Bugünlerde çelik piyasalarında en çok sorulan soru yassı piyasalarının akıbeti. Yaşanan tüm gelişmeler ve art arda gelen fiyat düşüşleri başta tüccarlar olmak üzere çelik sektöründeki birçok firmayı rahatsız etmiş durumdadır. Öyle ki, herkes şaşırmış bir halde önümüzdeki dönem ne olacağını sormaktadır. Bu sorunun cevabını kısa vadeli gelişmeler için vermek çok zor olsa da, uzun vade için vermek aslında daha kolaydır.
Öncelikle piyasaların genel durumuna bakarsak, petrolde yaşanan fiyat düşüşü, metal ve hammadde fiyatlarında da kendini göstermiştir. Peki petrol fiyatları neden düşmektedir ? Bu sorunun cevabı çok basit. ABD'de yaşanan finansal krizin etki alanı genişlemiş ve finansal boyutu aşıp reel sektöre de yansımıştır. Öyle ki Japonya, Almanya, İngiltere gibi lokomotif sanayi ülkeleri son 25 yılın en yüksek enflasyon değerlerine sahip olmuşlar ve ekonomik durgunluk beklentisine girmişlerdir. Hatta bu tarz gelişmelerden en önemlisi Güney Kore'dir. Mevcut döviz rezerviyle dünyanın 6. en büyük döviz rezervine sahip ülkesi konumunda olan Güney Kore'de son 10 gündür çok yüklü sıcak para çıkışı yaşanıyor. Güney Kore'deki durum aynı zamanda önemli bir gösterge olabilir. Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan piyasalarda şu sıralar bir Uzak Doğu sendromu yaşanıyor. Yaklaşık 250 milyar $'lık rezerve sahip Güney Kore'nin, yaptığı müdahalelere rağmen parasının değerini koruyamaması diğer ülkeleri de etkilemeye başladı.
İngiltere ve Almanya'ya baktığımız zaman da tablo farklı değil. Çok büyük bir durgunluk söz konusu. Likide sıkıntısı için alınan onca önlem sadece düşüşün çok sert olmamasını sağlıyor. Fakat enflasyon, dış borç ve bunun gibi ekonomik açıdan çok kritik birçok verilere bakıldığında tablo karanlık. İlk defa bir durgunluk sinyali bu denli kendini göstererek geliyor. Bu ortamda yaşanacak en doğal gelişme ise belirsiz ortamda yatırımların askıya alınması olacaktır. Öyle ki, Avrupa'da birçok yatırım durdurulmuş durumdadır. Uzak Doğu'ya baktığımızda Güney Kore, Çin, Japonya gibi önemli ülkelerde ekonomik büyüme oranları son yılların en düşük seviyelerindedir.
Bütün bu ekonomik veriler ve genel anlamda yaşanan olumsuzluklar beraberinde piyasalarda nakit sıcak para hareketini durdurmuş durumdadır. Bütün sektörde konuşulan ortak konu yaşanan yoğun likide sıkıntısı. Bu sıkıntı işlerin yavaşlamasıyla daha da artacaktır. Belirsizlik ortamının beslediği bu olgu, karamsarlığın artmasıyla daha da yükselir. Bu durumu aşabilmek adına başta ABD olmak üzere birçok ülke çok önemli birçok önlem almasına rağmen, bu önlemler sadece kademeli düşüş sağlamıştır. Hatta büyük düşüşleri engellemek adına ABD, AB ve Japonya gibi dünyanın en büyük ekonomileri piyasalara sıcak para enjekte bile etmişlerdi.
Bütün bu gelişmelerin yassı tüketimini düşürmesi şaşırtıcı olmamalıdır. Çünkü ekonomik daralmadan en çok etkilenen otomotiv, beyaz eşya, altyapı yatırımları, ısıtma-soğutma sektörü, ulaşım, makine,....vs gibi sektörlerin ana hammaddesi yassı çeliktir. Önemli olan bu daralmanın ne kadar daha süreceğidir. Yatırımcılar puslu hava dağılmadan tekrar yatırıma başlamayacaklardır. Son kullanıcılar ekonomik belirsizlik ortadan kalkmadan cebindeki parayı harcamak istemeyecektir. Peki bu durum daha ne kadar sürecek?
Bu konu için yapılan yorumlar çok çeşitlidir. ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke'ye göre, bu durumun etkileri beklenenden daha derin ve uzun sürebilir. Bu nedenle ABD para çekmek için faiz artırımına gidebilir. ECB Başkanı Jean-Claude Trichet, bir konuşmasında durgunluk kaygısından çok enflasyon riskine vurgu yapması da küresel durgunluktan kaygılanan piyasaları olumsuz etkiledi. Trichet, 2008 için Euro bölgesi büyüme tahminini %1,8´den %1,4´e, enflasyon tahminini %3,4´ten %3,5´e revize etti. Aslında birçok önemli yatırım firmasına göre ABD dolarının değer kazanması, piyasaların kötüye gittiğinin resmidir. Çünkü petrol ve diğer emtia fiyatlarında yaşanan düşüş nedeniyle ABD dolarında bir yükseliş olduğu fikrinde birleşiyorlar. Bu kötü tabloya inat, piyasaların kısa bir dalgalanma yaşayacağını söyleyen az da olsa bir kesim mevcut. Özellikle bu işin patronları ve ülke ekonomilerinin başında bulunan yöneticiler daha iyimser bir tablo çizmeye çalışıyorlar; ancak onların bu tabloyu bu şekilde çizmek zorunda oldukları da bir gerçek.
Sonuç olarak ABD seçimleri ve 2009 yılı başına kadarki dönemde piyasalarda yaşanan bu dalgalanmanın yok olacağı ve yoğun talebin geri geleceği gibi bir beklenti söz konusu değil. Görünen tablo ve eldeki veriler piyasaların alınan önlemlerle belki düşüşü durdurabileceği düşünülebilir; ancak aksi bir hareket için görüş bildirmek çok iyimser bir yaklaşım olacaktır.
Bütün bu olgular, veriler doğrultusunda yapılacak en doğru yorum başta ABD olmak üzere büyük ekonomilerdeki finansal krizlerin aşılarak reel sektöre para enjeksiyonu başlamasından sonra işler düzelecektir. Bu nedenle bu durum oluşana kadar temkinli ve ağır adımlarla gitmek en doğru hareket olacaktır. Özellikle yassı sektörünün ekonomik gelişmelerle birebir doğru orantılı olduğu düşünülürse dereyi görmeden paçayı sıvamak şu ortamda cahil cesareti olmaktan öteye gitmeyecektir.
