İngiltere merkezli tesis ekipmanı tedarikçisi Primetals Technologies CTO'su ve Küresel Yeşil Çelik Başkanı Dr. Alexander Fleischanderl, karbon yakalama teknolojisinin çelik üretiminden kaynaklanan emisyonların azaltılmasında önemli bir rol oynayabileceğini ancak yakalanan karbondioksitin taşınması, depolanması ve kullanılması için gerekli altyapının ve değer zincirlerinin geliştirilmesinin önemli bir sorun olmaya devam ettiğini dile getirdi.
Fleischanderl, çelik sektörünün karbonsuzlaşma çalışmalarında belirli bir teknolojiye bağımlı olmaması gerektiğini belirterek enerji verimliliği, elektrifikasyon, hidrojen ve karbon yakalama teknolojilerinin tamamının bu süreçte rol oynayacağını aktardı. Hidrojen bazlı doğrudan indirgemenin daha önemli hale gelmesinin beklendiğini ifade eden Fleischanderl, uzun kullanım ömürleri ve bu zamana kadar yapılan yatırımlar nedeniyle yüksek fırınların önümüzdeki onlarca yıl boyunca küresel çelik üretiminin bir parçası olmaya devam etmesinin beklendiğine dikkat çekti.
Uluslararası Enerji Ajansı'na göre çelik sektörü enerji kaynaklı küresel karbon emisyonlarının yaklaşık %8'ini oluşturuyor. Bu çerçevede Fleischanderl, karbon yakalamanın hidrojene alternatif olarak değil, enerji dönüşümü ilerledikçe emisyonların azaltılmasında kullanılabilecek teknolojilerden biri olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Karbon taşıma ve depolama altyapısındaki eksiklikler sürüyor
Bununla birlikte Fleischanderl, karbon yakalamanın sürecin ilk aşamasını oluşturduğunu belirtti. Yakalanan karbonun kullanılmadan veya kalıcı olarak depolanmadan önce temizlenmesi, sıkıştırılması ve taşınmasının gerektiğini aktardı. Böyle bir değer zincirinin oluşturulması için gerekli altyapı ve düzenlemelerin oluşturulmasına, yatırım yapılmasına ve yakalanan karbonu satın almaya istekli şirketlerin olmasına ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.
Yakalanan karbonun potansiyel kullanım alanları arasında metanol, üre ve diğer kimyasal hammaddelerin yanı sıra sentetik havacılık ve denizcilik yakıtlarının üretiminin yer aldığını söyleyen Fleischanderl, geliştirilmiş petrol geri kazanımının da olası bir kullanım alanı olduğunu ve ticari açıdan uygun bir kullanım alanı bulunmadığı durumlarda jeolojik depolamaya ihtiyaç duyulmaya devam edeceğini belirtti. Karbon kullanma yöntemlerinin birçoğunun yüksek miktarda yenilenebilir elektrik veya hidrojen gerektirmesi sebebiyle bu yöntemlerin uygulanabilirliğinin bölgesel enerji altyapısına ve ekonomik koşullara bağlı olacağını dile getirdi.
Karbon kullanımı için sektörler arası iş birliği gerekiyor
Fleischanderl, çelik üreticileri ile kimya, kamu hizmetleri, çimento, enerji ve altyapı dahil olmak üzere diğer sektörlerde faaliyet gösteren şirketler arasındaki iş birliğinin daha önemli hale geldiğini vurguladı. Yakalanan karbonun, proses gazlarının ve atık ısının çelik tesislerinin diğer sanayi sektörlerine tedarik ettiği kaynaklar haline gelebileceğini aktardı.
Bu yaklaşıma örnek olarak ArcelorMittal Belgium'un Ghent'teki Steelanol projesini gösterildi. LanzaTech ve E4tech/ERM ile birlikte geliştirdiği Steelanol tesisinin yüksek fırın gazlarını etanole dönüştürdüğünü ifade eden Primetals Technologies, tam kapasiteye ulaşan tesisin yıllık 80 milyon litreye kadar gelişmiş etanol üretebildiğinin ve tesisteki karbon emisyonlarını yıllık yaklaşık 125.000 mt azaltabildiğinin altını çizdi.
Geleceğin çelik tesisleri daha kapsamlı kaynak merkezlerine dönüşebilir
Bunun sonucunda Fleischanderl, gelecekte çelik tesislerinin ağırlıklı olarak tek bir ürün üreten tesislerden ziyade daha kapsamlı kaynak merkezlerine dönüşebileceğine, çeliğin ana ürün olmaya devam edeceğine ve yakalanan karbonun, proses gazlarının ve atık ısının ilave değer yaratabileceğine dikkat çekti. Bu dönüşüm için gerekli teknolojilerin çoğunun halihazırda mevcut olduğunu ancak söz konusu teknolojilerin büyük ölçekte uygulanması için gereken altyapı ve pazarların henüz yeterince gelişmiş olmadığını kaydetti.
Bu nedenle Fleischanderl, çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının tek bir teknolojik çözümden ziyade farklı teknolojilerin birlikte kullanılmasına ve sanayi değer zincirleri genelinde daha yakın iş birliğine bağlı olacağını ekledi.
