İÇDAŞ İhracat Sorumlusu Berke Şenerler ile inşaat çeliği piyasasındaki mevcut görünümü, ihracat pazarlarında değişen rekabet koşullarını ve düşük karbonlu üretimin artan önemini konuştuk.
Türkiye inşaat çeliği sektörü 2026 yılında oldukça hareketli bir dönemden geçiyor. İç pazarda yüksek finansman maliyetleri talebi sınırlarken, deprem bölgesindeki yeniden yapılanma, kentsel dönüşüm ve altyapı yatırımları sektörü desteklemeye devam ediyor. İhracat tarafında ise küresel kapasite fazlası, düşük fiyatlı Asya menşeli ürünler, Avrupa Birliği'nin yeni çelik ithalat rejimi ve SKDM gibi başlıklar rekabet koşullarını yeniden şekillendiriyor.
2026 yılında Türkiye inşaat çeliği piyasasında talep ve fiyatların seyrini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yılın geri kalanında nasıl bir piyasa bekliyorsunuz?
2026 yılı şimdiye kadar oldukça dalgalı geçti. İç piyasada talep tamamen ortadan kalkmış değil ancak özellikle yüksek faiz ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar özel sektör yatırımlarını yavaşlatıyor. Buna karşılık deprem bölgesindeki çalışmalar, kentsel dönüşüm ve devam eden altyapı projeleri talebi belirli ölçüde destekliyor.
Fiyat tarafında da tek bir değişkenden söz etmek mümkün değil. Hurda ve kütük fiyatları, enerji maliyetleri, navlun, döviz kuru ve dış piyasalardaki gelişmeler fiyatların yönünü birlikte belirliyor.
Yılın geri kalanında da benzer şekilde dalgalı bir piyasa bekliyoruz. Talepte dönemsel hareketlenmeler olabilir ancak genel görünümün büyük ölçüde finansman koşullarına bağlı olacağını düşünüyoruz.
İÇDAŞ olarak bizim açımızdan önemli olan kısa vadeli fiyat hareketlerinden çok, müşterilerimize istikrarlı şekilde kaliteli ürün ve güvenilir tedarik sunabilmek.
Yüksek faiz, finansmana erişim ve genel ekonomik koşulların Türkiye'de inşaat sektörüne ve dolayısıyla inşaat çeliği talebine etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Deprem bölgesindeki yeniden yapılanma ve kentsel dönüşüm projeleri talebe ne ölçüde destek sağlıyor?
Yüksek faiz doğal olarak inşaat sektörünü etkiliyor. Yeni projelerin başlaması daha zor hale geliyor, mevcut projelerde de finansman maliyeti önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Konut tarafında da tüketicinin finansmana erişimi zorlaştığı için talep üzerinde baskı oluşuyor.
Bununla birlikte Türkiye'nin çok ciddi bir yapı yenileme ihtiyacı var. Deprem bölgesinde önemli bir yeniden yapılanma süreci devam ediyor. Kentsel dönüşüm ise daha uzun vadeli değerlendirilmesi gereken bir konu.
Özellikle büyük şehirlerde riskli yapı stokunun yenilenmesi gerekiyor. Bu nedenle kentsel dönüşümün önümüzdeki yıllarda inşaat çeliği talebinin önemli kaynaklarından biri olmaya devam edeceğini düşünüyoruz.
Burada sadece miktarı değil, kullanılan malzemenin kalitesini de konuşmak gerekiyor. Deprem güvenliği söz konusu olduğunda standartlara uygun ve güvenilir ürün kullanımı çok daha kritik hale geliyor.
Hurda ve kütük fiyatları arasındaki dengeyi ve mevcut üretim maliyetlerini dikkate aldığınızda önümüzdeki dönemde hammadde tercihlerinizde bir değişiklik öngörüyor musunuz? Hurda-kütük makası üreticilerin marjlarını nasıl etkiliyor?
Türkiye'de elektrik ark ocaklı üretim yaygın olduğu için hurda fiyatları sektörümüz açısından her zaman çok önemli.
Ancak hurda ile kütük arasındaki fiyat farkına bakıp doğrudan üretici marjı hakkında yorum yapmak doğru değil. Hurdanın çeliğe dönüşmesi sırasında enerji, elektrot, ferroalyaj, işçilik, verim kaybı, finansman ve lojistik gibi çok sayıda maliyet oluşuyor. Bu nedenle üretici açısından esas bakılması gereken konu toplam dönüşüm maliyeti.
Hammadde tercihinde de yalnızca fiyat belirleyici değil. Kalite, verim, tedarik sürekliliği, karbon ayak izi birlikte değerlendiriliyor.
İÇDAŞ'ın hurda bazlı elektrik ark ocağı üretim modeli bu anlamda önemli bir avantaj sağlıyor. Özellikle düşük karbonlu üretimin önem kazandığı bir dönemde bu yapının değerinin daha da artacağını düşünüyoruz.
Türkiye'nin inşaat çeliği ihracatındaki mevcut konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk üreticilerin uluslararası pazarlardaki rekabet gücü son bir yılda nasıl değişti?
Türkiye uzun yıllardır inşaat çeliğinde güçlü bir ihracatçı. Üretim tecrübemiz, farklı standartlara uygun ürün yapabilme kabiliyetimiz ve coğrafi konumumuz önemli avantajlar sağlıyor. Özellikle Avrupa, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Karadeniz havzasına yakınlığımız teslimat süreleri açısından ciddi bir avantaj.
Ancak son bir yılda rekabet koşullarının zorlaştığını da kabul etmek gerekiyor. Dünyada ciddi bir kapasite fazlası var. Özellikle düşük fiyatlı ürünlerin farklı pazarlara yönelmesi fiyat rekabetini artırıyor. Bunun yanında enerji, finansman ve hammadde maliyetleri de Türk üreticileri zorluyor.
Buna rağmen Türk çelik sektörünün önemli güçlü tarafları var. Kalite, esnek üretim, hızlı teslimat ve müşterinin ihtiyacına kısa sürede cevap verebilme bunların başında geliyor.
Biz de İÇDAŞ olarak uzun yıllardır farklı coğrafyalarda müşterilerimizle çalışıyoruz. Bugün birçok müşteri için yalnızca en düşük fiyat değil, ürünün zamanında gelmesi ve tedarikçinin güvenilir olması da en az fiyat kadar önemli.
Kuzey Afrika, Körfez ülkeleri ve diğer geleneksel ihracat pazarlarında rekabet nasıl şekilleniyor? Özellikle düşük fiyatlı tedarikçilerin artan varlığı Türk üreticileri ne ölçüde etkiliyor?
Bu pazarlarda rekabet her geçen gün artıyor. Bir tarafta yerel üreticilerin kapasitesi büyüyor, diğer tarafta Asya'dan ve farklı bölgelerden düşük fiyatlı ürünler geliyor. Bu durum doğal olarak fiyatlar üzerinde baskı yaratıyor.
İran ile İsrail arasında yaşanan gerilim bölgede belirsizliğe ve navlun fiyatlarında ciddi bir artışa sebep oldu.
Önceden büyük ihracat pazarlarımız arasında yer alan Kuzey Afrika ve Körfez ülkeleri şu an ihracat pazarlarında rekabet ettiğimiz üretici ülkeler konumuna geldiler. Düşük enerji ve işçilik maliyetleri ile üretim yapılan bu ülkelerle rekabet oldukça zor görünüyor ancak Türk üreticiler olarak ihracat tecrübemiz ile rekabette yer alıyoruz.
Küresel çelik sektöründeki kapasite fazlası ve özellikle Asya kaynaklı ihracat baskısı inşaat çeliği ticaretini nasıl etkiliyor? Bu durum Türkiye açısından yeni riskler veya alternatif pazar fırsatları yaratıyor mu?
Küresel kapasite fazlası bugün çelik sektörünün temel sorunlarından biri. Bir ülkede iç talep yeterli olmadığında fazla üretim doğal olarak ihracata yöneliyor. Büyük hacimlerin düşük fiyatlarla uluslararası pazara çıkması da genel fiyat seviyesini aşağı çekiyor.
Türkiye açısından bunun iki etkisi var. Birincisi, düşük fiyatlı ithalatın iç pazarda yarattığı rekabet. İkincisi ise bizim ihracat yaptığımız pazarlarda aynı ürünlerle karşılaşmamız. Dolayısıyla baskıyı hem içeride hem dışarıda hissediyoruz.
Bununla birlikte bu dönüşüm yeni fırsatlar da yaratıyor. Afrika, Orta Doğu ve Güney Amerika gibi bölgelerde altyapı, konut ve şehirleşme yatırımları devam ediyor.
Bu nedenle pazar çeşitlendirmesi önümüzdeki dönemde daha da önemli olacak. Geleneksel pazarlarımızı korurken yeni pazarlara daha fazla odaklanmamız gerektiğini düşünüyoruz.
AB'nin Temmuz 2026 itibarıyla uygulamaya aldığı yeni çelik ithalat rejiminde kotaların önemli ölçüde azaltılması ve kota dışı verginin %50'ye yükseltilmesi Türkiye'nin AB'ye inşaat çeliği ihracatını nasıl etkileyebilir? AB pazarının Türk üreticiler açısından öneminde bir değişiklik bekliyor musunuz?
AB'nin aldığı yeni karar ihracat açısından önemli bir değişiklik. Kotaların azaltılması ve kota dışına çıkan ürünlerde verginin yüzde 50 seviyesine yükseltilmesi, ihracatçıların AB pazarındaki hareket alanını doğal olarak daraltıyor.
Bundan sonra kota kullanımı, sevkiyat zamanı ve ürün planlaması çok daha önemli hale gelecek. Kota dışında kalan bir satışın maliyeti ciddi şekilde artacağı için ticari kararların daha dikkatli verilmesi gerekecek.
Ancak AB'nin Türkiye için önemini kaybedeceğini düşünmüyoruz. Avrupa hem coğrafi olarak bize yakın hem de uzun yıllardır güçlü ticari ilişkilerimizin olduğu bir pazar. Fakat bundan sonra Avrupa'ya ihracatta daha seçici ve daha planlı hareket etmek gerekecek.
Ayrıca artık sadece fiyat konuşulmuyor. Ürünün nerede üretildiği, karbon yoğunluğu ve izlenebilirliği de giderek daha fazla önem kazanıyor.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile birlikte karbon maliyetleri ihracat kararlarında daha belirleyici hale geldi. SKDM'nin Türkiye'deki inşaat çeliği üreticilerinin AB'deki rekabet gücü ve yatırım kararları üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
SKDM ile birlikte karbon konusu artık doğrudan ticaretin bir parçası haline geldi. Geçmişte karbon daha çok sürdürülebilirlik ve çevre başlığı altında değerlendiriliyordu. Bugün ise ürünün maliyetini ve bir pazardaki rekabet gücünü doğrudan etkileyen bir unsur.
Bu açıdan Türkiye'nin elektrik ark ocaklı ve hurda bazlı üretim yapısının önemli bir avantaj sağlayabileceğini düşünüyoruz. İÇDAŞ'ın üretim modeli de hurda bazlı elektrik ark ocağı teknolojisine dayanıyor. Bu yapı, geleneksel yüksek fırın üretimine kıyasla daha düşük karbon yoğunluğu açısından önemli bir avantaj sağlıyor.
Tabii yalnızca üretim teknolojisi yeterli değil. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, emisyonların doğru ölçülmesi ve doğrulanması, ürün bazında izlenebilirlik bundan sonra çok daha önemli olacak.
Dolayısıyla karbon azaltımına yönelik yatırımları artık sadece çevresel yatırım olarak görmemek gerekiyor. Bunlar doğrudan ticareti ve pazara erişimi etkileyen yatırımlar haline geliyor.
Türkiye'nin bu dönüşümü doğru yönetmesi halinde özellikle Avrupa'ya düşük karbonlu çelik tedarikinde önemli bir konuma gelebileceğine inanıyoruz.
Önümüzdeki döneme ilişkin beklentileriniz neler?
Önümüzdeki dönemde sektörün kolay bir süreçten geçeceğini düşünmüyoruz. Rekabet yüksek olmaya devam edecek ve ticarette korumacılık daha fazla gündemimize girecek.
İç pazarda kentsel dönüşüm, deprem bölgesindeki çalışmalar ve altyapı yatırımları talebi desteklemeye devam edecektir. Burada finansman koşullarının nasıl gelişeceği çok önemli olacak.
İhracat tarafında ise tek bir pazara bağımlı kalmadan daha geniş bir coğrafyada hareket etmek gerekiyor. Pazar çeşitlendirmesi bundan sonra daha fazla önem kazanacak.
Bunun yanında sürdürülebilirlik ve düşük karbonlu üretim artık sektörün ana gündemlerinden biri. Önümüzdeki yıllarda bir üreticinin rekabet gücünü yalnızca fiyat ve kapasiteyle değerlendiremeyeceğiz. Kalite, karbon performansı, teslimat güvenilirliği ve tedarik sürekliliği de aynı derecede önemli olacak.
İÇDAŞ olarak güçlü üretim altyapımız, uluslararası pazarlardaki tecrübemiz ve müşterilerimizle kurduğumuz uzun vadeli ilişkilerle bu değişime uyum sağlamaya devam ediyoruz. Türkiye çelik sektörünün sahip olduğu üretim tecrübesi ve ihracat kabiliyetiyle önümüzdeki dönemde güçlü konumunu sürdüreceğine inanıyoruz.
