SteelOrbis 2026 Bahar Konferansı ve 94. IREPAS toplantısı katılımcılarından İngiltere merkezli karbon muhasebesi platformu CarbonChain Karbon Uzmanı Jack Laing, AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (SKDM) ilişkin bir sunum yaptı.
Laing, 1 Ocak 2026 itibarıyla nihai uygulama aşamasına geçen SKDM’nin, ithalatçılar için artık yalnızca raporlama değil, doğrudan finansal yükümlülük yaratan bir mekanizma haline geldiğini belirtti. 2026 yılı itibarıyla SKDM maliyetlerinin oluşmaya başladığını ve bu maliyetlerin dikkate alınmaması durumunda yükün değer zincirindeki diğer aktörlere kayacağını ifade etti.
Varsayılan değerler maliyetleri katlıyor
Laing en kritik unsurun varsayılan emisyon değerleri ile doğrulanmış gerçek emisyon verileri arasındaki fark olduğuna dikkat çekti. AB tarafından CN kodu, üretim yöntemi ve ülke bazında belirlenen varsayılan değerlerin çoğu durumda cezalandırıcı nitelikte olduğu vurgulandı. Varsayılan değerler ile gerçek veriler arasındaki farkın maliyetleri iki ila dört kat artırabildiğini, özellikle Çin, Hindistan ve Güney Afrika gibi ülkelerden yapılan tedariklerde bu farkın daha belirgin olduğunu söyledi.
SKDM’nin maliyet mekanizmasının, AB Emisyon Ticaret Sistemi ile uyumlu şekilde çalıştığını ifade eden Laing, referans değerlerin üzerindeki emisyonların SKDM kapsamında vergiye tabi tutulduğunu ve bu referans değerlerin ücretsiz tahsisatların kaldırılmasıyla birlikte her yıl düştüğünü dile getirdi. Bu nedenle maliyet etkisinin ilk yıldan itibaren başladığını ve zaman içinde arttığını söyledi.
Durumu örneklendiren Laing, karbon fiyatının 80€/mt olduğu varsayıldığında 1,343 tCO₂/mt emisyon yoğunluğuna sahip bir çelik tesisinin 0,782 tCO₂/mt referans değeri üzerinden hesaplandığında maliyetinin yaklaşık 46,42€/mt seviyesinde yer aldığını belirtti.
Uyum takvimi ve yükümlülükler
Laing, SKDM uyum takviminin net bir şekilde belirlendiğini söyledi. 2026 yılı boyunca emisyon verilerinin toplanması, 2027’nin ilk çeyreğinde raporlanması ve ikinci çeyrekte üçüncü taraf doğrulamasının tamamlanmasının gerektiğini aktardı. İthalatçıların 1 Şubat 2027 itibarıyla SKDM sertifikası satın almaya başlayacağı ve 2026 yılına ait emisyonlar için son teslim tarihinin 30 Eylül 2027 olacağını belirtti.
2027’den itibaren ise ithalatçıların her çeyrek sonunda gömülü emisyonların en az %50’sine karşılık gelen SKDM sertifikasını ellerinde bulundurmasının gerekeceğini vurguladı. Laing, 2026 yılı boyunca geçiş hükümleri nedeniyle sertifika satın alma zorunluluğu bulunmadığını ancak finansal yükümlülüğün 2027’de başlayacağını da kaydetti.
Değer zinciri boyunca sorumlulukların dağılımının net şekilde ortaya koyulduğunu söyleyen Laing, üreticilerin tesis bazlı emisyon verilerini oluşturmakla sorumlu olacağını, ithalatçıların ise bu verileri raporlama ve sertifika alma yükümlüğünün bulunacağını dile getirdi. Bu durumun, ithalatçıların üreticiler tarafından sağlanan doğrulanmış verilere bağımlı hale gelmesine yol açtığına ve 2027 yılında doğrulama kapasitesinde azalma yaşanabileceğine dikkat çekti.
Etkiler ülkeye göre farklılık gösteriyor
Laing, SKDM’nin etkilerinin ülkelere göre farklılık gösterdiğini belirtti. AB’ye uzun mamul ihracatında en büyük tedarikçi olan ve ağırlıklı olarak elektrik ark ocaklı üretim yapan Türkiye’nin, nispeten daha düşük emisyon yoğunluğu sayesinde avantaj elde edebileceğini ancak karbon fiyat indirimlerine dair belirsizliklerin sürdüğünü vurguladı. Hindistan’ın ise birden fazla üretim rotası kullanması ve girdilerindeki farklılık nedeniyle daha karmaşık bir tabloyla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. Mısır ve BDT ülkelerinin, belirli bir karbon fiyatlandırma sisteminin bulunmaması nedeniyle SKDM maliyetlerine tam anlamıyla maruz kaldığını dile getiren Laing, yüksek kömür bağımlılığı ve yüksek fırın-bazik oksijen fırını üretimiyle Çin’in, küresel ölçekte en yüksek gömülü emisyon seviyelerine sahip ülkelerden biri olduğunu ve Vietnam’ın ithal hurda kullanımıyla artan elektrik ark ocaklı üretiminden dolayı risk altında olduğunu söyledi.
SKDM’nin Kapsam 2 dolaylı emisyonlarını da kapsayacak şekilde genişletilmesinin beklendiğini söyleyen Laing, bu durumun özellikle elektrik yoğun üretim yapan tesisler için maliyet baskısını artırabileceğini aktardı. Ayrıca ürün kapsamının vida, boru ve tel ürünleri gibi nihai mamulleri de içerecek şekilde genişletilmesinin öngörüldüğünün ve bu genişlemenin 2028 yılına kadar yaklaşık 180 ek ürün kategorisini ve 7.500 ithalatçıyı kapsayabileceğinin altını çizdi.
İngiltere’nin mekanizmasıyla uyum gerekiyor
Laing, İngiltere’nin SKDM’sinin 1 Ocak 2027 itibarıyla yürürlüğe girmesinin planlandığını hatırlattı. Bu durumun, hem AB hem de İngiltere pazarına ihracat yapan şirketler için ayrı bir düzenleyici çerçeve oluşturacağını ve çifte uyum gerekliliğini beraberinde getireceğini ifade etti. Sistemin demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre ve hidrojen sektörlerini kapsayacağını, yıllık 50.000£ eşik değeri ve İngiltere Emisyon Ticaret Sistemi’ne bağlı üç aylık SKDM oranları gibi temel unsurlar içerdiğini belirtti.
Sonuç olarak Laing, SKDM kaynaklı maliyet etkisinin halihazırda belirgin olduğunu ve artmaya devam ettiğini vurguladı. Varsayılan emisyon verileri ile doğrulanmış veriler arasındaki farkın milyonlarca avroya ulaşan maliyet farklarına yol açabildiğini, kapsam genişlemesi ve doğrulama gereklilikleri gibi yaklaşan düzenlemelerin, çelik değer zinciri genelinde uyum süreçlerini daha karmaşık hale getirmesinin beklendiğini ekledi.
