Ekinciler Demir Çelik: Türk çelik sektörünün en önemli güçlerinden biri pazar değiştirme kabiliyeti

Salı, 22 Eylül 2026 14:55:07 (GMT+3)   |   İstanbul

Ekinciler Demir Çelik inşaat çeliği piyasasındaki mevcut görünüm, küresel rekabet koşulları ve değişen ticaret ortamında pazar çeşitlendirmesi ile düşük karbonlu üretimin öneminden bahsetti.

2026 yılında Türkiye inşaat çeliği piyasasında talep ve fiyatların seyrini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yılın geri kalanında nasıl bir piyasa bekliyorsunuz?

2026 yılı, Türkiye inşaat çeliği piyasası açısından hem iç talebin hem de küresel piyasa koşullarının yakından takip edildiği bir dönem oluyor. Yılın ilk bölümünde özellikle deprem bölgesindeki yeniden yapılanma faaliyetleri, devam eden altyapı yatırımları, kentsel dönüşüm projeleri ve özel sektör inşaatları iç talebi destekleyen başlıca unsurlar arasında yer aldı. Bununla birlikte finansman maliyetlerinin yüksek seyri ve genel ekonomik koşullar, özel sektör kaynaklı konut yatırımlarında daha temkinli bir görünüm oluşmasına neden oluyor.

Fiyat tarafında ise hurda ve enerji maliyetleri, döviz kuru, üretim maliyetleri ve uluslararası çelik fiyatlarındaki hareketler belirleyici olmaya devam ediyor. Türkiye'nin elektrik ark ocaklı üretim yapısının ağırlığı nedeniyle özellikle hurda fiyatlarındaki değişimler inşaat çeliği fiyatlarına doğrudan yansıyabiliyor. Bunun yanında ihracat pazarlarındaki rekabet koşulları ve küresel ticaret politikalarında yaşanan değişimler de fiyatlama üzerinde etkili oluyor.

Yılın geri kalanında iç talebin büyük ölçüde kamu altyapı yatırımları, deprem bölgesindeki yeniden yapılanma çalışmaları ve kentsel dönüşüm projeleri tarafından desteklenmeye devam edeceğini düşünüyoruz. Özel sektör tarafındaki talebin ise finansman koşullarındaki gelişmelere bağlı olarak şekilleneceğini öngörüyoruz.

Fiyatların ise mevcut koşullar altında tek yönlü bir seyirden ziyade, hammadde maliyetleri, döviz kuru ve uluslararası piyasalardaki gelişmelere bağlı olarak dalgalı bir görünüm sergilemesini bekliyoruz. Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı, ihracat kabiliyeti ve geniş iç pazarı dikkate alındığında yılın geri kalanında inşaat çeliği sektörünün dengeli ancak maliyet ve talep gelişmelerine duyarlı bir seyir izlemesini bekliyoruz.

Hurda ve kütük fiyatları arasındaki dengeyi ve mevcut üretim maliyetlerini dikkate aldığınızda önümüzdeki dönemde hammadde tercihlerinizde bir değişiklik öngörüyor musunuz? Hurda-kütük makası üreticilerin marjlarını nasıl etkiliyor?

Hurda ve kütük arasındaki dengeyi değerlendirirken yalnızca uluslararası fiyat hareketlerine değil; üretim verimliliğine, enerji maliyetlerine, kapasite kullanımına, kalite gerekliliklerine, tedarik güvenliğine ve nihai ürün fiyatlarına birlikte bakmak gerekiyor. Türkiye çelik sektörü bu açıdan oldukça güçlü ve esnek bir üretim yapısına sahip.

Türkiye, özellikle elektrik ark ocaklı üretim altyapısı sayesinde dünyadaki en önemli hurda kullanıcılarından biri konumunda. Gelişmiş tedarik ağı, liman altyapısı ve uzun yıllara dayanan uluslararası hammadde ticareti tecrübesi sayesinde sektörümüz farklı coğrafyalardan ihtiyaç duyduğu hammaddelere erişebiliyor. Türkiye'nin hurda ithalatı 2026 yılının ilk yedi ayında da yaklaşık %4 artarak 11,33 milyon tona ulaşmış durumda. Bu büyüklük, sektörümüzün hammadde tedarik kabiliyetini ve hurdanın Türkiye çelik üretimindeki stratejik konumunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Türkiye'nin önemli avantajlarından biri de yalnızca hammadde tedarik edebilmesi değil, aynı zamanda yüksek çelikhane kapasitesi sayesinde hurdayı işleyerek kendi sıvı çeliğini ve kütüğünü üretebilecek güçlü bir sanayi altyapısına sahip olmasıdır. Bu yapı, üreticilere piyasa koşullarındaki değişimlere karşı önemli bir operasyonel esneklik sağlıyor. Hammadde temininden çelik üretimine ve nihai mamule kadar uzanan entegre üretim kabiliyeti, Türkiye'nin uzun mamul sektöründeki temel rekabet unsurlarından biri olmaya devam ediyor.

Kütük ticareti tarafında da son dönemde hareketlilik görülüyor. Türkiye'nin toplam kütük ithalatı 2025 yılının ilk yedi ayında 2,53 milyon ton seviyesindeyken, 2026 yılının aynı döneminde yaklaşık %21 artışla 3,06 milyon tona yükseldi. Bu rakamlar, Türkiye'nin gerektiğinde farklı hammadde ve yarı mamul kaynaklarına erişebilen, uluslararası ticaret kanallarını etkin biçimde kullanabilen bir üretim merkezi olduğunu gösteriyor.

Türkiye'nin dünyanın farklı bölgelerinden hurda temin edebilmesi de önemli bir tedarik güvenliği sağlıyor. Tek bir hammadde kaynağına veya tek bir bölgeye bağımlı olmayan bu yapı, piyasalarda yaşanabilecek arz kesintileri veya bölgesel fiyat hareketleri karşısında üreticilere farklı seçenekler sunuyor. Aynı zamanda liman kapasitesi ve gelişmiş lojistik altyapı, hammaddenin üretim tesislerine etkin biçimde ulaştırılmasını destekliyor.

Önümüzdeki dönemde de hurdanın Türkiye çelik sektörünün temel hammaddelerinden biri olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Özellikle elektrik ark ocaklı üretim yapımız, yüksek hurda kullanım kabiliyetimiz ve kendi kütüğümüzü üretebilme kapasitemiz, sektörümüz açısından önemli bir rekabet gücü oluşturuyor. Kütük ticaretindeki gelişmeleri ise sektörün uluslararası hammadde ve yarı mamul piyasalarına erişim kabiliyetinin doğal bir parçası olarak değerlendiriyoruz.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde hammadde tercihlerinde tek yönlü ve kalıcı bir değişimden ziyade, üretim kabiliyetlerinin etkin kullanıldığı, maliyet ve tedarik koşullarının sürekli optimize edildiği esnek bir yapının devam edeceğini düşünüyoruz. Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı ve küresel hammadde tedarik ağı sayesinde sektörümüz hem ihtiyaç duyduğu hammaddelere erişme hem de bu hammaddeleri yüksek katma değerli nihai ürünlere dönüştürme konusunda önemli bir kabiliyete sahip.

Hurda-kütük makası üretici marjları üzerinde etkili olmaya devam edecektir ancak Türkiye açısından esas avantaj, herhangi bir tek hammaddeye bağlı olmaktan ziyade hammaddeye erişim gücü, çelikhane kapasitesi, üretim esnekliği, lojistik altyapı ve yıllara dayanan üretim tecrübesinin birlikte oluşturduğu rekabet gücüdür.

Türkiye'nin inşaat çeliği ihracatındaki mevcut konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk üreticilerin uluslararası pazarlardaki rekabet gücü son bir yılda nasıl değişti?

Türkiye, güçlü üretim altyapısı, uzun yıllara dayanan ihracat tecrübesi, gelişmiş liman ve lojistik imkânları ve geniş bir coğrafyaya erişim kabiliyeti sayesinde dünya inşaat çeliği ticaretindeki önemli tedarikçilerden biri olmayı sürdürüyor. 2026 yılının ilk yedi ayında Türkiye'nin inşaat demiri ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık %12 artarak 2,63 milyon tona ulaştı. Bu performans, oldukça zorlaşan küresel rekabet koşullarına rağmen sektörümüzün ihracat kabiliyetini koruduğunu gösteriyor.

Bununla birlikte son bir yıldaki gelişmeleri Türk üreticilerin fiyat rekabetçiliğinin genel olarak güçlendiği şeklinde değerlendirmek doğru olmaz. Enerji, finansman, işçilik ve hammadde maliyetleri üreticilerimiz üzerinde baskı oluşturmaya devam ederken, küresel kapasite fazlası ve özellikle düşük maliyetli üreticilerin uluslararası pazarlarda oluşturduğu fiyat baskısı rekabet koşullarını daha da zorlaştırıyor. Buna ülkelerin kendi üreticilerini korumaya yönelik ticaret politikaları da eklendiğinde ihracatçılarımız açısından daha seçici ve dinamik bir pazar yapısı ortaya çıkıyor.

Nitekim ihracatın coğrafi dağılımında son bir yılda önemli değişiklikler yaşandı. Yemen, 2026 yılının ilk yedi ayında yaklaşık 492 bin tonla en büyük inşaat demiri ihracat pazarımız olmaya devam ederken, Filistin'e ihracat 100 bin tondan 223 bin tona, Peru'ya ise 32 bin tondan yaklaşık 150 bin tona yükseldi. Mısır'a gerçekleştirilen ihracat da 2,5 bin ton seviyesinden yaklaşık 117 bin tona çıkarak dikkat çekici bir büyüme gösterdi. Buna karşılık Romanya'ya ihracat 224 bin tondan 129 bin tona gerilerken; Arnavutluk, İngiltere, Suriye ve Kosova gibi bazı geleneksel pazarlarda da düşüşler yaşandı.

Dolayısıyla bugün Türk çelik sektörünün en önemli güçlerinden birinin pazar değiştirme ve kaybedilen tonajı farklı coğrafyalarda telafi edebilme kabiliyeti olduğunu düşünüyoruz. Avrupa ve yakın coğrafyamızdaki bazı pazarlarda yaşanan daralmaya rağmen toplam ihracatın yaklaşık %12 artırılabilmiş olması bunun önemli bir göstergesi. Özellikle Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika pazarlarının ihracatımız içerisindeki önemi giderek artıyor.

Diğer taraftan uluslararası rekabette hammadde maliyetinin önemi de son derece yükselmiş durumda. İhracata yönelik üretimde DİR kapsamında ithal kütük kullanımındaki güçlü artış, üreticilerimizin rekabetçi ihracat fiyatına ulaşabilmek için hammadde ve üretim rotalarını maliyet koşullarına göre optimize etmek zorunda kaldığını gösteriyor. Hurda iç piyasaya yönelik üretimde temel hammadde olma özelliğini korurken, ihracat tarafında maliyet avantajı sağlayan hammadde kaynaklarına erişim çok daha kritik hale geliyor.

Bu nedenle son bir yılı, Türk üreticilerin rekabet gücünün mutlak anlamda arttığı bir dönemden ziyade, zorlaşan uluslararası rekabet koşullarına hızlı adapte olduğu ve ihracat pazarlarını çeşitlendirerek konumunu koruduğu bir dönem olarak değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de rekabetçi hammadde ve enerji maliyetleri, üretim verimliliği, DİR mekanizmasının etkin kullanılması ve alternatif ihracat pazarlarının geliştirilmesi Türkiye'nin inşaat çeliği ihracatındaki konumunun korunması açısından belirleyici olacaktır.

Küresel çelik sektöründeki kapasite fazlası ve özellikle Asya kaynaklı ihracat baskısı inşaat çeliği ticaretini nasıl etkiliyor? Bu durum Türkiye açısından yeni riskler veya alternatif pazar fırsatları yaratıyor mu?

Küresel çelik sektöründeki kapasite fazlası bugün sektörümüzün karşı karşıya olduğu en önemli yapısal sorunlardan biri. OECD verilerine göre küresel çelik üretim kapasitesi 2025 yılında yaklaşık 2,45 milyar tona, kapasite fazlası ise 640 milyon tona ulaşmış durumda. Daha önemlisi, mevcut ve planlanan yatırımlarla kapasite fazlasının 2028 yılında 745 milyon tona kadar yükselmesi bekleniyor. Buna karşılık küresel çelik talebindeki büyümenin oldukça sınırlı kalacağı öngörülüyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde üretim kapasitesi ile tüketim arasındaki dengesizliğin daha da büyümesi söz konusu.

Bu dengesizliğin uluslararası ticarete en önemli yansımasını Asya kaynaklı ihracat baskısında görüyoruz. Özellikle Çin'de iç talebin zayıflamasıyla birlikte üreticiler kapasitelerini koruyabilmek için ihracata daha fazla yöneliyor. Çin'in çelik ihracatı 2025 yılında 131 milyon tonla tarihi rekor seviyeye ulaştı ve 2020 yılına göre yaklaşık %153 arttı. Dünya çelik ticaretinin 2025 yılında daraldığı bir ortamda Çin ihracatının yaklaşık %14 büyümesi, uluslararası piyasalardaki fiyat baskısının boyutunu açık şekilde ortaya koyuyor.

Üstelik mesele yalnızca Çin ile sınırlı değil. Hindistan ve Güneydoğu Asya'da da önemli yeni kapasite yatırımları devreye giriyor. Bu nedenle Asya kaynaklı arzın önümüzdeki yıllarda uluslararası piyasalardaki ağırlığını korumasını bekliyoruz. Özellikle standart ve fiyat rekabetinin yüksek olduğu uzun mamullerde bu durum, satış fiyatlarını ve üretici marjlarını aşağı yönlü baskılıyor.

Türkiye açısından baktığımızda bunun iki yönlü etkisi bulunuyor. Birincisi doğrudan rekabet baskısı. Türk üreticileri yalnızca kendi geleneksel ihracat pazarlarında değil, üçüncü ülke pazarlarında da Asyalı üreticilerle daha yoğun fiyat rekabetine giriyor. Türkiye'nin enerji, finansman ve hammadde maliyetleri dikkate alındığında bu rekabet özellikle inşaat çeliğinde marjlarımızı ciddi şekilde sınırlandırabiliyor.

İkinci önemli risk ise ticaret sapması. ABD, Avrupa ve diğer büyük ekonomiler Asya kaynaklı çeliğe karşı koruma önlemlerini artırdıkça, bu pazarlara giremeyen tonajların Türkiye'nin geleneksel ihracat yaptığı Orta Doğu, Kuzey Afrika, Latin Amerika ve diğer açık pazarlara yönelme riski bulunuyor. Dolayısıyla korumacılık yalnızca ilgili ülkeye yapılan ihracatı değil, üçüncü pazarlardaki rekabet koşullarını da etkiliyor.

Ancak bu dönüşüm Türkiye açısından bazı fırsatlar da yaratıyor. Küresel ticaret akışlarının değişmesi, Türk üreticileri geleneksel pazarların dışına çıkarak yeni coğrafyalara yönelmeye teşvik ediyor. Nitekim 2026 yılının ilk yedi ayında Türkiye'nin inşaat demiri ihracatının yaklaşık %12 artarak 2,63 milyon tona ulaşması ve özellikle Peru, Filistin, Mısır gibi pazarlarda güçlü artışların gerçekleşmesi, sektörümüzün yeni ticaret akışlarına hızlı adapte olabildiğini gösteriyor. Latin Amerika, Afrika ve Orta Doğu bu açıdan önümüzdeki dönemde önemini artırabilecek bölgeler olarak öne çıkıyor.

Türkiye'nin bir diğer avantajı ise coğrafi konumu ve üretim esnekliği. Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz havzasındaki pazarlara Asya'ya kıyasla daha kısa teslim süreleriyle ulaşabilmemiz; kalite, ürün çeşitliliği, küçük ve orta ölçekli siparişlere cevap verebilme ve hızlı sevkiyat kabiliyetimiz fiyat dışındaki rekabet unsurlarımızı güçlendiriyor.

Sonuç olarak küresel kapasite fazlasını ve Asya kaynaklı ihracat baskısını Türkiye açısından hem önemli bir risk hem de pazar çeşitlendirmesini zorunlu kılan bir dönüşüm süreci olarak değerlendiriyoruz. Fiyat üzerinden rekabetin giderek zorlaştığı bir ortamda Türk çelik sektörünün sürdürülebilir rekabet gücü; uygun maliyetli hammaddeye erişim, enerji ve üretim verimliliği, güçlü lojistik altyapı, katma değerli ürünler ve alternatif ihracat pazarlarının geliştirilmesine daha fazla bağlı olacak.

AB'nin Temmuz 2026 itibarıyla uygulamaya aldığı yeni çelik ithalat rejiminde kotaların önemli ölçüde azaltılması ve kota dışı verginin %50'ye yükseltilmesi Türkiye'nin AB'ye inşaat çeliği ihracatını nasıl etkileyebilir? AB pazarının Türk üreticiler açısından öneminde bir değişiklik bekliyor musunuz?

AB'nin 1 Temmuz 2026 itibarıyla uygulamaya aldığı yeni çelik ithalat rejimi, Türk çelik sektörü açısından önümüzdeki dönemin en önemli ticaret politikası gelişmelerinden biri. Yeni düzenleme kapsamında AB'nin gümrüksüz çelik ithalat kotası yıllık 18,3 milyon tona indirildi; bu, 2024 kota seviyelerine kıyasla yaklaşık %47'lik bir daralma anlamına geliyor. Kota dışında kalan ithalata uygulanan verginin de %25'ten %50'ye yükseltilmesi, kota dışı satışları ekonomik olarak çok daha zor hale getiriyor.

Türkiye açısından temel sorun, %50'lik kota dışı verginin inşaat demiri gibi fiyat rekabetinin yüksek ve marjların görece sınırlı olduğu bir üründe ticari olarak kolaylıkla absorbe edilemeyecek büyüklükte olmasıdır. Bu nedenle kota dolduktan sonra AB pazarına düzenli şekilde ihracat yapılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını bekliyoruz. Üreticiler açısından AB'ye satış artık yalnızca fiyat oluşturma konusu değil; kota kullanılabilirliği, teslimat zamanı, lojistik maliyeti ve müşterilerle uzun vadeli ilişkilerin birlikte yönetilmesini gerektiren daha stratejik bir konu haline geliyor.

AB pazarı buna rağmen Türk üreticiler açısından önemini kaybetmeyecektir. Avrupa, Türkiye'ye coğrafi yakınlığı, gelişmiş tüketim pazarı, kısa teslim süreleri ve uzun yıllardır devam eden ticari ilişkiler nedeniyle stratejik önemini koruyor. Ancak yeni rejimle birlikte AB'nin Türk inşaat çeliği ihracatındaki rolünün yüksek hacimli büyüme pazarı olmaktan ziyade, sınırlı kota içerisinde seçici ve yüksek değerli satışların yapılacağı bir pazar haline gelmesini bekliyoruz.

Burada bir diğer önemli gelişme de yeni sistemde getirilen “melt and pour”, yani çeliğin eritildiği ve döküldüğü ülkenin belgelenmesi uygulaması. Bu düzenleme özellikle üçüncü ülke menşeli yarı mamul kullanılarak AB'ye gerçekleştirilecek ihracatlarda izlenebilirliği artıracak. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yalnızca nihai ürünün menşei değil, kullanılan hammaddenin ve üretim zincirinin kaynağı da AB pazarına erişimde daha önemli hale gelecek.

Bu gelişmeler Türkiye'yi AB dışındaki pazarlara daha fazla yönelmeye de teşvik edecektir. Nitekim 2026 yılında ihracatımızda Orta Doğu, Latin Amerika ve Afrika gibi bölgelerin ağırlığının arttığını görüyoruz. AB'deki kota daralması devam ettikçe Türk üreticilerin Yemen, Filistin, Latin Amerika, Kuzey Afrika ve diğer alternatif pazarlardaki varlığını güçlendirme ihtiyacı daha da artacaktır.

Dolayısıyla AB pazarının öneminin ortadan kalkmasını değil, niteliğinin değişmesini bekliyoruz. Avrupa Türk üreticiler açısından stratejik bir pazar olmaya devam edecek ancak yeni kota sistemi ve %50'lik kota dışı vergi nedeniyle miktar açısından daha sınırlı, kota yönetiminin ve müşteri seçiminin çok daha önemli olduğu bir yapıya dönüşecek. Bu nedenle sektörümüz açısından önümüzdeki dönemde hem AB'de mevcut pazar payını mümkün olduğunca korumak hem de ihracat coğrafyasını çeşitlendirerek AB'ye olan bağımlılığı azaltmak temel önceliklerden biri olacaktır.

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile birlikte karbon maliyetleri ihracat kararlarında daha belirleyici hale geldi. SKDM'nin Türkiye'deki inşaat çeliği üreticilerinin AB'deki rekabet gücü ve yatırım kararları üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

SKDM'nin 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülüklerin de devreye girdiği kesin döneme geçmesiyle birlikte karbon artık yalnızca çevresel bir performans göstergesi değil, doğrudan üretim maliyetini ve ihracat rekabetçiliğini etkileyen ekonomik bir unsur haline geldi. AB'ye ihracatta ürünün gömülü karbon emisyonu, satış fiyatının ve dolayısıyla üreticinin rekabet gücünün bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Türkiye açısından konuya baktığımızda çelik sektörümüzün üretim yapısının önemli bir avantaj sağlayabileceğini düşünüyoruz. Türkiye'de ham çelik üretiminin büyük bölümünün hurda bazlı elektrik ark ocaklarında gerçekleştirilmesi, yüksek fırın-konvertör rotasına kıyasla daha düşük doğrudan karbon emisyonuyla üretim yapılmasına imkân sağlıyor. AB düzenlemelerinin de hurda bazlı EAO, DRI/EAO ve yüksek fırın-konvertör üretim rotalarını karbon hesaplamasında ayrı ayrı dikkate alması, bu farkın artık ticari açıdan da daha görünür hale geldiğini gösteriyor.

Bununla birlikte düşük karbonlu üretim yapmak tek başına yeterli değil. SKDM ile birlikte ölçülebilirlik, izlenebilirlik ve doğrulanabilirlik en az emisyon seviyesinin kendisi kadar önemli hale geliyor. Gerçek emisyon değerlerinin kullanılabilmesi için üreticilerin doğrulanmış emisyon verilerini sağlayabilmesi gerekiyor. Aksi durumda Avrupa Komisyonu tarafından belirlenen varsayılan değerlerin kullanılması söz konusu ve bu değerler 2026 yılında demir-çelik ürünleri için %10 ilave marjla uygulanıyor. Bu nedenle karbon ayak izini tesis ve ürün bazında doğru hesaplayabilen ve bağımsız olarak doğrulatabilen üreticiler önemli bir avantaj elde edecek.

Bu nedenle SKDM'nin yatırım kararlarımızı da giderek daha fazla etkileyeceğini düşünüyoruz. Enerji verimliliğinin artırılması, elektrik tüketiminin optimize edilmesi, yenilenebilir enerji kullanımının geliştirilmesi, hurda kalitesinin ve metalik şarj optimizasyonunun iyileştirilmesi, proses verimliliğinin artırılması ve emisyonların dijital olarak izlenmesi artık yalnızca sürdürülebilirlik yatırımları olarak değil, ihracat rekabetçiliğini koruyan yatırımlar olarak değerlendirilmeli. Özellikle Türkiye gibi EAO ağırlıklı üretim yapan bir ülke açısından bu dönüşümün doğru yönetilmesi halinde SKDM'yi yalnızca bir maliyet veya ticaret engeli olarak görmemek gerekiyor. Daha yüksek karbon yoğunluğuna sahip üretim rotalarıyla çalışan ülkelerle karşılaştırıldığında Türk üreticilerin sahip olduğu daha düşük emisyonlu üretim altyapısı, AB pazarında önemli bir rekabet avantajına dönüşebilir. Ancak bunun için düşük emisyonlu üretimin belgelenmesi, gerçek emisyon değerlerinin güvenilir şekilde ortaya konması ve karbon yoğunluğunu daha da azaltacak yatırımların sürdürülmesi gerekiyor.

Önümüzdeki dönemde çelik sektöründe rekabetin yalnızca dolar/ton üzerinden değil, aynı zamanda ton başına karbon emisyonu üzerinden de şekilleneceğini düşünüyoruz. Bu nedenle SKDM'nin Türk çelik sektörünün yatırım gündeminde enerji verimliliğini, yenilenebilir enerji kullanımını, düşük karbonlu üretim teknolojilerini ve emisyon izleme altyapısını daha üst sıralara taşımasını bekliyoruz. Türkiye bu dönüşümü doğru ve hızlı yönetebilirse, SKDM orta ve uzun vadede sektörümüz açısından yalnızca bir yük değil, Avrupa pazarında rekabet gücümüzü destekleyen bir fırsata da dönüşebilir.

Önümüzdeki döneme ilişkin beklentileriniz neler?

Önümüzdeki dönemin çelik sektörü açısından hem fırsatların hem de önemli risklerin birlikte yönetilmesi gereken bir dönem olacağını düşünüyoruz. Küresel ölçekte çelik talebinde güçlü bir büyümeden ziyade daha sınırlı bir toparlanma beklentisi bulunuyor. Dünya Çelik Birliği, küresel çelik talebinin 2026 yılında yalnızca %0,3 artmasını, 2027 yılında ise büyümenin %2,2'ye yükselmesini öngörüyor. Buna karşılık küresel kapasite fazlasının 2025 yılındaki yaklaşık 640 milyon ton seviyesinden 2028 yılında 745 milyon tona ulaşması bekleniyor. Dolayısıyla önümüzdeki birkaç yıl boyunca arz-talep dengesizliği ve bunun fiyatlar ile üretici marjları üzerindeki baskısı sektörün temel gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek.

Türkiye açısından baktığımızda ise iç piyasanın görece daha olumlu bir görünüm sergilemesini bekliyoruz. Deprem bölgesindeki yeniden yapılanma faaliyetleri, kentsel dönüşüm, altyapı yatırımları ve devam eden büyük ölçekli projeler inşaat çeliği talebini desteklemeye devam edecektir. Finansman koşullarındaki olası iyileşmenin özel sektör yatırımlarını ve konut sektörünü desteklemesi de iç talep açısından ilave bir potansiyel oluşturabilir.

İhracat tarafında ise daha zor ve daha seçici bir dönem bizi bekliyor. Küresel kapasite fazlası, özellikle Asya kaynaklı düşük fiyatlı ihracat, artan korumacılık ve ticaret önlemleri geleneksel ihracat pazarlarımızdaki rekabeti artırıyor. AB'de kotaların önemli ölçüde daraltılması ve kota dışı verginin %50'ye yükselmesi de Avrupa'ya yönelik ihracatımızın hareket alanını sınırlandıracaktır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde pazar çeşitlendirmesinin daha da önemli hale geleceğini düşünüyoruz. 2026 yılında özellikle Latin Amerika, Orta Doğu ve Afrika pazarlarında elde edilen sonuçlar, Türk üreticilerinin değişen ticaret akışlarına uyum sağlayabildiğini ve alternatif pazarlarda büyüme potansiyeli bulunduğunu gösteriyor.

Hammadde tarafında da esnekliğin öneminin artacağını düşünüyoruz. İç piyasaya yönelik üretimde hurda temel hammadde olma özelliğini korurken, ihracatta rekabetçi maliyet seviyesine ulaşabilmek için DİR kapsamında ithal kütük kullanımının ağırlığı artmış durumda. Önümüzdeki dönemde hurda-kütük fiyat makası, enerji maliyetleri ve nihai ürün fiyatları arasındaki denge, üreticilerin hem üretim rotalarını hem de ihracat kararlarını belirleyen temel unsurlardan biri olmaya devam edecektir.

Bir diğer önemli dönüşüm alanı ise karbon. SKDM ile birlikte Avrupa pazarında rekabet artık yalnızca ürün fiyatı ve kalite üzerinden değil, ürünün karbon yoğunluğu üzerinden de şekillenmeye başladı. Türkiye'nin hurda bazlı elektrik ark ocaklı üretim yapısı bu açıdan önemli bir potansiyel avantaj sağlıyor. Önümüzdeki dönemde enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, karbon emisyonlarının azaltılması ve doğrulanabilir şekilde ölçülmesi sektörümüzün yatırım kararlarında çok daha belirleyici olacaktır.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemi, çelik sektöründe yalnızca daha fazla üretmenin değil, daha verimli, daha düşük maliyetli, daha düşük karbonlu ve daha geniş bir pazar çeşitliliğiyle üretmenin önem kazanacağı bir dönem olarak görüyoruz. Türk çelik sektörünün güçlü üretim altyapısı, ihracat tecrübesi, lojistik avantajları ve değişen pazar koşullarına hızlı uyum sağlayabilme kabiliyeti önemli avantajlarımız olmaya devam ediyor.

Biz de bu dönemde maliyet ve operasyonel verimliliğimizi artırmaya, sürdürülebilirlik ve düşük karbonlu üretim yatırımlarımıza, ürün ve pazar çeşitliliğimizi geliştirmeye ve mevcut ihracat pazarlarımızdaki konumumuzu korurken yeni pazarlarda daha güçlü bir varlık oluşturmaya odaklanacağız. Küresel çelik sektöründe koşulların kolaylaşmasını beklemek yerine, değişen koşullara en hızlı uyum sağlayan ve rekabet gücünü sürekli geliştiren üreticilerin öne çıkacağına inanıyoruz.

DemetKazdal
Demet Kazdal
Editör

Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Demir çelik sektöründe 15 yıldır profesyonel içerik üreticiliği ve editörlük yapmaktayım. SteelOrbis bünyesinde İçerik Departmanı Müdürü olarak görev almaktayım. Başta Türkiye piyasası olmak üzere küresel pazar dinamiklerini yakından takip ederek sektörel haber ve raporlar hazırlıyorum.

Pazaryeri Teklifleri

Nervürlü İnşaat Demiri

Çap 8 - 32 mm
 
Tedarikçi N DEMİR ÇELİK ANONİM ŞİRKETİ
Teklifi Gör

Nervürlü İnşaat Demiri

Çap 8 - 32 mm
 
Tedarikçi DEHA METALURJİ METAL SANAYİ VE DIŞ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ
Teklifi Gör

Nervürlü İnşaat Demiri

Çap 8 - 32 mm
 
Tedarikçi ALİ CANGUL İNŞAAT A.Ş.
Teklifi Gör

Benzer Haber ve Analizler

Çin'de başlıca vadeli çelik ve hammadde fiyatları - 22 Eylül 2026

Hindistan'da yerel inşaat demiri fiyatlarındaki artış yavaşladı, fiyatlar dört buçuk yılın zirvesine ulaştı

Türk üreticiler inşaat demiri fiyatlarını aynı tuttu, spot fiyatlar yeni haftaya hafif artışla başladı

Emsteel yaz sonrası toparlanmanın kademeli seyretmesiyle inşaat demiri fiyatlarını üçüncü ayda da değiştirmedi

Çin'de yerel uzun mamul fiyatları talebin tatil dönemi öncesinde iyileşmesiyle bir miktar yükseldi

Çin'de başlıca vadeli çelik ve hammadde fiyatları - 21 Eylül 2026

ABD, Bulgaristan, Mısır ve Vietnam çıkışlı inşaat demirine antidamping vergisi getirdi

Türkiye'de spot inşaat demiri fiyatları kur dalgalanmaları sebebiyle yukarı yönlü

Romanya uzun mamul piyasası durgun kalırken, Beltrame ithal fiyatlardaki yükselişi avantaja çeviriyor

Bulgaristan uzun mamul piyasası iyileşen talep ve sınırlı kütük arzıyla güçlendi





iLab Ventures
Kariyer.net  -  Sigortam.net  -  Arabam.com  -  Cimri  -  Emlakjet  -  Endeksa  -  HangiKredi  -  Chemorbis