9 Aralık Salı günü İstanbul’da gerçekleşen SteelOrbis 20. Çelik Konferansı - Çelik Piyasalarında Yeni Ufuklar konferansında konuşan İngiltere merkezli danışmanlık şirketi Redshaw Advisors Yeni İş Geliştirme Direktörü, Yenilenebilir Enerji Yöneticisi, CP Türkiye ve Körfez Ülkeleri Sorumlusu Anıl Akalın, AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (SKDM) ve mekanizmanın özellikle çelik sektöründe faaliyet gösteren ihracatçılar üzerindeki olası etkilerine ilişkin ayrıntılı bir sunum yaptı.
Akalın, karbon piyasalarının emisyon azaltım araçlarından biri sayılabileceğini belirterek sözlerine başladı. Karbon azaltımının doğrudan düzenleme, karbon vergisi, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) gibi ticaret sistemleri ve gönüllü karbon dengeleme olmak üzere dört temel mekanizmadan oluştuğunu aktardı. Şirketlerin bağlayıcı gerekliliklere uyum sağlamak ya da gönüllü sürdürülebilirlik taahhütlerini yerine getirmek için karbon piyasalarına katıldığını belirtti.
SKDM ücretsiz tahsisatların yerini alacak
Sunumun önemli bir bölümünde SKDM fiyatlarının temelini oluşturan ETS’ye odaklanan Akalın, karbon emisyonu karşılığında kullanılan ücretsiz tahsisatların sıklıkla ihaleye açıldığı, serbestçe alınıp satılabildiği ve süresinin dolmadığını dile getirdi. Son yıllarda ücretsiz tahsisat fiyatları, emisyon üst sınırının düşürülmesi, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji piyasalarındaki bozulmalar ve sisteme yeni dahil edilen sektörlerin yarattığı ek talep nedeniyle belirgin şekilde yükseldi. Bu eğilimin devam etmesi ve dolayısıyla orta vadede karbon fiyatlarının daha da yükselmesi bekleniyor.
Akalın, SKDM’nin, karbon sızıntısını önleyerek ETS'nin bütünlüğünü korumayı, yani karbon yoğun üretimin düzenlemelerin daha zayıf olduğu bölgelere taşınıp daha sonra ithal ürün olarak AB’ye geri dönmesini engellemeyi amaçlamadığını paylaştı. AB’li üreticilere yönelik ücretsiz tahsisatların aşamalı olarak kaldırılmasıyla birlikte SKDM, ithal ürünlere eş değer karbon fiyatı uygulanmasını sağlayacak. Sunumda mekanizmanın, kapsama giren ürünleri ithal eden ithalatçıların yetkilendirilmesini, ithal ürünlerin gömülü emisyonlarının hesaplanmasını, doğrulanmış emisyon verilerinin sunulmasını ve ürünler AB’de üretilmiş olsaydı ortaya çıkan karbon maliyetini yansıtan SKDM sertifikalarının satın alınmasını gerektirdiği dile getirildi.
Takvime göre SKDM’nin 2034 yılına kadar tam olarak uygulamaya girmesi bekleniyor. Bu kapsamdaki ilk sertifikalar, 1 Ocak 2026 tarihinden hemen önce kullanıma sunulacak. Akalın, sertifikalar henüz mevcut olmasa da 2026 yılına ilişkin mali yükümlülükler olduğunu ve ödemelerin 2027 yılına ertelendiğini vurguladı. İthalatçıların yıl boyunca sertifika biriktirmek ve 2027 yılının Mart ayına kadar gereklilikleri karşılamak zorunda olduğunu, sertifikaların ilk teslim tarihinin ise 2027 yılının Eylül ayı olarak belirlendiğini söyledi. Başlangıçta sertifika fiyatları ETS’nin ihale fiyatlarının üç aylık ortalamasına denk gelecek olsa da daha sonra haftalık ortalamaya geçiş yapılacağını ifade eden Akalın, kapsamın daha da genişletilmesinin ve 2030 yılına kadar özellikle nihai mamullerin dahil edilmesinin beklendiğini kaydetti.
SKDM fiyatlarının, ETS fiyat dinamiklerini yakından takip ettiği vurgulandı. Emisyon üst sınırının düşürülmesi, 2027 yılında deniz taşımacılığının kapsama alınması ve AB’nin yeşil enerjiye geçişi hızlandırmayı amaçlayan REPowerEU programı kapsamında düzenlenen ihalelerin azaltılmasıyla yükselen ücretsiz tahsisat fiyatlarının, SKDM sertifika fiyatlarının artmasına yol açacağının altı çizildi. Bu durumun, özellikle AB’ye ihracat yapan karbon yoğun sektörler için önemli maliyet riskleri yarattığı aktarıldı.
İhracata bağımlı ekonomiler için riskler artıyor
Akalın, SKDM’nin küresel ticaret üzerindeki etkilerine değindi. Bağımsız analizlere dayanarak verdiği bilgilere göre Çin, Türkiye, Hindistan, İngiltere ve Rusya gibi karbon yoğun ürün ihracatına büyük ölçüde bağlı ekonomilerin en çok etkilenenler arasında yer alacağını vurguladı. SKDM’nin, AB’nin toplam ithalatının yalnızca küçük bir bölümüne uygulanacağı tahmin edilse de özellikle çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörleri üzerinde yoğunlaştığını söyledi. İhracatçıların düşük emisyonlu üretimlerini SKDM pazarlarına yönlendirirken, yüksek emisyonlu ürünlerini başka pazarlara kaydırması riskine ilişkin endişeler olduğunu dile getirdi.
AB’nin önemli bir çelik ve alüminyum tedarikçisi olan Türkiye’den bahseden Akalın, tahmini gömülü emisyon faktörlerine ve 2030 ile 2034 yıllarının sertifika fiyat beklentilerine dayanarak Türkiye’nin AB’ye çelik ihracatının 2032 yılına kadar %2-3 düşebileceğine, Türkiye’nin SKDM’den kaynaklı maliyetlerinin 2026 yılında 771 milyon € ve ardından 2032 yılında 2,5 milyar € seviyelerine çıkabileceğine ve Türkiye’nin çelik ihracatının 2026 yılında ürün fiyatlarının %11’i kadar ek maliyetle karşılaşabileceğine dikkat çekti. Dolayısıyla emisyon ölçüm ve raporlama sistemleri güçlendirilmediği sürece SKDM’nin Türk ihracatçılarının yıllık maliyetlerinde önemli artışlara yol açabileceğinin altını çizdi.
Doğru emisyon verilerinin, yerel karbon fiyatlandırmasının ve sertifika fiyatlarındaki oynaklığı azaltmaya yönelik stratejilerin önemine değinen Akalın, erken hazırlık sürecinin SKDM kapsamında karşılaşılabilecek riskleri minimize etmek için kritik öneme sahip olduğunun altını çizdi. Özellikle 2026 yılından itibaren zorunlu olacak doğrulanmış ölçüm yöntemlerine ve emisyon verilerine odaklanarak şirketlerin sürece uyum sağlayabileceğini dile getirdi. Bu sayede hem finansal yükümlülüklerin önceden planlanabileceğini hem de piyasa dalgalanmalarına karşı önlemler alınabileceğini paylaşan Akalın, finansal risk yönetimi ve hedging mekanizmaları kapsamında maliyetlerini sabitlemek isteyen şirketlerin ileriye dönük pozisyon alma imkânı sağlayan çeşitli araçları kullanmasını önerdi. Bu sayede özellikle SKDM kapsamına giren sektörlerin SKDM sertifikalarının maliyetlerini bugünden sabitleyerek fiyat dalgalanmalarına karşı kendilerini koruyabileceklerinin ve rekabet avantajı elde edeceklerinin altını çizdi. Anıl Akalın, şimdiden önlem almayan şirketler için 2026-2030 döneminde ortaya çıkacak toplam maliyetlerin oldukça yüksek olacağını ancak hedging stratejileriyle bu maliyetlerin %40 ila %65 oranında düşürülebileceğini belirterek sözlerini tamamladı.
