Sanlı, Türkiye çelik sektörünün Gümrük Birliği nedeniyle karar mekanizmalarında yer almadan sonuçlara katlanmak zorunda kaldığını ifade etti. Avrupa Birliği bir ülkeyle serbest ticaret anlaşması imzaladığında o ülkenin mallarının Türkiye pazarına vergisiz girdiğini ancak Türkiye’nin aynı avantajı otomatik olarak elde edemediğini belirtti. Bu çerçevede Hindistan ve Güney Amerika ülkeleriyle yapılan anlaşmalara karşı Türkiye’nin ilave gümrük vergisi seçeneklerini değerlendirmesi gerektiği vurgulandı. Ayrıca Brüksel ve Washington’da daha güçlü ve koordineli lobi faaliyetleri yürütülmesinin önemine dikkat çekildi.
Fiyat riski ve koruma mekanizmaları
Toplantıya Londra’dan katılan risk yönetim şirketi Mitsui Bussan Commodities Ltd. Genel Müdürü İbrahim Ulusal, çelik sektöründe fiyat riskinin yeterince yönetilmediğini belirtti. “Bakırda bir tonu bile risk yönetimi yapmadan fiyatlandıramazsınız,” diyerek diğer metallerde risklerden korunma işlemlerinin uzun yıllardır standart uygulama olduğunu hatırlattı. Çelik sektöründe işlemlerin çoğunlukla sabit fiyat üzerinden ve endeks referansı olmadan yapıldığını belirten Ulusal, bunun sektörü kırılgan hâle getirdiğini ifade etti. “Hiçbir şey yapmamak da bir nevi spekülasyondur,” sözleriyle pasif kalmanın da risk içerdiğini vurguladı.
Ulusal, uzun vadeli sabit fiyat tekliflerinin finansal korunma araçlarıyla mümkün olduğunu ve stok riskinin vadeli piyasalar aracılığıyla dengelenebileceğini aktardı. Türkiye’de çelik türev kontratlarının hacminin sınırlı olduğunu ancak bu araçların kullanılması hâlinde firmalara ciddi bir katma değer sağlayabileceğini ifade etti.
SKDM’nin uygulamadaki etkileri
Gamma Trade Başkanı Alessandro Fossati, SKDM'nin pratik işleyişte üç temel değişkene; gerçek emisyon seviyesi, tolerans seviyesi ve karbon piyasasındaki sertifika fiyatına bağlı olduğunu ifade etti. Sertifika fiyatlarının günlük olarak değiştiğini vurgulayan Fossati, kısa sürede yaşanan fiyat değişimlerinin ton başına maliyeti ciddi biçimde etkilediğini söyledi.
Varsayılan emisyon değerlerinin çoğu zaman gerçek değerlerden yüksek olduğunu ve bu nedenle bağımsız sertifikasyonun kritik önem taşıdığını belirtti. Yeniden haddeleyen firmalar açısından ham maddenin menşeinin belirleyici olduğunu ifade etti. Fossati, Avrupa’da artan korunma önlemleri nedeniyle doğrudan çelik tüketiminin son yıllarda önemli ölçüde azaldığını ancak çelik türevi nihai ürün ithalatının arttığını söyledi ve Avrupa’nın kendi sanayi yapısını zayıflatma riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Bununla birlikte Türkiye’nin Avrupa için bir üretim ve tedarik merkezi hâline gelme fırsatına sahip olabileceğini de sözlerine ekledi.
