Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) tarafından düzenlenen Steel Networking Summit 2026 konferansının 27 Ekim tarihinde gerçekleştirilen ikinci gününde sektör temsilcileri, iki ayrı oturumda Asya, MENA ve Türkiye çelik sektörlerine ilişkin görüş ve beklentilerini paylaştı. Katılımcılar, Asya ve MENA çelik piyasalarındaki gelişmeleri, değişen ticaret koşullarını ve Türkiye'nin küresel çelik tedarik zincirlerindeki rolünü değerlendirerek bölgesel talep eğilimleri, rekabet gücü ve gelecekteki fırsatlara dikkat çekti.
Ticaretteki değişimler ve talep eğilimleri Asya ve MENA çelik piyasalarını şekillendiriyor
“Asya'dan MENA'ya: Küresel Çelik Sektörünün Geleceğini Şekillendirmek” başlıklı ilk oturumda katılımcılar, değişen çelik ticaret akışlarını, bölgesel arz ve talep eğilimlerini ve Asya ile MENA genelindeki çelik tedarikçilerinin karşılaştığı zorlukları ve fırsatları değerlendirdi. Johns Hopkins Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Margaret Myers, China Metallurgical Council ve Çin Uluslararası Ticareti Geliştirme Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Su Buxin, SteelOrbis Asya Piyasa Analizi Bölüm Yöneticisi Anastasiia Kononenko, Cheongfuli-Xiamen&HK, C&D Steel INTL Türkiye İş Geliştirme Müdürü Coco Zhang ve Kallanish Commodities Orta Doğu ve Afrika Muhabiri Burak Odabaşı, sunumlarında ve SteelOrbis CEO'su Murat Eryılmaz moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde görüşlerini paylaştı.
Katılımcılara göre Çin'de zayıflayan yerel talep ve değişen ihracat koşulları, ülkenin yüksek katma değerli imalat faaliyetlerine ve düşük karbonlu üretime yönelimini hızlandırırken, araçlar, makineler ve diğer mamul ürünlerin içeriğindeki çeliğin ülkenin yurt dışı satışlarında giderek daha önemli hale gelmesi bekleniyor. Değişen ticaret koşulları, tedarikçiler ve tüccarlar üzerindeki yükümlülükleri de artırırken, sıkılaşan lisans prosedürleri ve karbon emisyonlarına ilişkin belgelendirme gereklilikleri nedeniyle rekabetçi fiyatların yanı sıra güvenilir teslimat, mevzuata uyum ve ödeme güvencesi de giderek daha fazla önem kazanıyor.
Bununla birlikte Asya genelinde tedarikçilere yönelik fırsatlar, bölgeler arasındaki farklı talep ve kapasite eğilimlerine bağlı olarak değişiyor. Hindistan'da yaklaşık %8 olarak öngörülen çelik talebi artışının yeni kapasiteyi karşılaması ve ihracat ihtiyacını sınırlandırması beklenirken, yurt dışı satışların daha yüksek fiyatlı Avrupa piyasalarına ve Körfez ülkelerindeki mevcut müşterilere odaklanacağı belirtildi. Güneydoğu Asya'ya bakıldığında ise Endonezya ve Malezya gibi piyasalarda üretimin tüketimin üzerinde seyretmesi, özellikle kütük ve slab ürünlerinde ihracata yönlendirilebilecek arz fazlasının devam etmesine neden oluyor. Bu dengesizliğe rağmen ASEAN ülkelerinin ihracatının önümüzdeki yıllarda yıllık yaklaşık 20 milyon mt seviyesinde kalması beklenirken, çeşitli kapasite projelerinin durdurulması nedeniyle ihracat satışlarında daha agresif bir tutum öngörülmüyor.
MENA bölgesine satış yapmayı hedefleyen tedarikçiler açısından katılımcılar, altyapı yatırımları ve özel sektör inşaat faaliyetleriyle desteklenen Suudi Arabistan ve BAE'yi başlıca talep merkezleri olarak öne çıkarırken, bölgesel çatışmaların ve likidite sıkıntılarının piyasa görünümünü belirsizleştirdiğine dikkat çekti. Sevkiyatlardaki aksamalar ve hammadde temininde yaşanan zorluklar sanayi faaliyetlerini sınırlandırırken, özel sektör inşaat projelerini geliştiren şirketlerin ödemelerindeki gecikmeler de inşaat piyasası üzerindeki baskıyı artırıyor. Katılımcılar, söz konusu kısa vadeli sorunların yanı sıra Afrika'nın demir cevheri ve metalik hammadde tedarikinde artan önemini ve MENA bölgesinde doğal gaz ile yenilenebilir enerji kullanılarak daha düşük karbonlu üretim yapılması potansiyelini vurguladı. Bununla birlikte planlanan çeşitli yatırımların ertelenmesi veya yeniden değerlendirilmesi nedeniyle hem yeni kapasitenin devreye alınma hızı hem de Körfez bölgesindeki talebin toparlanmasına ilişkin belirsizlik devam ediyor.
Türkiye çelik sektörü tedarik zincirindeki avantajlarına rağmen artan ticaret engelleriyle karşı karşıya
Öte yandan “Türkiye Çelik Sektörü: Küresel Tedarik Zincirlerinde Stratejik Bir Ortak” başlıklı ikinci oturumda Kibar Dış Ticaret Genel Müdürü Salih Serdar Koçtürk, İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri Dr. S. Armağan Vurdu ve Borçelik Genel Müdürü Kerem Çakır gerçekleştirdikleri sunumlarda ve stratejist Cüneyt Paksoy moderatörlüğündeki panelde görüşlerini paylaştı. Oturumda, artan korumacılık ve değişen tedarik zincirleri karşısında Türkiye çelik sektörünün rekabet avantajları değerlendirildi.
Katılımcılar, alıcıların fiyatın yanında teslimat güvencesine, teknik yeterliliğe ve karbon performansına daha fazla önem verdiğini belirtirken, Türkiye'nin coğrafi yakınlığı, üretim esnekliği ve farklı ulaşım seçenekleriyle bu beklentilere yanıt verebildiğini vurguladı. Özellikle Avrupa ile karşılıklı sanayi bağlarına dikkat çekilerek Türkiye'nin kısa teslim süreleri ve farklı ürün kalitelerini karşılayabilme yeteneği sayesinde Avrupa'daki üretim zincirlerini tamamlayan güvenilir bir ortak olduğu ifade edildi. Bununla birlikte daralan kotalar ve artan vergilerin uzun yıllara dayanan bu tedarik ilişkilerini zorladığına işaret edilerek, çelik üreticilerini korumaya yönelik önlemlerde otomotiv ve beyaz eşya gibi çelik tüketen sektörlerin rekabet gücünün de gözetilmesi gerektiği belirtildi. Pazara erişimde karbon performansının da önem kazandığını vurgulayan katılımcılar, Türkiye'nin elektrikli ark ocağı ağırlıklı üretim yapısının sunduğu avantajın SKDM kapsamında karşılık bulabilmesi için tesis bazında doğrulanmış gerçek emisyon değerlerinin esas alınması gerektiğini kaydetti. Ticaret ve karbon düzenlemelerinin öngörülebilirliğinin yatırım kararları açısından da önem taşıdığı belirtilirken, ihracatçıların ticaret savunma soruşturmalarına hazırlıklı olmasının ve kamu ile özel sektörün uluslararası müzakerelerde birlikte hareket etmesinin pazara erişimin korunmasında gerekli olduğu ifade edildi.
Bu koşullarda sektörün dayanıklılığını artırmak için mevcut kapasitenin rekabetçi enerji ve uygun finansman koşullarıyla çalıştırılması, yeni yatırımların ise ithalata bağımlı olunan ürünlere ve yüksek katma değerli, düşük karbonlu üretime yönlendirilmesi önerildi. Bu dönüşümün üreticiler ile nihai kullanıcılar arasında ortak ürün geliştirme çalışmalarıyla desteklenmesi gerektiği belirtilirken, hurdaya bağımlı üretim yapısı nedeniyle hammadde tedarikinin öngörülebilirliğinin de korunması gerektiği vurgulandı. Talep tarafında ise Afrika pazarındaki potansiyelin ve jeopolitik risklerin azalması halinde çevre ülkelerdeki yeniden yapılanmanın ihracat fırsatları yaratabileceği; yurt içinde enerji, altyapı, sosyal konut ve kentsel dönüşüm projelerinin çelik tüketimini destekleyebileceği değerlendirildi.
