ABD ve Meksika, ABD-Meksika-Kanada Anlaşması (USMCA) kapsamında 1 Temmuz 2026’da yapılacak zorunlu ortak gözden geçirme öncesinde ön görüşmelere başladı. ABD Ticaret Temsilcisi (USTR) Jamison Greer ile Meksika Ekonomi Bakanı Marcelo Ebrard teknik görüşmelerin başladığını açıkladı. Sürecin ilk adımı olarak 17 Mart’ta bir ön toplantı, ardından 18 Mart’ta Washington’da kısmen yüz yüze gerçekleştirilen ilk resmi tur düzenlendi.
Söz konusu gözden geçirme süreci USMCA’in 34.7 maddesi kapsamında yer alan madde gereği zorunlu tutuluyor. NAFTA’nın yerine geçen ve 2018-2020 döneminde yeniden müzakere edilen anlaşmada önceki kalıcı yapı yerine 16 yıllık süre ve altıncı yılda zorunlu gözden geçirme mekanizması getirilmişti. Bu mekanizma ilk kez uygulanacak. 1 Temmuz’daki gözden geçirme sürecinde taraflar anlaşmayı yeni bir 16 yıllık dönem için uzatıp uzatmamaya karar verecek. Uzatma halinde sürenin 2036’dan 2042’ye ötelenmesi söz konusu olacak.
Ticaret verilerine bakıldığında anlaşmanın sona erdirilmesinin düşük ihtimal olduğu değerlendiriliyor. USMCA’in yürürlüğe girdiği 2020 yılından bu yana ABD’nin Kanada ve Meksika’ya yaptığı mal ve hizmet ihracatı %56 artış gösterdi. Kanada ve Meksika, ABD’nin en büyük iki ticaret ortağı konumuna geldi.
Meksika’nın müzakerelerdeki önceliği vergilerin kaldırılması ve özellikle de çelik ve alüminyuma uygulanan 232. Madde vergilerinin kaldırılarak eski koşullara dönülmesi. Her ne kadar 232. Madde tarifeleri USMCA metninin dışında, ABD’nin ulusal güvenlik önlemi olarak uygulansa da Meksika bu konuyu doğrudan gözden geçirme sürecine bağlamış durumda. Buna karşılık Meksika, USMCA dışı ithalata bağımlılığın azaltılması, menşe kurallarının güçlendirilmesi ve Çin gibi ekonomilerin dolaylı giriş yollarının engellenmesi ile Kuzey Amerika tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi yönünde adımlar atmayı teklif ediyor.
ABD tarafı, menşe kuralları ve piyasa dışı girdilere yönelik daha sıkı düzenlemeler konusunda benzer bir tutum sergilese de anlaşmanın mevcut haliyle doğrudan uzatılmasına karşı çıkıyor. Bu yaklaşım Amerikan Demir ve Çelik Enstitüsü (AISI) Başkanı ve CEO’su Kevin Dempsey tarafından USTR’ye gönderilen altı sayfalık mektupta da dile getirildi. Dempsey, çelik menşesine yönelik daha sıkı standartlar getirilmesi ve Meksika’nın bir “arka kapı” olarak kullanılmasının önlenmesi gerektiğini savundu. ABD’li üreticiler adına konuşan Dempsey, bu tür önlemlerin Amerikan şirketlerini yerli tedarikçilere yönlendireceğini ve istihdamı destekleyeceğini ifade etti.
Ayrıca Çelik İmalatçıları Birliği (SMA) de ABD Ticaret Temsilciliğinin yeni 301. Madde kapsamında başlattığı fazla kapasite soruşturmalarını memnuniyetle karşıladığını belirtirken, %50’lik vergilerin ABD çelik sektörünü ve istihdamı canlandırdığını vurguladı. Bu yaklaşım, Meksika’nın sıfır gümrük talebiyle açık şekilde çelişiyor.
Meksika çelik sektörü ise daha olumsuz bir tablo çiziyor. CANACERO Başkanı Sergio de la Maza, kapasite kullanım oranlarının %55 ile son 25 yılın en düşük seviyesinde olduğunu, nihai çelik üretiminin %8,1, tüketimin ise 2025’te %10,1 gerilediğini belirtti. Meksika’nın ABD ile 2,5 milyon mt çelik açığı bulunduğu ve bu açığın kısmen Türkiye’nin hurda alımlarındaki yavaşlama sonrası Meksika’nın ABD’nin en büyük hurda alıcısı haline gelmesinden kaynaklandığı ifade ediliyor. Meksika tarafı, üretimdeki düşüşün devam etmesi halinde nihai ürünlerin pazarlanmasında sorun yaşanabileceğini ve uzun vadede ABD’den yapılan çelik ve otomotiv parçaları alımlarının da azalabileceğini savunuyor.
Bu süreç ilerleyen aşamalarda Kanada’nın da dahil olacağı ikili görüşmelerin ilk adımını oluşturuyor. Kanada da uzun süredir devam eden karşılıklı bağımlı ticaret ilişkisine atıfta bulunarak gümrüksüz ticaret düzenlemesini destekliyor. Ancak Trump yönetiminin ortaya koyduğu hedefler doğrultusunda kısa vadede ne Meksika ne de Kanada için çeliğe uygulanan vergilerde anlamlı bir gevşeme ihtimali yüksek görünmüyor.
