Kalibre Boru Genel Müdürü Ali Okyay ile hassas çelik boru pazarındaki görünümü, Avrupa Birliği'nin yeni ticaret önlemlerinin etkilerini ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması sürecinin sektöre yansımalarını değerlendirdik.
2026 yılı boru sektörü için nasıl geçiyor? Yılın geri kalanına ilişkin beklentileriniz neler?
Kalibre Boru otomotiv sektörü için hassas çelik boru üretimi gerçekleştiriyoruz. Bu açıdan bakarsak görece daha niş bir pazara hizmet etmekteyiz. Otomotiv sektörü pandemi öncesine göre hala %20 seviyesinde düşük seyretmekte ancak yıllık planlar kapsamında daha düzenli bir talebe sahip olup sert iniş çıkışlar pek görülmemektedir.
2026'da zayıf talep devam ediyor. ABD-İran savaşı global anlamda belirsizlik yarattığı için talepte olumlu bir gelişme beklediğimizi söyleyemem. Diğer taraftan Avrupa Birliği'nin uyguladığı koruma önlemleri, 1 Temmuz'da güncellenecek ve kotalar yarıya indirilirken kotayı aşan miktar için uygulanan vergi de %50'ye çıkacak. Kotaların mevcut durumda dahi dönemin ilk günlerde dolduğu düşünülürse bu durum Avrupa Birliği'ne ihracatı neredeyse imkânsız hale getirecek.
Son yıllardaki güçlü Türk Lirası, yüksek enflasyon ve yüksek finansman maliyeti maliyetlerimizi ciddi oranda artırarak kârlılığımızı olumsuz etkiliyor. Yılın ikinci yarısı bu şartlar altında daha da kötü geçecek gibi gözüküyor.
İç piyasadaki talep ve rekabet hakkında neler söyleyebilirsiniz?
İç piyasada zayıf talep devam etmekte. Zayıf talebe rağmen pazara yeni oyuncular giriyor ve arz fazlası oluştuğu için de ciddi bir fiyat rekabeti ortaya çıkıyor. Ayrıca Çin'den ithal edilen borular Türkiye iç piyasasında bizi ciddi anlamda zorluyor. Çin devletinin sağladığı sübvansiyon sayesinde çok düşük fiyatlara satılan bu borular haksız rekabet yaratıyor ve pazar payımızı olumsuz etkiliyor.
Fiyatlardaki gidişatı nasıl yorumluyorsunuz? Sıcak rulo sac başta olmak üzere hammadde maliyetlerinin boru üreticileri üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fiyatlar geçtiğimiz çeyrek konjönktürel etkenler sebebiyle artmış olmasına rağmen bu artışı destekleyecek bir talep olmadığı için belirsizlikler ortadan kalkmaya başladığında hızlı bir şekilde geri gelecektir. Şu anda sıcak rulo sac fiyatlarının aşağı yönlü olduğunu söyleyebilirim. Yıl sonuna kadar da bu trendi değiştirecek bir gelişme olmasını beklemiyoruz. Boru üreticisi olarak maliyetlerimizin büyük kısmını hammadde oluşturuyor. Dolayısıyla sac fiyatlarındaki ani artış ve düşüşler maliyet yönetimi açısından bizi çok zorluyor.
İhracat pazarlarında talep ne durumda? Hangi bölgelerde büyüme potansiyeli görüyorsunuz, hangi pazarlarda ise zorluklar öne çıkıyor?
En büyük ihracat pazarımız Avrupa Birliği. Pandemi öncesi döneme göre hala %20 düşük seyreden pazar bir de koruma önlemleri ve SKDM (CBAM) uygulamaları ile iyice zor bir hale geldi. Buna ilave olarak Avrupa Birliği “Eritme ve Döküm" (Melt and Pour) kuralını devreye aldı. Bu kural ile çelik ürününün ilk kez sıvı olarak eritildiği ve katı hale döküldüğü yerin beyan edilmesini şart koşmaktadır. Buna göre ithal edilen çeliğin menşeinin belirlenmesinde ürünün hangi ülkede eritildiği ve döküldüğü dikkate alınacak. Avrupa Birliği Komisyonu 30 Haziran 2028'e kadar tarife kotalarından yararlanma hakkının belirlenmesinde menşe ülkesinin esas alınmasının gerekip gerekmediğini değerlendirecek. Avrupa pazarında herhangi bir büyüme beklemediğimiz gibi şimdilik mevcut seviyenin altına düşmemesi en büyük tesellimiz. Ancak mevcut ve ileride gelecek koruma önlemleri ile Avrupa Birliği'ne ihracat yapmak çok zorlaşacak.
Koruma önlemleri sayesinde boru gibi çelik ürünlerine karşı kendisini koruma altına alan Avrupa Birliği bu sefer de bitmiş ürünler ile tehdit altında. Çinli otomobil üreticileri son dönemde Avrupa'daki pazar paylarını ciddi olarak artırdı. Yerli üretimin risk altına girmesi bizim gibi otomotiv sektörüne hammadde/parça tedarik eden firmaları ciddi anlamda tehdit etmektedir.
Ekonomik şartlar işlerinizi nasıl etkiliyor?
Yüksek finansman maliyetleri, yüksek enflasyon ve güçlü Türk Lirası yukarıda bahsettiğim olumsuzluklara ilave zorluklar olarak baş etmemiz gereken konular. Türkiye şu anda rekabetçiliğini yitirmiş durumda. Üreticiler verimlilik çalışmaları ve otomasyon ile maliyetlerini yönetmeye çalışırken bir de kârsızlık ile baş etmek durumunda kalıyor. Bu da sürdürülebilir değil. Her sektörde bunun neticelerini görüyoruz.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması boru ihracatını nasıl etkiliyor? Sizce Türkiye çelik sektörü bu sürece nasıl hazırlanıyor?
SKDM veya CBAM çevresel etkisinin yanı sıra aslında arka planda bir nevi koruma önlemi işlevine sahip. Avrupa Birliği yerli üreticilerine karbonsuzlaşma hedefleri kapsamında yatırım yapmalarını şart koşarken artan maliyetler sebebiyle ithal ürünlerin rekabette avantajlı hale gelmesini önlemek istiyor. Bu açıdan bakıldığında CBAM Avrupa Birliği'nde fiyatların artmasına sebep olacak ki bu artışı şu anda bile görebiliyoruz. AB, CBAM sürecini ithalatı zorlaştıracak yönde kurgulamakta. Mesela her ülke için karbon emisyon değerlerini kendisi belirlemekte ve üretim yöntemlerinden bağımsız tek bir referans değer gözetmekte. Mesela Türkiye için çelik üreticilerinin beyanlarıyla alakasız yüksek bir değer belirlendi.
Burada Türkiye'nin kendi Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) çok kritik önem taşıyor. Türkiye halihazırda ETS kurmak için çalışmalara başladı ve çalışmalar devam ediyor. Bu konu çok önemli çünkü bu sayede AB'ye ödeyeceğimiz CBAM vergilerinin Türkiye'de kalması mümkün olacak. Tabii burada Türkiye ETS'nin AB ETS ile paralel olması çok önemli. Aksi halde iki ülke arasında oluşacak karbon fiyatı farkının AB'ye girişte ödenmesi gerekecek. Ayrıca Türkiye'nin bu konuda toplayacağı fonu gene karbonsuzlaşma ve yeşil dönüşüm çalışmaları için firmalara teşvik olarak vermesi de mühim.
İşimizi etkileyecek diğer bir konu da Avrupa Birliği karbon fiyatlarının her çeyrek bittikten sonra o çeyreğin ortalama fiyatı olarak belirlenmesi ve açıklanması. Yani AB'ye ithalat anında karbon fiyatının, dolayısıyla ödenecek ilave verginin, ne olacağı net değil. Bu da müşteri ve tedarikçi arasında fiyat belirsizliği yaratıyor ve ticari anlaşmalar ile düzenlenmesi gereken bir konu olarak ortaya çıkıyor.
