İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) bünyesindeki Türkiye Çelik Dönüşüm Ağı tarafından hazırlanan belgede Türkiye demir-çelik sektörüne yönelik Sektörel Tematik Dönüşüm Yatırım Planı'nın kısa, orta ve uzun vadeli teknolojik seçeneklerin değerlendirilmesi açısından olumlu bir çerçeve sunduğu ancak emisyon verileri, finansman, hurda yönetimi, düşük emisyonlu çelik talebi ve düzenleyici politikalar dahil olmak üzere çeşitli alanlarda önemli iyileştirmelere ihtiyaç duyduğu belirtildi.
İPM'nin dört yıllık saha araştırmasına ve 19 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirilen çalıştayda gerçekleştirdiği görüşmelere dayanan belgede yatırım planında kullanılan bir metrik ton ham çelik başına 1,8 mt CO₂e seviyesindeki karbon yoğunluğuna itiraz edildi. Tesis düzeyindeki sürdürülebilirlik raporlarını baz alan İPM, ortalama karbon yoğunluğunu entegre tesislerde bir metrik ton ham çelik başına 2,2-2,5 mt CO₂e ve elektrik ark ocağı bazlı tesislerde ise bir metrik ton ham çelik başına 0,4-0,6 CO₂e olarak hesapladığını dile getirdi. Elektrik ark ocağı bazlı üretimin Türkiye'nin ham çelik üretiminin %72-75'ini oluşturduğu dikkate alındığında ulusal ağırlıklı ortalamanın bir metrik ton ham çelik başına 1,0-1,2 mt CO₂e olarak kabul edilmesini önerdi.
Çelik sektörünün karbonsuzlaşması yalnızca SKDM'ye uyuma dayandırılmamalı
İPM, çelik sektörünün karbonsuzlaştırılmasının temel gerekçesinin AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'na (SKDM) uyum olmaması gerektiğini savundu. Diğer ülkelerde uygulanabilecek olası sınırda karbon düzenleme mekanizmalarının ve Türkiye'de kurulabilecek benzer bir mekanizmanın dikkate alınması önerisini yaparken, net sıfır hedeflerine, fosil yakıt kullanımının aşamalı olarak bırakılmasına ve kaynak verimliliğine daha fazla önem verilmesinin gerektiğini dile getirdi.
Bununla birlikte yatırım planında teknolojik dönüşüm seçenekleri açısından verimlilik iyileştirmeleri ve elektrik ark ocaklarının modernizasyonundan başlayarak doğal gaz bazlı doğrudan indirgenmiş demir (DRI) üretimi, hidrojen bazlı DRI üretimi ve karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojilerine uzanan aşamalı bir geçişin öngörüldüğü aktarıldı. İPM, bu çerçeveyi genel olarak desteklemekle birlikte hidrojen bazlı DRI'ın henüz yeterince gelişmemiş bir teknoloji olarak değerlendirilmesine karşı çıktı. Asıl sorunun bol ve uygun maliyetli yenilenebilir elektriğe erişim ve hidrojen maliyetinin 1,20$/kg seviyesinin altına indirilmesi olduğunu söyledi.
Kanıtlanmış verimlilik yatırımlarına öncelik verilmeli
Belgede sınırlı miktardaki imtiyazlı finansmanın pilot ve deneme projeleri yerine kanıtlanmış enerji ve malzeme verimliliği ile döngüsellik yatırımlarına yönlendirilmesi önerildi. Karbonsuzlaşma yatırımının üretim kapasitesini artırmadan mevcut seviyeye kıyasla emisyonlarda ölçülebilir azaltım sağlayan yatırım olarak tanımlanması, aynı zamanda endüstriyel proses ısısının elektrifikasyonunun da ayrı bir yatırım alanı olarak ele alınması gerektiği ifade edildi.
Öte yandan İPM, ithal DRI ve sıcak briketlenmiş demirin (HBI) düşük emisyonlu hammadde olarak değerlendirilmesini eleştirdi. Belgede yer verilen yaşam döngüsü değerlendirmesi verilerinde doğal gaz bazlı DRI üretiminin gömülü emisyonları entegre demir-çelik üretiminin emisyonlarına yaklaşabildiği, aynı zamanda Körfez bölgesi ve Kuzey Afrika'daki mevcut DRI tesislerinin emisyon yoğunluğunun hurda bazlı elektrik ark ocaklı üretimin yaklaşık iki kat üzerinde yer aldığı vurgulandı. Bu nedenle ithal DRI ve HBI'ın otomatik olarak düşük emisyonlu malzeme olarak sınıflandırılmaması, bunun yerine tedarikçiye özgü ve doğrulanmış izleme, raporlama ve doğrulama verilerinin talep edilmesinin gerektiği belirtildi.
Ayrıca DRI ve HBI'ın yenilenebilir elektrikle üretilen hidrojenle birlikte kullanıldığında gerçek anlamda düşük emisyonlu alternatifler haline geleceği de vurgulandı. Bu aşamaya kadar ithalatın yerel yatırımların yerini alacak bir seçenek olarak değil, stratejik bir başlangıç adımı veya uygulamaların edilmesine yönelik bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiği bildirildi.
Hurda ekosistemi için özel dönüşüm programı
Yatırım planındaki bir diğer önemli eksiklik olarak hurda yönetimi öne çıkarıldı. Türkiye çelik sektöründe tüketilen hurdanın yaklaşık %70-75'inin ithal edilmesinin üreticileri küresel tedarik zinciri risklerine ve hurda kalitesindeki değişkenliklere açık hale getirdiğine dikkat çekildi.
İç piyasadaki sorunlar arasında kaynağında ayrıştırmanın yetersiz olmasının, temiz ve kirli hurdanın karıştırılmasının, kalite kontrol ve izlenebilirliğin yetersizliğinin ve kayıt dışı faaliyetlerin yaygınlığının yer aldığı paylaşıldı ve bu nedenle Hurda Ekosistemi Dönüşüm Programı oluşturulması önerisi yapıldı. Program kapsamında ulusal bir hurda envanteri oluşturulması, farklı hurda sınıfları için standartların belirlenmesi, ülke çapında bir izleme sisteminin kurulması, kayıt dışı faaliyetlerin azaltılması ve kayıt dışı işletmelerin organize sanayi bölgelerine veya lisanslı tesislere geçişinin sağlanmasının öngörüldüğü belirtildi. Finansman mekanizmalarının cevher ve hurda tedarikçilerini de kapsamasının, aynı zamanda yatırım planında girdilere yönelik ayrı bir teknolojik dönüşüm planı oluşturulması gerektiği aktarıldı.
Düşük emisyonlu çelik talebini destekleyecek politikalar
İPM, yatırım planının ağırlıklı olarak üretim ve arza odaklandığını, çelik talebine ise yeterince önem vermediğini savundu. İnşaat, altyapı, otomotiv, beyaz eşya, makine ve diğer imalat sektörlerindeki çelik tüketimine ilişkin ayrıntılı verilerin hazırlanması ve Türkiye'nin gelecek 10 yıldaki çelik ihtiyacına yönelik tahminlerin oluşturulması çağrısında bulundu.
Öte yandan İPM tarafından yapılan araştırmada Türkiye'de düşük emisyonlu çeliğin henüz çelik tüketen sektörler açısından önemli bir öncelik haline gelmediği belirtildi. Düşük emisyonlu çelik için ulusal bir tanım ve teknik standartlar oluşturulması, talebin yeşil kamu alımları, ürün bazlı karbon etiketleri ve özellikle otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde sistematik Kapsam 3 emisyon gereklilikleri yoluyla desteklenmesinin gerektiği kaydedildi.
Bağlayıcı 2030 emisyon hedefi ve Türkiye ETS takvimi gerekli
İPM, altı öncelikli sektör için öngörülen yaklaşık 250 milyon $ tutarındaki imtiyazlı finansmana ilişkin soruları gündeme getirirken, finansmanın sektörler ve şirketler arasında hangi kriterlere göre dağıtılacağının net olmadığını ifade etti. Çelik sektörüne özel olarak ayrılan tutarın ve bu finansmanın farklı teknolojik seçenekler arasındaki dağılımının açıklanmasını talep etti. Bununla birlikte hidrojenin taşınması ve depolanması ile büyük endüstriyel kaza risklerini düzenleyen mevzuatın ilgili AB mevzuatıyla uyumlu şekilde oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Ulusal düzeyde bağlayıcı ve ölçülebilir bir endüstriyel emisyon azaltım hedefinin bulunmamasını ve Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi'nin (ETS) henüz uygulamaya alınmamış olmasını önemli eksiklikler olarak değerlendiren İPM, çelik sektörü için 2030 yılına yönelik bağlayıcı bir karbon azaltım hedefi, Türkiye ETS'nin uygulamaya alınmasına yönelik bir takvim ve yıllık sektörel karbon bütçesi oluşturulması çağrısı yaptı. Ayrıca yasal dayanağı olan Sanayide Karbonsuzlaşma Politikası ve Yol Haritası'nın hazırlanarak çelik sektöründeki sera gazı emisyonlarının hangi yıl zirve yapacağının belirlenmesini ve 2030 ile 2050 hedeflerinin ortaya koyulmasını önerdi.
Tesis bazlı emisyon verileri daha şeffaf hale getirilmeli
İPM, entegre çevre izinlerinin yanı sıra tesis bazlı emisyon, üretim ve kapasite verilerine erişim konusunda eksiklikler bulunduğuna da dikkat çekti. Finansmana erişimin sera gazı ve diğer kirletici emisyonların açıklanması ve bağımsız olarak doğrulanması şartına bağlanması ve Türkiye'nin Kirletici Salım ve Taşıma Kaydı sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini aktardı.
Bununa birlikte İPM'nin tespit ettiği diğer sorunlar arasında teknolojik dönüşümün yavaş ilerlemesi, kurumsal kapasite ve kamu-özel sektör iş birliğinin yetersizliği, düşük emisyonlu çeliğe yönelik yerel talebin zayıf seyri, elektrik üretiminde fosil yakıtlara bağımlılık, ithal hurdaya bağımlılık ve çelik üreticileri ile yerel topluluklar arasındaki etkileşimin yetersizliği yer aldı. Özellikle çelik üreticileriyle bağlantılı kömür ve doğal gaz yakıtlı elektrik santrallerinin dönüşümünün de yatırım planında ele alınmasına ve elektrik üretiminin kg CO₂e/kWh cinsinden ifade edilen emisyon faktörünün azaltılmasına yönelik ulusal bir hedef belirlenmesine ihtiyaç duyulduğunu paylaştı.
Sonuç olarak İPM, çelik sektörü için kapsamlı bir ulusal yeniden yapılandırma ve modernizasyon planı hazırlanmasını ve kamu kurumları, şirketler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarının dahil olacağı Sanayide Karbonsuzlaşma Platformu kurulması önerisinde bulundu. Bunun yanı sıra yatırım ve teknoloji desteklerinin somut emisyon azaltım taahhütlerine bağlanması gerektiğini ifade etti. Ayrıca tüm ham çelik üreticilerinin ortak bir metodoloji kullanarak Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını hesaplaması ve açıklaması, bu verilerin Kirletici Salım ve Taşıma Kaydı ile Çevresel Ürün Beyanı altyapısına entegre edilmesi ve kamuya açık, izlenebilir ve doğrulanabilir bir ulusal sera gazı bilgi sistemi üzerinden erişilebilir hale getirilmesinin gerektiğinin altını çizdi.
