Stockholm Çevre Enstitüsü (SEI), Avrupa’nın yeşil çelik üretiminde lider olma hedefinin daha güçlü ve tutarlı politika desteği olmadan tehlikeye girebileceğini belirtti. Aynı zamanda İsveç merkezli Stegra’nın hidrojen bazlı çelik projesinin devam eden finansman sürecindeki belirsizliklere de dikkat çekti.
İsveç hükümetinin 2025’in sonunda 37 milyon € tutarında devlet yardımı sağlamış olmasına rağmen bu tutarın, Avrupa Komisyonunun daha önceden onayladığı seviyenin altında kaldığı ifade edildi. İlgili liman altyapısına yönelik ilave kamu finansmanı talebinin reddedildiği ve Stegra’nın müşterileriyle yaptığı ticari anlaşmalara rağmen finansal değerinin düşük olmasının yatırımcıların endişelerini artırdığı belirtildi.
SEI, bu gelişmelerin Avrupa’nın büyük ölçekli yeşil sanayi projelerini hayata geçirme ve karbonsuzlaşma stratejisindeki ivmeyi sürdürme kapasitesi konusunda daha geniş soru işaretleri doğurduğunu kaydetti.
Küresel yeşil çelik yarışı hızlanıyor
Enstitü, özellikle İskandinavya gibi temiz sanayi dönüşümü için güçlü potansiyele sahip bölgelerde Avrupa’nın tereddüt lüksü bulunmadığını vurguladı. Tutarsız politikalar ve finansal desteğin, yatırımcı güvenini zayıflatabileceği ve özel sermayeyi caydırabileceği dile getirildi.
SEI, Avrupa’nın geçmişte güneş panelleri, batarya hücreleri ve elektrikli araçlar gibi sektörlerdeki liderliğini kaybettiğini hatırlattı. Benzer rekabet baskılarının artık rüzgâr türbinleri, elektrolizörler ve yeşil çelik alanlarında da ortaya çıktığına dikkat çekti.
Çin’in temiz üretimdeki hızlı genişlemesi buna örnek olarak gösterildi. Çinli çelik üreticisi HBIS’in Avrupalı bir alıcıya hidrojen bazlı düşük emisyonlu çelik ihraç etmiş olmasının, yeşil çelikte küresel rekabetin fiilen başladığını ortaya koyduğu vurgulandı.
SKDM ve ETS reformları maliyet dinamiklerini değiştirebilir
SEI’ye göre AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), Avrupalı üreticileri koruyabilecek ve küresel karbonsuzlaşmayı teşvik edebilecek temel politika araçlarından biri. Karbon kaçağını önlemenin ötesinde SKDM, “Brüksel Etkisi”ni güçlendirerek Hindistan, Çin, Türkiye ve Güney Kore gibi ticaret ortaklarını kendi yeşil çelik ve emisyon ticaret sistemlerini hızlandırmaya yönlendirebilir.
Bununla birlikte maliyet önemli bir engel olarak gösterildi. Hidrojen bazlı yeşil çelik fiyatlarının, geleneksel yüksek fırın bazlı üretime kıyasla şu an %20-30 daha yüksek olduğu aktarıldı. Ancak SEI, AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) reformları ve SKDM’nin tamamen yürürlüğe girmesiyle birlikte İskandinavya, Portekiz ve İspanya gibi yenilenebilir enerji açısından avantajlı bölgelerde üretilen yeşil çeliğin 2026 itibarıyla AB pazarında maliyet açısından rekabetçi hale gelebileceğinin altını çizdi.
Uzun vadede ölçek ekonomileri ve düşen yenilenebilir enerji maliyetlerinin fiyat farkını daha da daraltmasının beklendiği paylaşıldı. Bu durumda fiyat dalgalanmalarının, fosil yakıt kullanılarak çelik üretilen piyasalardaki benzer seviyelere gerileyebileceği bildirildi.
Politika tutarlılığı belirleyici olacak
SEI, Avrupa için stratejik sorunun birincil çelik üretimini karbonsuzlaştırıp karbonsuzlaştırmamak değil, bunu ne kadar kararlı ve hızlı gerçekleştireceği olduğunu vurguladı. Yatırım risklerini azaltacak, altyapı yatırımlarını hızlandıracak ve AB kurumları ile üye devletler arasında uyumu sağlayacak daha güçlü ve tutarlı politika çerçevelerine ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Ay sonunda açıklanması beklenen Sanayi Hızlandırıcı Yasası ve Avrupa Rekabetçilik Fonu gibi girişimlerin talep ve yatırım koşullarını şekillendirmede kritik rol oynayacağı dile getirildi. SEI’ye göre Stegra örneği, iklim hedeflerini somut sanayi yatırımlarına dönüştürmek için öngörülebilir ve istikrarlı destek mekanizmaları gerektirdiğini gösteriyor.
Son olarak Avrupa’nın önünde üç senaryo olduğuna dikkat çekildi. Bunlar; yerel temiz enerji veya ithal yeşil demir destekli düşük emisyonlu birincil çelik üretimine geçmek, çelik üretimini Avrupa dışına yönlendirmek ve mevcut üretimi devam ettirip fosil yakıt ithalatına bağımlılığı sürdürmek olarak sıralandı. SEI, yeşil sanayileşmenin gecikmesinin Avrupa’nın inovasyon kapasitesi, stratejik özerkliği ve uzun vadeli rekabet gücü üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
