SteelOrbis

 
Makaleler

Aklın yolu ya da çıkarlar

Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur diye boşuna dememişler. Bundan tam bir yıl önce derginizin bu sayfalarında A.B.D.’nin yeni başkanı Donald Trump ve onun tarafından Ticaret Bakanlığı’na atanan Wilbur Ross’tan söz etmiş, Trump tarafından kampanya döneminde ve seçimi kazandıktan sonra verilen sözlerin ABD çelik sektöründe yarattığı hızlı etkiye vurgu yapmışız. Yeni seçilen başkanın hızla işe girişmesinin, seçimden sonraki sadece iki buçuk aylık sürede çelik sektörü endeksinin yüzde 20 oranında artış göstermesini sağladığını vurgulamışız. Bunların yanında asıl dikkat çekeninse, yeni başkanın buldozer gibi önüne geleni ezip geçerek ilerlemeye devam etmek kararlılığı olduğunun altını çizmişiz.

Başkan Trump tarafından kameralar önünde imzalanan, attığı imzaları sırıta sırıta kameralara gösterdiği kararları hatırlıyor musunuz? İşte o kararlardan bir tanesi Amerikan çeliğinin maksimum oranda kullanılmasının sağlanması için gerekli çalışmaların yapılmasını öngörüyordu. Bu görevi de ABD Ticaret Bakanlığına veriyordu. Ticaret Bakanlığına ise, onbeş yıl kadar önce Bush döneminde ithalata uygulanan kotalar ve vergiler sayesinde çelik sektöründe milyar dolarlar vuran,  The Economist dergisinin “Mr.Protectionism” yani Bay Korumacılık adını verdiği Wilbur Ross getirilmişti. Ross ile birlikte Trump ekibinde yer alan bir başka tanıdık isim ise, her konuşmasında Çinliler, Koreliler ve Türklerin ürettiği çeliklerin ABD’ye ithalatından şikayet eden ve bunun engellenmesi gerektiğini söyleyen Nucor’un eski tepe yöneticisi Dan Di Micco idi.

O dönemde, yani tabiri caiz ise günlerden çarşamba iken bakın ne demişiz: “Trump ve ekibi ABD çelik sektörüne çok para kazandıracak. Buna hiç şüphe yok. … Trump, Ross ve Di Micco oralardayken bu işlerin hepsi değilse bile büyük bölümü Amerikan üretimi ile yapılmak zorunda olacaktır. … ABD üretimi, çelik talebi ve buna bağlı olarak fiyatları artacağından, yerel üreticiler kazandıkları paraları koyacak yer bulamayacaklardır.”

Eminim takip etmişsinizdir: Nucor, 2017 yılında 1,2 milyar dolar civarında net kar elde etti. Yöneticiler operasyonların başarısından söz edebilirler ama en büyük etkinin ithalata karşı alınan önlemlerden geldiğini hepimiz biliyoruz.

Geçen yıl yine bu konuda tartışırken şöyle devam etmişiz: “Tabii ABD’li üreticilerin de bazı çekinceleri var….Sıvı çelik ABD’de üretilmez ama yarı ürün ithal edildikten sonra ABD’de haddelenir ve ürün haline getirilirse o zaman ne olacak endişesi yani. O zaman daha makul maliyetli yarı ürün, slab veya kütük ithal edilip nihai ürün haline getirilerek daha rekabetçi fiyatlarla piyasada satılabilir…. Wilbur Ross ve Dan Di Micco … engel olabilmek için bir takım çareler düşündükleri için yasa tasarısı senatoya henüz gönderilmemiş olabilir. …. Çok karmaşık bir konu ve zaman bize neyle karşı karşıya kalacağımızı gösterecek. Fakat bizim için iyi bir şey olmayacağını düşünmek hiç de zor değil. … bu Çinli, Koreli ve Türklerin yüzüne kapıları nasıl kaparız diye hesaplar yaptıklarından hiç şüphem yok.”

Sonunda kutu açıldı

Gerçekten de o dönemlerden itibaren ince ince hesaplarını yapmışlar ve kutuyu Şubat ayı ortasında açtılar. ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, ABD’nin Ulusal Güvenlik kapsamında bir ticaret anlaşması dâhilinde 1962 yılında kanunlaştırdığı Section 232 kapsamında Başkan Trump’a üç farklı seçenek sunduklarını açıkladı. İlki, tüm ülkelerden tüm çelik ithalatına, yani yarı ürün bitmiş ürün ayırmadan en az yüzde 24’lük ek verg                        i getirilmesi. İkinci alternatif aralarında Çin, Kore, Rusya ve Türkiye’nin de olduğu 12 ülkeye en az yüzde 53 vergi, son seçenek ise tüm ülkelere 2017 ihracatlarının yüzde 63’u oranında kota getirilmesini teklif ediyor.

Bu tedbirleri önerirken, ABD yerel çelik sektörünün kapasite kullanımının artırılmasını hedefliyorlarmış. Bunu, SteelOrbis’in Ocak ayında Las Vegas’ta düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katılan SMA yani Amerikan çelik üreticileri birliği başkanı Philip Bell ile de detaylı olarak ve yüz yüze konuşma fırsatımız olmuştu. Elbette üreticilerin kapasite kullanımının artırılmasını isteyecekler. Ancak kapasite kullanımı söyledikleri gibi yüzde 73 seviyesinden yüzde 80 seviyesine çıktığında ABD’nin ihtiyaç duyduğu için ithal etmekte olduğu çelik miktarını yerine koyabilecekler mi? Pek mümkün görünmüyor. Elbette bir politikacı olan Bell diyor ki; “Amerikalı üreticiler yeni yatırımlar yapmak için de fırsat bulacaklar, fakat şu anda yapamıyorlar”. Aslında biliyoruz ki yeni yatırımlar da var. Özellikle Nucor’un. Onların yüksek karlılığı da böylece şimdiden garanti altına alınmaya çalışılıyor herhalde. Garantiye alınmaya çalışılan bir başka konu ise, köhnemiş, verimsiz çalışan üreticilerin her şeye rağmen karlı çalışabilmeleri gibi görünüyor.

ABD yönetimi, Başkan Trump tarafından yüksek perdeden ve büyük bir egoyla dile getirildiği gibi önce Amerika’yı düşünüyor. Ama acaba bu yaptıkları gerçekten ABD’nin yararına olacak mı? Yoksa sadece Amerikalı çelik üreticilerinin kasalarını mı dolduracak?  Çok sayıda ABD’li kurum ve kuruluş, iktisatçı, analist bile bu yaklaşımın zararları konusunda Trump yönetiminin uyarmaya çalışıyorlar. Bunların arasında yer alan ABD Merkez Bankası eski başkanı Alan Greenspan, başkana geçen yıl bir mektup yazarak, George Bush tarafından 2000’lerin başlarında Section 201 kapsamında çelik ithalatına karşı uygulanan  kotaların ABD ekonomisine nasıl zarar verdiğini, ne kadar büyük bir istihdam kaybına yol açtığını hatırlatmaya çalıştı. Ama görünen o ki boşa uğraşmış. Korkarım mevcut Ticaret Bakanı Ross, sadece o kotalar sayesinde kendi kasasına koyduğu milyar dolarları hatırlıyordur. Di Micco da öyle.

Arı kovanına çomak sokmak

Diğer yandan bu öneriler, eğer Trump yürürlüğe koyacak olursa neredeyse tüm dünyanın ABD’nin karşısında yer almasına sebep olacak gibi görünüyor. Bu işten bizim zarar görmemiz zaten kaçınılmaz. Ama Rusya’dan Güney Afrika’ya, Meksika’dan Vietnam’a onlarca ülke daha büyük zarar görecek. Mutlaka Dünya Ticaret Örgütü nezdinde aksiyon alınacaktır. Zaten onbeş yıl önceki Section 201 uygulamaları da DTÖ sürecinin ABD tarafından kaybedilmesine çok az zaman kala geri çekilmişti. Bu kez de DTÖ nezdinde kazanmaları mümkün değil gibi görünüyor. Ama Trump arı kovanına çomak sokmaktan çekinmiyor.

DTÖ kenarda dursun, başta Çin ama Almanya, Kanada, Japonya ve Güney Kore gibi müttefikler de dahil olmak üzere G20 ülkelerinin neredeyse tüm geri kalanları ABD’ye karşılık vereceklerini açıklıyorlar. Bu da çok büyük ve yıkıcı etkileri olabilecek bir ticaret savaşı anlamına gelecektir. Bu kadar geniş bir karşılık verilmesi halinde ABD ekonomisinin çok daha ciddi şekilde olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.

İşin dış ticaret boyutu ayrı ama bir de ABD ekonomisine ne yapacağı var. Amerikalı çeşitli kurumlar, konuyla ilgili yaptığı açıklamalarda malumu ilan etmeye devam ediyorlar. Diyorlar ki; ne kadar vergi konulursa konulsun, bazı endüstrilerde yerel üretim yetersiz olduğu için Amerikalı üreticiler ithalata devam etmek zorundalar. Bu da üretim maliyetlerinin ve dolayısıyla Amerikalı tüketicilerin alım fiyatlarının artacağı anlamına gelecek. Peki ama nereye kadar? Sonunda o endüstrilerde ithalata karşı rekabet edemez hale gelecekler ve hem iş hem de istihdam kayıpları müthiş olacak.

Aklın yolu bir derler ama bugünün siyasetinde işlere o şekilde bakılmayabiliyor demek ki. Bir kesimin çıkarları, toplumun, hatta ülkenin genelinin menfaatinin önüne geçebiliyor. Hatta zararına işler bile yaptırabiliyor. Hatta ve hatta tüm dünyayı karşına almaya varacak kadar cüretkarlığa itebiliyor. İlginç bir dönem yaşıyoruz yine. Bakalım bu cüretkarlık nerelere götürecek bizi?


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Skip to toolbar